Bakici Kadin – 2

Bakici Kadin – 2

Daha önce kızımın bakıcısı ile birlikte yaşadıklarımızı “Bakici Kadin” başlıklı hikâyede anlatmıştım. Bu onun devamı…

Yaşadığım o güzel günden sonra artık özellikle oyalanıyordum ki karım gitsin biz de Necla ile baş başa kalalım diye. İlk kez beraber olduğumuz günü ertesi sabahı eşim gittikten sonra bu geldi ben kapıyı açıp bunu içeri aldım. Sokak kapısını kapatır kapatmaz dudaklarına yapıştım. Bu ilk başta istediğim şehvetle karşılık vermese de sonrasında oda azmış olacak ki karşılık vermeye başladı. Dilimi ağzının içinde gezdiriyordum bu ne yapacağını bilmeden karşılık vermeye çalışıyordu. Bir yandan bunu öpüyor bir yandan da bir elimle göğüslerini okşuyordum. Göğüslerini okşadıkça bunun inlemesi artmaya başladı. Bluzunun düğmelerini açıp göğüslerini sütyenden kurtardım. Daha öncede söylediğim gibi g0öğüsleri oldukça büyüktü. Sütyenin kopçasını açmadığım için göğüslerini çıkarmak zor oldu ama sütyen alttan destek verince çok daha güzel gözüküyordu. Yaşındna dolayı olan sarkıklıkta kayboluyordu. Altında hafif diz altı boyunda bir eteği vardı. Elimi göğüslerinden indirip eteğini sıvadım. Parmaklarımla amını okşuyordum. İç çamaşırı ıslaktı ve amı sulanmaya başlamıştı. İlk önce altındaki külotlu çorabı sonrada külotunu çıkardım. Bir ayndan göğüslerini emiyor öte yandan orta parmağımı amına sokup çıkarıyordum. İnlemeleri iyice artmaya başlamıştı. Eliyle pantolonumun üstünden beni okşuyordu. Boyu benden kısaydı. Bu yüzden hem göğüslerini emmek hem de parmağımı amına sokmak için eğik pozisyondaydım. Bu sikimi pantolondan dışarı çıkarmak istedi ama başaramadı. Çünkü uzak kalıyordu. Bir iki denemden sonra “Ona dokunmak istiyorum ne olur çıkar onu” dedi. Bende hemen pantolonu çözüp boxer indirdim bunun eline verdim. Rahat okşasın diye buna yaklaştım ve dudaklarından öpmeye başladım. Böylece beni çok daha rahata okşaya biliyordu. Sikim onun okşaması ile birlikte sertlikte en üst noktaya gelmişti. Bu “Ohhh çok güzel oldu bu” deyip önümde diz çöktü benimkini ağzına almaya başladı. Süper sakso çekmiyordu ama karım bunu hiç yapmadığı için bana süper gibi geliyordu. Biz bunların hepsini sokak kapısının olduğu antredeki ayakkabılığın yanında yapıyorduk. O kadar güzeldi ki yatak odasına gitmek aklıma bile gelmedi. Hem böylesi daha sıra dışı ve güzel oluyordu. Bir süre sonra bunun ayağa kaldırdım ve sırtını bana çevirdim. Kulağına doğru uzanıp eğilmesini söyledim. O da burada mı gibilerinde baktı bende ellerini tutup ayakkabılığın alçak olan yerine dayadığımda tam domalmış durumdaydı. Hemen arkasına geçtim ve eteğini sıyırıp belinin üstüne attım. Burada yapmayalım apartmandan duyan olacak dedi ama benim umurumda değildi. Eğilip amını yalamaya başladım. Bu resmen inliyordu. Sesi duyulmasın diye elini ısırıyordu. Amı iyice sulanmıştı. Bende hemen kalkıp sikimi amına yerleştirdim ve içine bir seferde soktum. Bu ağzında eli olmasına rağmen dayanamadı bir çığlık attı. Hılzı bir şekilde pompalıyordum. Artık amının sularından dolayı şap şap sesleri çoğalmıştı. Necla da iyice haz almaya başlamıştı. Kalçasını bir o yana bir bu yana sallıyordu. Hatta ben pompalamayı kestiğimde bu götünü ileri geri yapıp beni içine alıp dışarı çıkartıyordu. Bir süre onun hareket etmesini zevkine vardıktan sonra ben yine pompalamaya başladım. Onu iyice zevek getirmek isitoyrdum çünkü o zevke geldikçe sikime uyguladığı baskı artıyor bende daha çok zevk alıyordum. Bu yüzden pompalarken üstüne eğildim elimi göbeğinin altından uzatıp parmaklarımla klitorisini okşuyordum. Bu onu iyice çılgına çevirmişti. Ahhhh ahhhh evet evet devam et, daha hızlı” diye inliyordu. Bende hem sikimin hemde parmağımın temposunu arttırmıştım. İyice azan Necla kalçalarını öyle bir sallıyordu ki sikim neredeyse amından çıkacak noktaya geliyordu. Bu da hem beni hem onu iyice azdırıyordu. Bunun ritmi iyice bozulmaya başlamıştı. Gelmek üzereydi ama benimde dayanacak halim kalmamıştı. Ama ondan önce gelip onun zevkini de yarım bırakmak istemiyordum. Kendimi resmen sıkıyordum ama patlamak üzereydim ki bu kasılarak ve inleyerek boşalmaya başladı. Boşalmanın verdiği kasılmanın basıncı ile zaten zor tuttuğum döllerim içine adeta bir volkan gibi fışkırmaya başladı. Necla içine boşalmamın verdiği hazla iyice inlemeye başladı. İkimizin de kasılmaları yaklaşık aynı zamanda bitti. Sikim yavaş yavaş inmeye başlamıştı bu da ayakkabılığa tutunarak olduğu yere oturdu. Bitirdin beni ben hayatımda böyle bir şey yaşamadım dedi zevkin verdiği gülümseme ile. O yere oturmuş ben ise ayaktaydım ve sikimden onun suları ile karışık hala döllerim damlıyordu. Bu soluk soluğa kalmasına rağmen boşuna gitmesin bu muhteşem şeyler dedi ve inmeye başlayan sikimi ağzına alıp akan dölleri bir güzel emdi ve yuttu. Bu da benim bittiğim an oldu. Bu sikimi emmeyi bırakınca bende olduğum yere yanına oturdum ve başımı o kocaman muhteşem memelerine dayayıp yattım. Bir on dakika kadar bu pozisyonda kaldık. Sonra kalktık bu önce bizim bebeğe baktı ve gelip hala uyuyor dedi. Sonra da banyoya gidip bir güzel duş aldık ve sonra ben işe gittim.

Bu güzel günler böyle devam ediyordu her zaman evden geç çıkmıyordum zaman zaman da eşim şüphelenmesin diye evden çıkıp eşim gittikten sonra dönüyordum. Böyle döndüğüm günlerden birinde de ö güzel ve dar götünü sikmeyi başardım. Zor oldu ama muhteşem bir zevkti. Neyse yeterince uzun oldu. Eğer bunu beğenirseniz onu da başka bir yazımda paylaşırım 😉

Kayınpederimin Sayesinde Yediğim Yarraklar! (1. B&

Kayınpederimin Sayesinde Yediğim Yarraklar! (1. B&

Slm, ben Ankara’dan Hümeyra. Ailemin maddi durumu fevkaledeydi. Sevdiğim genç, babamın tabiri ile, ipe sapa gelmez itin ta kendisiydi. Ama sevmiştim onu. Üniversiteyi kazanmama rağmen gitmedim. Bir gece ona kaçtım ve evlendik. Ailem beni birdaha kabul etmedi. Evleneli bir yıl olmuştu ve ben ozamanlar 19 yaşındaydım. Kocamın ailesiyle birlikte oturuyorduk. Gerçekten de maddi imkanlarımız çok ama çok kısıtlı idi. Bir yıl çok büyük maddi güçlüklerle geçti. Kocam girdiği işlerden bir haftada çıkan, çalışmak istemeyen tembel biriydi. Gün geçtikçe de kocama olan sevgim azalır olmuştu. Üzgündüm, sürekli ağlayarak geçiriyorum günlerimi. Sonunda kocam askere gitti, bense kayınpederlerin yanında kaldım.

Kayınpederim bir bakanlıktan emekli idi. Aynı bakanlıktan emekli olan arkadaşı Ali bey, bir inşaat firmasını kurmuş ve kendisine bir sekreter ve dışarıda işleri koşturacak birisini arıyormuş. Kayınpederim de ona, (Bizim gelin çalışsın, oğlan asker, zor durumdayız, bir sürü borç bırakıp gitti eşek sıpası!) diye dert yanmış. Ali bey de, (Tamam gelsin başlasın hemen!) demiş. Kayınpeder bana iş bulduğunu söylediğinde, en azından elime geçen parayla kendi ihtiyaçlarımı alırım, kocama para gönderirim, bir güvencem olur v.b gibi düşüncelerle hemen kabul ettim tabiki.

Kayınpeder beni aldı, Kızılay’da bir binaya gittik. Binada, ev olarak kullanılan normal dairelerin yanı sıra, bazı daireler büro olarak kullanılıyordu. Büronun kapısını 50 yaşlarında, biraz kel, bıyıklı, orta boylarda bir bey açtı. Evet bu Ali beydi. Çok sevecen bir şekilde karşıladı bizi. Oturduk konuştuk. Ben o zamanlar incecik narin yapılı biriydim, uzun saçlarım vardı. O gün güzel de giyinmiştim. Biraz oturup konuştuktan sonra, Ali bey kayınpederime, “Biz gelininle anlaşırız, sen merak etme üstad!” dedi ve kayınpederimi uğurladı. Ben o günden itibaren çalışmaya başladım. Ali bey ne derse harfiyen yerine getiriyordum. Öğlen yemeklerini bazen beraber, bazende odamda ben tek yiyordum. Güzel geçiyordu günlerim. Elim parasal yönden biraz düzelmiş, eve de yardım ediyordum. Kayınpeder halinden çok memnundu. Ben akşamları eve gelince bana hiç iş yaptırtmıyordu bile, evdeki görümceme yaptırıyordu tüm evişlerini işleri. Böyle aradan 4 ay geçmişti.

Ali beyin eşi birkaç yıl önce vefat etmişti. Hoş arada sırada bayan arkadaşının da geldiğini görmüştüm. Bayan arkadaşı gelince, Ali bey beni dışarıdaki işlere gönderirdi. Olayın farkına varmıştım, ama herkesin özel hayatı, beni ilgilendirmez diyordum, ama çokta merak ediyordum yalan yok. Ali beyin arada sırada da beni süzdüğünün farkındaydım, ama hiçbir şey söylemiyordu bana. Bir gün bana seslendi, “Hümeyra, bu gün arkadaşım Mustafa gelecek, şu parayı al da biraz çerez, kavun, beyaz peynir, meyva falan al. Haa, rakı da az, bir de soğuk rakı al!” dedi. “Peki!” dedim, dediklerini karşıdaki marketten aldım ve hemen geldim. Mutfağa gidip hazırladım, bürodaki masaya getirdim.

Ali bey akşam üstü arada bir demlenir, benle sohbet eder, ben de kola içerek ona eşlik ederdim. Yine öyle olacak zannettim. Neyse, aradan 10 dakika geçti geçmedi kapı çaldı. Mustafa bey geldi. Kendisi de aynı bakanlıktan emekli idi, o da hemen hemen aynı yaşlardaydı. Kapıyı açınca bana gülümsedi, yanağımı okşadı. Ben kapıyı kapatmak için arkamı döndüğümde eli kalçama dokundu. Yok yok, mutlaka eli yanlışlıkla çarptı, öyle birşey yapmaz dedim kendi kendime. Güldüm, içeri buyur ettim ve odama çekildim. Büro ile odam arasında da bir koridor vardı. Bir ara benden bahsettiklerini duydum. Kapıların açık olmasına rağmen tam anlaşılmıyordu konuştukları, ama benden bahsediyordu Mustafa bey. Ne diyordu diye merak ediyordum…

Sonra beni çağırdılar yanlarına. Gittiğimde Mustafa bey, “Hümeyra, gel otur, bizimle bir duble rakı da sen iç, hem biraz da laflarız!” dedi. Hayatımda hiç içki içmemiştim. Ama sırf hakkımda ne konuştuklarını çok merak ettiğimden kabul ettim. Rakıdan bir yudum aldım ve tadını da kokusunu da beğenmedim. Yüzümün ekşidiğini görünce, Mustafa bey, “İlk defa mı içiyorsun?” diye sordu. Ben, “Evet, tadı berbat!” deyince, “Ozaman bir seferde fondip yap!” dedi. Dediği gibi yaptım, bir dikişte bitirdim bardaktaki rakıyı. Ama halen ağzımdaki Anason tadı vardı ve yine yüzüm ekşimişti. Mustafa bey kendi çatalıyla ağzıma önce biraz beyaz peynir verdi, üstüne de bir parça kavun yedirdi. Ağzımdaki Anason tadı şimdi yerini kavun tadına bırakmıştı, ama kafamın hafiften dönmeye başladığını hissediyordum. Ve işin garip tarafı, vücudum gevşemiş, dilim çözülmüştü, sebebini bilmediğim bir şekilde neşeliydim. Bana sormadan Ali bey bir duble daha rakı doldurup verdi elime, “Al bakalım, bu seferkini yavaş yavaş yudumla!” dedi.

Ben rakıdan yudumladıkça, Ali beyle Mustafa bey sırayla ağzıma beyaz peynir ve kavun veriyorlar, kah sırtımı sıvazlıyorlar, kah başımı okşuyorlardı. Doğrusu gösterdikleri bu ilgi çok hoşuma gitmişti. Sonunda ikinci dublem de bitmiş ve kafam çok güzel olmuştu. Ali bey, “Bak sana bir teklifimiz olacak, daha çok para kazanmak istermisin?” deyince, hemen atladım, “Tabiki isterim!” dedim. “Bizim dediklerimizi yaparsan eline çok iyi para geçer! Ailece zor durumda olduğunu biliyoruz. Kayınpederin bana (Eti de senin, kemiği de!) demişti, hatırlıyormusun?” dedi. Evet gerçekten te öyle söylemişti. Ali bey, “Eğer daha çok çalışırsan, sana daha çok para veririz!” dedi. “Tamam, çalışırım!” dedim. “Söz mü?” dediler, “Söz! Ama ne iş yapacağım?” dedim. “Kabul ediyormusun, önce onu söyle?” dediler. “Tabiki kabul ediyorum, neden etmeyim? Sonuçta haftasonlarım boş geçiyor!” dedim. “Bir iki saat te akşamları fazladan çalışırsın!” deyince, “Tamam!” dedim. “Ozaman mesai çizelgen için şunu imzala! İstersen oku!” dediler. Onlara çok güvendiğimden ve ayrıca arada kayınpeder de var diyerek, hemen imzaladım. Ali bey kayınpederimi de aradı, durumu izah etti, o da seve seve kabul etti, fazladan para alacaktım sonuçta.

Ali bey güldü, kağıdı aldı, kasaya koydu ve Mustafa beye, “Güzel! Bak hiç zor olmadı!” dedi. Mustafa bey de güldü, rakısını içmeye devam etti. Ben halen anlamamıştım, fazladan ne iş yapacağımı sordum. Ali bey gülerek, “Bizim özel isteklerimizi yerine getireceksin! Bizi memnun et, biz de seni fazla fazla memnun ederiz!” deyince, “Nasıl yani?” dedim. Mustafa bey bir kahkaha attı, “Üstad sen harikasın valla, nerden bulursun bunları yaa!” dedi. Ali bey gayet ciddi bir şekilde, “Bak Hümeyra, biz seni bir güzel sikeceğiz!” deyince, bir reflexle, “Hayır, olmaz!” dedim. “Nasıl olmaz? İmza attın! Ayrıca kayınpederine telefon ederim, senin gelin çalışmak istemiyor, hem de eli uzun, birkaç kez hırsızlık yaparken yakaladım onu derim!” dedi.

Ne yapacaktım şimdi ben? Acaba kabul etse miydim? Üstelik ne zamandan beri yarak da görmemiştim. Bazı geceler rüyamda boşaldığım bile oluyordu. Tüm cesaretimi topladım ve “Tamam kabul ediyorum, istediğinizi yapacağım!” dedim. Mustafa bey, Ali beye, “İşte bu dostum! İlk sen buldun, ilk sen bak tadına!” dedi. Ali bey elimden tutarak beni kaldırdı ve misafirleri kabul ettiği odaya götürdü. Ayakta gömleğimin düğümelerini açtı. Dudaklarımı, boynumu boğazımı öperken, bir eli göğüslerimde geziniyor, göğüslerimi sıkıyor, diğer eli de kalçalarımı okşuyordu. Sonra beni kanepeye oturtup, kendisi soyunmaya başladı, “Hadi durma, soyun sen de!” dedi. Sıkıla sıkıla soyundum. Kanepeye uzandım. Kapı yarı açık kalmıştı bu arada…

Ali bey sikini eline almış, yüzüme doğru sallayarak, “Hadi biraz em de kendine gelsin!” dedi, sikini ağzıma dayadı. Kocamla sevişiyormuşum gibi hissetmeye çalıştım, gözlerimi yumdum ve bir güzel emdim sikini, taşaklarını yaladım. Meğerse nekadar çok özlemişim yarak yalamayı. Ali bey sikini biraz yalattıktan sonra aşağı tarafıma geçti, bacaklarımı ayırdı ve kalçalarımı okşayarak, dilini amıma soktu. Amımın dudaklarını emiyor, klitorisimi yalıyordu, bu konuda kocamdan daha tecrübeliydi. Amım müthiş sulanmıştı. O ara kapıda Mustafa beyi gördüm, bize bakıyor ve yarağını sıvazlıyordu. Az sonra o da içeri soyunuk bir şekilde geldi, kalkık yarağını ağzıma verdi. Resmen ağzımı sikiyordu, ağzımda gidip geliyordu. Ben artık kendimi olayın akışına kaptırmıştım, çünkü bedenimin buna ihtiyacı vardı.

Ali bey amcığımı yalıyor, arada bir parmaklarını sokuyordu amıma. Boşalacağımı hissettim, iyice dolmuştum çünkü. Kaç aydır yarrak yüzü görmezken, şimdi iki tane vardı. Ali bey kalktı ve Mustafa beyle yer değiştirdiler, şimdi Ali beyin yarağı ağzımda, Mustafa bey benim amcığımı yalıyordu. Mustafa bey amımı yalarken bir ara parmağını göt deliğine soktu, işte o zaman sarsıla sarsıla orgazm olup, işercesine boşaldım. Mustafa beyin yüzü püsküren zevk sularımdan sırılsıklam olmuştu. Mustafa bey bir, “Woawww!” çektikten sonra doğruldu, bacak arama yanaştı. Yarağını önce amımın dudakları arasına sürttü, sonra birden sonuna kadar kökledi amıma.

Kaç aydır yarak girmediği için amcığım daralmıştı. Bundan dolayı canım yanmıştı, ama bir o kadarda hoşuma gitmişti. Yarağı içimi doldurmuştu. Bir taraftan Ali bey ağzımı sikerken, Mustafa beyin amcığımı sikmesi tarif edilmez bir zevk veriyordu bana. Doğrusu Mustafa bey işini iyi yapıyordu, bir taraftandan da, “Uzun zamandır sikilmediği belli, amı öyle dar ki, sikimi mengene gibi kıstırıyor üstadım!” diyordu. Bu Ali beyi dahada da şehvetlendirmişti ki, iyice sokuyordu yarağını ağzıma, boğazımın derinliklerine kadar giriyordu. Sonra aniden ağzıma boşaldı. Midem bulanmadı hiç, sikini emmeye yalamaya devam ettim, ama yutmadım, döllerini geri sikine tükürdüm. O sırada Mustafa bey de, “Offf, harika bir amcığın var!” diyerek içime boşaldı…

Biraz dinlendikten sonra beni kaldırıp banyoya götürdüler, bir güzel yıkadılar, kuruladılar. Sonra da büroya geçtik, üçümüz de çırılçıplak bir şekilde. Beni aralarına oturtmuşlardı, sürekli iltifat ediyorlardı. Harika bir kadın olduğumu, böyle gidersem çok para kazanacağımı ve bir kadının ne kadar çok sikilirse o kadar güzelleşeceğini falan söylüyorlardı. Rakılarını yudumluyorlar, bir taraftan da meze olarak göğüslerimi öpüyorlar, amcığımı kurcalıyorlardı. Ben de iki elimle onların yaraklarını sıvazlıyor, tekrar kaldırmaya çalışıyordum. Doymamıştım çünkü, bir kez sikilmiştim daha. Evlendiğimizin ilk günlerinde kocam beni sabaha kadar siker inletirdi de, banamısın demezdim.

Sonra Mustafa bey masayı biraz ittirip yer açtı ve yarağını iyice emmemi söyledi. Kalktım ve önünde çömelerek yarağını ağzıma aldım. Tıpkı Ali beyin sikini ve taşaklarını da yalayıp emdiğim gibi, güzelce yaladım emdim. O sırada Ali bey de kalktı ve arkama geldi, ben Mustafa beyin yarağını yalarken, belimden tutup beni önünde domalır hale getirdi. Sonra götümün yanaklarını iki elimle ayırmamı istedi. Dediğini yaptım. Mustafa bey de saçlarımı eline dolamış, yarağını ağzıma vermeye devam ediyordu. Birden göt deliğimde garip bir ıslaklık hissettim. Meğersem Ali bey göt deliğime bir parça kavun koymuş, parmağıyla da kavunu götüme yedirmeye çalışıyordu. Tabi kavun parçasının hepsi götüme girmiyor, birazı göt deliğimin ağzında eziliyor, suyu amıma akıyordu. Ali bey de amımdan yukarı doğru yalayarak göt deliğime geliyor ve ezilen kavun parçalarını yiyor, sonra da göt deliğimi yalıyordu…

Bu işlemi birkaç kez yaptıktan sonra, “Mis gibisin yavrum, amın da götün de harika! Hele bu göte hiç giren olmamış, bakir kalmış burası!” deyince, eyvah şimdi götümü sikecek diye iç geçirdim. Ama itiraz hakkım yoktu, zaten onların seks kölesi olmuştum, artık geriye dönüş yoktu. Derken götdeliğimde bir yanma hissettim, hemen ardından Ali bey göt deliğimi yalamaya başladı. Bu sefer de götdeliğime biraz rakı döküp yalıyordu. Bir süre sonra götdeliğim iyice uyuşmuştu artık, nerdeyse götümü parmaklamasını bile hissetmiyordum. Ali bey yarağını yavaş yavaş sokmaya başladı parmaklarıyla alıştırdığı götüme. İlk başlarda çok hafif acı hissettim. Ama sonra yarrağının tamamını götüme köklemesiyle gözlerimden yaşlar geldi. Mustafa bey de yarağını ağzımdan çıkartmış, yarağıyla yüzüme vuruyor, “Hadi doğru dürüst yala şunu kaltak, daha seninle işim var! Senden iyi bir fahişe çıkacak, eminim buna!” gibi şeyler söylüyordu. Ali bey fazla geçmeden böğürerek boşaldı götümün derinliklerine, ılık ılık hissediyordum döllerinin içime fışkırmasını. Boşalması bitince yarağını götümden çıkarıp banyoya gitti.

Sonra Mustafa bey yere yattı ve yarağını eliyle dik tutarak, “Hadi otur üstüne!” dedi. Amcığımın dudaklarını ayırıp yarağına oturdum. Rahatça girmişti amıma. Üstünde zıplatıyordu beni. “Ohhh orospu, ağzını sikmek ayrı zevk, amını sikmek ayrı bir zevk veriyor! Orospummm!” diyor, bu kelimeler beni dahada azdırıyor, yarağının üstünde sanki dans ediyordum, kalçalarımı kıvırıyor, içimde yarağını gezdiriyordum. İçimi büyük bir heyecan kaplıyor, zevkten bacaklarım titriyordu. Evet ikinci kez boşalıyordum ve bunu hisseden Mustafa bey daha hızlı pompalıyordu alttan. Az sonra ikimiz aynı anda boşaldık. Biraz öyle kaldıktan sonra, beni üstünden kaldırıp, “Benden bu kadar!” diyen Mustafa bey de banyoya gitti. Bense ter ve döller içinde kalmıştım…

Kanepeye oturup biraz kendime geldikten sonra, kalktım ben de banyoya gittim. Ali bey banyodan çıkmak üzereydi, beni görünce, “Gel bakalım, madem biz terlettik, biz yıkayalım seni!” dedi. Duşun altına girdiğimde amımdan ve götümden döller süzülüyor, bacaklarımdan aşağı akıyordu artık. İkisi birden güzelce yıkadı beni, göğüslerimi, amcığımı, götümü bolca köpükleyerek. Sonra kurulanıp içeri girdik, üstümüzü giyindik, masayı toparladık. Saate baktım, nerdeyse 21:00 olmuştu, “Eyvah, evden merak etmişlerdir beni!” dedim. Ali bey, “Yok ben kayınpederine söyledim, bu akşam geç geleceğini! Merak etme, seni eve kadar bırakacağım!” deyince biraz rahatladım. Mustafa bey, “Ben çıkıyorum üstad!” dedi, yanıma geldi dudaklarımdan öptü, “Harika bir yaratıksın sen!” dedi ve elime bir miktar para sıkıştırdı, gitti. Parayı çantama koyarken baktım, bir maaşım kadardı!

Ali bey, “Hadi yavrum, biz de çıkalım artık!” dedi, büroyu kapatıp çıktık, arabaya bindik. Arabayı çalıştırmadan cüzdanını çıkarıp, bir okadar para da o verdi ve “Bu akşam harika geçti, inan bak hiç pişman olmayacaksın! Al şu parayı, ama hepsini verme kayınpederine! Haa, bir ara seni Cavit’le tanıştıracağım, haftasonu onunla birlikte olacaksın. Ben gelmeyeceğim, ikiniz olacaksınız sadece, hiç acıma ona, iyice gevşesin, ihale işi var, onu çok memnun et, ihaleyi bize versin daha çok kazanacaksın!” dedi. “Tamam!” dedim, parayı aldım çantama attım. Çok sevinmiştim, bir iki saat içinde bu kadar çok para kazanmıştım…

Eve geldik. Arabayı park etti. Ben anahtarımla açacakken, Ali bey zili çaldı. Kayınpeder kapıyı açtı, “Buyurun girin içeri!” deyince, Ali bey, “Yok yok girmeyim, Hümeyra’yı getirdim, kendi elimle teslim edeyim dedim, sonuçta emanet!” dedi. Ben içeri girdim ve Ali beye, “Bir yorgunluk kahvesi yapsaydım size, bugün çok çalıştınız, çok yoruldunuz!” dedim. Ali bey güldü, “Senin bu gelin harika biri, sanki kendisi hiç yorulmadı! Hadi yarın görüşürüz!” dedi gitti. Ben de odama gittim, paranın az bir kısmını çıkarttım cüzdana koydum, sonra içeri girip, “Baba, al!” dedim. Kayınpeder parayı görünce öyle bir sevindi ki, hiç sormayın. “Haftasonu için tekrar mesai varmış!” dedim. “Aman olsun kızım, aman olsun, ikimiz iki taraftan borçları kapatırız! Sakın, yapmam etmem deme, kim verir bu zamanda bu kadar para? Bak iki saatte iyi para almışın!” dedi. Oysa kendime daha çok para kalmıştı. “Yok baba olur mu, iş olsun yeter ki, yaparım ben!” dedim. “Yemek yedin mi kızım sen? Hemen birşeyler hazırlasınlar!” dedi. “Aç değilim, çok yorgunum, hemen yatayım!” dedim. “Tamam tamam, hemen yat dinlen!” dedi. Odama girip yattım. Bugün neler yaşadım diye gözden geçirirken, uyuya kalmışım…

[Hümeyra]

ZENCİ MAHKUM..

ZENCİ MAHKUM..
İstasyonda karşıladığım zaman, gözlerinin içi gülüyordu Juan’ın. Kolay değil, tam üç yıldır ilk defa çıkıyordu cezaevinden. Onunla, başıma gelen küçük bir bela sonunda aldığım bir yıllık mahkumiyetimi çekerken, Eskişehir Cezaevi’nde tanışmıştım. Kokainden tam on yıl ceza almıştı ve dört yıl yatacaktı. Daha önceden Türkiye’de hiç yaşamamış olduğu ve gelişinde havalanı gümrüğünde yakalanmış olduğu için, kimseyi tanımıyordu ve bu nedenle de hiç ziyaretçisi yoktu tabii.

Yapı olarak sıcak bir insandı Juan. Onunla hemen kaynaşmıştım. Türkçe’yi bir türlü öğrenememişti ama, oldukça iyi İngilizce biliyordu. Görüntüsüyle, herkesten farklıydı. Uzun boylu ve esmerdi. Ama başını sürekli traş ettiği için, kafası, pırıl pırıl parlıyordu. Koğuşumuzda, ondan başka, arayanı soranı olmayan kimse yoktu. Bir tanıdık adı, ya da adres de veremediği için, normalde hakkı olduğu halde, izin haklarını da kullanamıyordu. Bu açıdan, kafayı yemek üzere olduğunu hemen anlamıştım. Otuz yaşında, iriyarı ve sağlıklıydı Juan. En büyük sıkıntısı kadınsızlıktı. Neredeyse başka hiç bir şey düşünemiyor, sürekli kadınları sayıklıyordu. Bayağı hatırı sayılır bir porno dergiler kolleksiyonu oluşturmuştu. Her gün bir kaç kez otuzbir çektiğini söylüyordu.

Sonra bir pazar günü hamamda, çıplak görmüştüm Juan’ı. Teninin rengi esmer, uzun boylu ve iriyarı vücudu inanılmayacak kadar kıllıydı. Bacaklarını, karnını, göğsünü, kollarını ve hatta sırtını kaplayan kapkara kıllar, ona adeta maymunsu bir görüntü veriyordu. Traşlı kafası ise bu görüntüyü daha da çarpıcı bir hale getiriyordu. Ama asıl akıl almaz yanı, bacaklarının arasından sarkmakta olan sikiydi tabii. Böyle bir şeyi hiç görmemiştim. İnik haliyle bile müthiş uzun, alabildiğine kalın ve kapkaraydı.

Cezamı tamamlayıp ondan ayrılırken, unutmama sözü vermiştim gerçi ama, doğruyu söylemek gerekirse, bir kaç ay boyunca aklıma bile gelmemişti Juan. Sonra bir gün, bir kaç arkadaşla evde oturmuş konuşurken hatırlamıştım Juan’ı. Ondan herkese söz edip, anlatmıştım. Sonra da konu yine unutulmuştu. Ama gece yalnız kaldığımızda, Naz, yani karım tekrar Juan konusunu getirmişti gündeme.

“Bu Juan’dan bana söz etmemiştin daha önce…”

“Öyle özel olarak anlatacak bir şey yoktu ki… Bir garip Bolivyalı işte…”

“Ama ilginç biriymiş baksana…”

“Doğru… Üstelik iki ayrı bakımdan ilginç biri… Birincisi, konumu nedeniyle, son derece yalnız ve adeta bir tür ortaçağ mahkumiyeti çekiyor olması… İkincisi de, kendi fiziki özelliklerinden kaynaklanan bir ilginçlik…”

“Şu hamam hikayesini anlatsana bir daha… İlk anlattığında tam duyamadım…”

“Goril gibi bir şey işte… Heryeri kapkara kıllarla kaplı… Siki de akıl almayacak kadar kocaman…”

“Ve bu adam, şimdi yıllardan beri abazan, öyle mi..?”

“Öyle… İzine çıkamıyor… Bol bol otuzbir çekiyor söylediğine göre…”

“Offff… Kadınlar, neler kaçırdıklarının farkında değilller yani…”

“Nereden bilsinler..? Haberleri yok ki…”

“Ama sen anlatıyorsun ya işte… Artık birileri bilebilir…”

Sonra susmuş ve birlikte yiyecek bir şeyler hazırlamıştık. Geç saatlerde karım elimi tutup beni televizyonun karşısındaki kanapeye götürmüş ve çalıcıya bir porno DVD takıp, yanıma oturmuştu. Kısa bir an sonra da, dev ekrandaki sikişi seyretmeye başlamıştık. Karım da ben de, herzaman porno filmlerinden hoşlanmıştık. Bu akşamkini yeni bulmuştu alaşılan. Afrika’da geçiyordu ve kocaman sikli iri kıyım zenciler, sarışın bir kadını durmadan sikiyorlardı. Sikim kalkmıştı. Naz’a baktım. Kanapenin öbür ucunda, sırtını yarı arkalığa, yarı kol dayama yerine dayamış, çıplak ayaklarını yukarıya alıp, oturma yerine basmıştı. İnanılmayacak kadar tahrik edici ve güzeldi. Üzerindeki giysinin kısacık eteği, böyle oturunca kalçalarına kadar sıyrılmıştı. Amını görebiliyordum. Asla külot giymezdi karım.

Gözlerini ekrandan uzaklaştırıp, bir an için bana baktı. Sikimin kalktığını hemen görmüştü. Bir ayağını uzatıp, yavaş yavaş okşamaya başladı sikimi. Sonra yine ekrana çevirdi bakışlarını. Ben de onun gibi yaptım. Sarışın kadın, ormanlık bir alanda, iki zencinin arasındaydı şimdi. Elleriyle dizlerinin üstünde duruyordu ve zencilerden biri, hırsla sikiyordu onu. Öteki zenci ise kocaman sikini ağzına vermişti. Sonra kamera arkadan yakın plan çekime girmiş ve zencinin, kadının amını değil, götünü sikmekte olduğunu görmüştüm.

“Ohhhhh çok güzel…” demişti Naz, “Nasıl sikiyor, görüyor musun..?”

“Acayip…”

“Neyi merak ediyorum biliyor musun..? Şu senin arkadaşın, Juan’dı değil mi adı, eğer o bu filmi görse ne yapardı acaba..?”

“Ne yapacak..? Otuzbir çekmekten sikini yara ederdi her halde…”

“Offfff…”

onra yine filme takılmıştık. Bir ara karıma baktığımda, onun bir elini bacaklarının arasına sokup, amını okşadığını görmüştüm. Ayağı da sikimin üstünden ayrılmamıştı. Film bitince sikişecektik nasıl olsa. Her zaman olduğu gibi. Acele etmeme gerek yoktu.

“Ahhhh işte bu müthiş…” demişti sonra da.

Yeniden ekrana baktığımda, zencilerin ikisi birden sikiyorlardı sarışın kadını. Biri amından, öbürü götünden. Bir yere sırtüstü yatıp kadını üstüne almış ve sikini götüne sokmuştu. Öbürü de en üste geçip, kocaman sikini amına geçirmişti. İkisi birden pompalıyorlar, siklerini sokup çıkarıyorlardı.

“Kadını mahvettiler…” diye devam etmişti karım, “Ohhhh çok güzel sikiyorlar sevgilim… Çok güzel sikiyorlar… Ben de istiyorum… Ohhhh ben de istiyorum…”

“İki sik birden mi istiyorsun..?”

“Ohhhh evet… Evet sevgilim…”

“Öyle mi..? Peki kim olacak bu talihli ikinci..? Bir adayın var mı..?”

“Var tabii… Şu senin arkadaşın Juan olmaz mı..?”

“Sen delisin… Juan cezaevinde yatıyor bir kere…”

“Olsun… İzine çıkamaz mı yani..?”

“Çıkamadığını söylemiştim ya…”

“Ama Türkiye’de yakınları olmadığı ve bir adres gösteremediği için çıkamadığını söylemiştin…”

“Eeeee…?”

“Gelip burada bizimle kalabilir diyorum…”

“Sen gerçekten de delisin… Ciddi mi söylüyorsun bütün bunları..?”

“Elbette ki ciddi söylüyorum… Ondan daha iyi aday mı olur… Bir yabancı o… Cezası bitince, Türkiye’den sınırdışı edeceklermiş ya… Yani, ilerde baş ağrıtması söz konusu değil demek istiyorum…”

“Uçuk bir şey istediğinin farkındasın değil mi..?”

Bunun üzerine susmuştu karım. Ama kanapenin üstünde kayıp yanıma sokulmuş ve ayağının yerine eliyle okşamaya başlamıştı taş gibi sertleşmiş sikimi. Bu arada ben de, konuştuklarımızın, sikimin daha da çok kalkmasına neden olduğunu farkederek şaşırmıştım. Naz, gözlerini yine ekrana dikmişti. Zenciler, şimdi yuvarlanmışlar ve üstteki alta geçmişti. Sarışın kadın onun, ikinci zenci de kadının üstündeydi yine. İnliyor, çırpınıyordu kadın. Alttaki zencinin siki amında, üsttekininki götündeydi şimdi. Büyük bir hırsla, onu sikmeyi sürdürüyorlardı.

“Seyret sevgilim…” demişti karım o sırada, “Bak ne kadar güzel sikiyorlar kadını… Ohhhhhh çok güzel… Bakarken içim bir hoş oluyor…”

Aceleci parmaklarla, pantolonumun önünü çözüyordu. Sonunda sikimi dışarı çıkarıp, ağzına almayı becermişti. Gözlerimi kapayıp, kendimi tümüyle ona bırakmıştım ben de.

Bundan sonraki bir hafta boyunca, eline geçirdiği her fırsatta, Juan konusunu yeniden gündeme getirmişti Naz. Akşamları eve geldiğimde, mutlaka içinde iki erkeğin bir kadını siktiği sahneler bulunan DVD’ler ayarlamış oluyordu ve onları seyrederken, sürekli beynimi yıkamaya çalışıyordu. Sonra da kucağıma çıkıp, sikimin üstüne oturuyor ve aklımı başımdan alıyordu. Juan konusundaki direncimi de, ufak ufak kaybetmeye başlamıştım. O da bunu hemen farketmişti tabii.

“Tut ki dediğini yaptım…” demiştim sonunda, “Juan’ın izine çıkmasına yardımcı oldum ve buraya geldi diyelim… Onun böyle bir şeye razı olacağının garantisi yok ki…”

“Her şeyin bir usulü vardır sevgilim…” diye yanıtlamıştı beni, götünün içindeki sikimi koparacakmışcasına sıkıştırarak, “Önce yalnız sikecek beni… Sonra da, ikiniz birlikte…”

“Çok emin konuşuyorsun…”

“Sence bana direnebilir mi..?”

İşte bu soruya verilecek yanıt bulamamıştım. Herhangi birinin bile Naz’a direnmesi zordu. Juan’ın ise hiç direnemeyeceği kesindi. Abazanlıktan ölüyordu herif.

Burada size, biraz karımdan söz etmek gerekiyor galiba. Naz benden dört yaş küçük. Yani yirmiyedi yaşında. Boyu bir haylı uzun. Vücudu ince ama en can alacak yerleri, baş döndürecek kadar güzel ve yuvarlak. Hiç doğurmadığı için, biraz küçük sayılabilecek memeleri, dimdik, kütür kütür sert ve yusyuvarlak. Beli incecik. Kalçaları ise birden genişliyor. Arkadan bakıldığında kıçının güzelliği, normal her erkeği götçü yapacak boyutta. Bacakları alabildiğine uzun ve düzgün. Sapsarı saçlarının çevrelediği yüzü de çok güzel. Ama bundan da önemlisi, yüzündeki o inanılmaz sik kaldırıcı ifade tabii.

Arkadaşlarım da dahil olmak üzere, çevremizdeki tüm erkeklerin Naz’a sulandıklarını biliyorum. Sayıları pek fazla olmasa da, bazılarının onu siktiğine eminim. Özellikle, cezaevinde geçirdiğim o bir yıllık süre içinde, birilerinin bu fırsatı değerlendirmemiş olması, imkansız görünüyor bana. Buna pek aldırdığımı da söyleyemeyeceğim. Çünkü Naz benim karım. Beni sevdiğini biliyorum ve ben de onu seviyorum. Önemli olan tek şey de bu zaten.

Ama, onun Juan konusunda bu kadan ısrarlı olmasının beni iki açıdan şarıttığını da söylemem gerekiyor. Bunlardan biri, onun yılmak bilmeden konuyu gündemde tutması. İkincisi ise Juan’ın karımı sikmesi ihtimalinin beni inanılmayacak kadar çok tahrik ettiğini farketmem. Naz ısrarlı oldukça daha çok tahrik olmam da, işin öbür yanı tabii.

Neyse. Sonunda boyun eğmek zorunda kalmıştım. Juan’a bir mektup gönderip, eğer isterse bizi referans göstererek ve evimizin adresini vererek izin isteyebileceğini, eğer alabilirse de, izin süresince bizimle kalabileceğini yazdım. Bundan sonrası da, çok çabuk gelişti. İşte şimdi, bir Cuma sabahı, trenden inmiş, karşımdaydı.

Pırıl pırıl traşlı kafası, kalın kara bıyıkları ve İsveçliler’inkine pek benzemeyen giysileriyle, istasyondaki kalabalıktan hemen ayrılıyordu Juan. Anladığım kadarıyla, şık olmak istemişti. Hava iyice sıcak olduğu için, beyaz bir pantolan ve beyaz deri ayakkıbılar giymişti. Üstünde de, açık mavi ve çiçek desenli, kolları kısa bir gömlek vardı. Gömleğin bir kaç düğmesi açıktı ve göğsünün kılları dışarı taşıyordu. Onu ilk kez böyle sivil giysiler içinde görüyordum. Ama anladığım kadarıyla bunlar, içeri girmeden önce alınmış, esk**en de kullandığı şeylerdi. Cezaevi’nde biraz kilo almıştı ve şimdi pantolon da, gömlek de, biraz dar geliyordu ona. Elinde küçük bir çanta ve hava soğuyacak olursa giyebileceği merserize bir hırka vardı. O da beyazdı. Tokalaşmak için elini uzattım. Ama o bana sarılıp öptü. Türk usulü. Sonra çıkıp arabaya bindik ve eve doğru yola çıktık.

Evim, İstanbul’un biraz dışında, Zekeriyaköy’deydi . Denizin kenarındaki bu villayı, bir kaç ay önce almıştım. İki katlı, oldukça büyük bir binaydı. Ama bana asıl cazip gelen tarafı, üç tarafı yüksek bir çitle çevrili bahçesinin büyüklüğüydü. Bahçenin dördüncü tarafı ise denizdi. Hatta motorlu yatımı teknemi bağlayabildiğim özel bir iskelesi bile vardı. Bahçe kapısını uzaktan kumandayla açıp arabayı içeri soktuğumda Naz bahçede, orta tarhdaki çiçeklerle uğraşıyordu. Bizi görünce, elinde bir çiçek makası ve çapa, doğrulup bekledi.

Juan, sanki biri kafasına vurmuş gibi, sessizleşmişti bir anda. Gözleri karımın üstüne kilitlenmiş gibi, öylece oturuyordu arabada. Haksız sayılmazdı.

Naz’ın üstünde, beyaz bir tulum vardı. İncecik, penye kumaştan yapılma, daracık ve vücudunu ikinci bir deri gibi saran bir tulum. Kolları ve omuzları çıplaktı. Tulumun önü, beline kadar düğmeliydi ve üstteki iki düğmeyi açık bırakmıştı. Ama işin en öldürücü yanı, kumaşın inceliğiydi. Meme başları, göbeğinin çukurluğu ve hatta kasıklarında, amının üstünde bıraktığı bir tutam kıl bile belli oluyordu. Bize doğru yürüdü. Memeleri, attığı her adımda, müthiş sik kaldırıcı bir biçimde sallanıyordu. Ayaklarında yine beyaz, bez ayakkabılar vardı.

Juan, kımıldamadan oturuyordu hala. Birden sikinin kalkmış olduğunu farkettim. Pantolonunun önünde, küçük bir çadır oluşmuştu. Kapıyı açıp indim. Ama o hala oturuyordu. Dua ediyormuş gibi, gözlerini kapamıştı. Ses çıkarmadan bekledim. Sonunda biraz kendini toplayıp o da indi aşağıya. Bu arada karım da yanımıza gelmişti. Onları tanıştırdım. Sol elini pantolon cebine sokmuştu Juan. Böylece, kalkmış sikini biraz gizlemeye çalışıyordu. Sonra, birlikte varendaya doğru yürüdük.

Naz önümüzde yürüyordu. İncecik penye kumaş, kalçalarını sımsıkı sarmış ve aralarına girmişti. Attığı her adımda kımıl kımıl oynayan ve sağa sola çalkalanan o başdöndücü yuvarlaklar, benim bile sikimi kaldırmıştı. Juan ise iyice mahvolmuş gibiydi. Varendaya ulaştığımlız anda, rahat koltuklardan birine oturdu ve hala elinde olan hırkasını kucağına koydu. Böylece de biraz rahatlamış oldu. Şimdi sikini gizlemişti.

Karımın dudaklarında beliren küçük gülümsemeden, onun da durumun farkında olduğunu anlıyordum. Sonra gözüme, sehpanın üstündeki viski şişesi, bardaklar ve buz kovası çarptı. Ben de bir koltuğa oturdum. Naz bardaklara bol bol viski koyup, Juan’a ve bana verdi. Genelde sabah sabah viski içmek kimsenin aklına gelmezdi tabii ama, ben karımın işin içine alkolü de katıp, biran önce hedefine varmayı amaçladığını anlıyordum. Bardaklarımızı, Juan’ın üç günlük özgürlüğünün şerefine kaldırdık.

Naz, Juan’la benim tam karşımıza gelen koltuğa oturmuştu. Bardağını yanındaki küçük sehpanın üstüne koyup öne eğildi ve ayakkabılarının bağlarını çözmeye başladı. Tanrım, memeleri tulumundan dışarı fırlamak üzereydiler. Sonra, Juan’ın oraya bakmamaya çalıştığını farkettim. Bu arada karım ayakkabılarını çıkarmıştı bile. Şimdi çıplaktı ayakları. Dizlerini biraz daha aralamıştı. Yalnızca parmak uçları değiyordu yere. Bardağını bir kere daha havaya kaldırıp, bizi de içmeye zorladı.

Juan, sürekli benimle konuşuyordu. Bunu, Naz’a fazla bakmamak için yaptığını anlamıştım. Bir çeşit savunma mekanizmasıydı yani. Ama, daha yeni başlıyordu her şey. Bir süre sonra hiç bir savunma yönteminin onu kurtaramayacağını biliyordum. Nitekim, karım saldırıya geçmişti bile. Durmadan sorular yönelterek, Juan’ı ona bakmaya zorluyordu artık. Bu arada bardaklarımız da boşalmıştı. Naz ayağa kalkıp, üçünü de tekrar doldurdu. Bu sefer yerine oturduğunda, dizlerini daha da çok aralamıştı. Yine Juan’la konuşuyordu. Bir süre sonra küçük ritmik hareketlerle, dizlerini açıp kapamaya başladı.

İnanılmaz derecede huzursuzdu Juan. Karımın içine düşmüştü. Naz dizlerini iyice araladığında, amının dudakları belli oluyordu tulumunun incecik kumaşı altından. Juan’ın aksine, onun durumdan son derece memnun olduğunu görebiliyordum. Viskinin de etkisiyle, oldukça rahat hareket ediyordu artık. Sonra, amının sulanmış olduğunu farkettim. Tulumun incecik kumaşı şimdi ıslanmış ve artık amı, bir resim gibi görünmeye başlamıştı. Manzara öylesine sik kaldırıcıydı ki, ben de bacak bacak üstüne atıp, kalkmış sikimi gizlemek zorunda kalmıştım. Juan’ın yüzü iyice kızarmıştı artık. Gözlerini bir türlü koparamıyordu oradan. Tek yapabildiği, arada sırada bana kaçamak bakışlar fırlatarak, durumun farkında olup olmadığını anlamaya çalışmaktan ibaretti. Bir saatten fazla oturduk öyle.

Juan, kente, alış verişe inmek istiyordu bu arada. Naz, hep birlikte gitmemizi önerdi ve üstünü değiştirmek için yerinden kalkıp eve gitti. Juan’ın gözleri, o gözden kaybolana kadar, attığı her adımda çalkalanan kalçalarından ayrılmamıştı tabii. Başbaşa kalınca, biraz rahatladı ama. Bir süre cezaevinden ve oradaki ortak tanıdıklarımızdan söz ettik. Sonra karımın seslenmesiyle kendimize geldik. Kapıdan çıkmış, bize el sallıyordu.

Juan’ın yüzü, yine allak bullak olmuştu ve yine haklıydı tabii. Tulumunu çıkarmış ve bir büstiyerle bir şort giymişti Naz. Büstiyeri, uçuk sarı renkli ve eteği kesilmiş bir atlet fanilasından başka bir şey değildi. O kadar kısaydı ki, karımın memelerinin alt kısımlarını ancak örtebiliyordu. Bu yetmiyormuş gibi, kol altlarının kesiği de alabildiğine derindi. Bu da, yandan bakıldığında, memelerinin, neredeyse uçlarına kadar görünmesine neden oluyordu. Naz’ın giydiği şort ise üstünde küçücük siyah benekleri olan sarı penye kumaştan yapılmıştı. Öylesine dar ve kısaydı ki, akıl alır gibi değildi. Ona doğru geldiğimizi görüp, bize arkasına dönerek arabanın yanına doğru yürüdüğünde, kıçının yanaklarının bacaklarıyla birleştiği yerde meydana gelen o müthiş yuvarlakların göründüğünü farkettim. Ayaklarına da yine sarı renkli, alabildiğine yüksek topuklu dekolte ayakkabılar geçirmişti. Birden durdu Juan. Sonra da bana tuvaletin yerini sordu. Tarif ettim. Elinde çantasıyla içeri girdi. Ben de karımın yanına gittim.

“Adamı öldürmek üzeresin…” dedim ona, “Ya da en azından, siki pantolonunu yırtacak…”

“Ohhh farkındayım sevgilim… Ama çok hoşuma gidiyor biliyor musun..? Sen bir de bana nasıl baktığını görebilsen… Gözleriyle sikti beni kaç kere…”

Bu arada Juan da evden çıkmış bize doğru geliyordu. Çantasını içerde bırakmıştı. İyice sokulduğunda, birden tuvalette ne yaptığını anlayıverdim. Sikini, pantolonunun sağ paçasının içinde, bacağının üstüne sarkıtmış, daha doğrusu öylesine kalkmış bir sik sarkıtılamayacağı için uzatmıştı. Sonra da, bir şeyle onu, bacağına bağlamıştı. Ama ne yaparsa yapsın, o azman siki, yine tüm hatlarıyla belli oluyordu. Onu bacağına bağladığı yer bile belliydi. Ses çıkarmadım.

Arabaya bindiğimizde, karım arkaya oturdu, Juan da öne, benim yanıma. Otomatik kapıyı yine uzaktan kumandayla açıp vitese taktım ve yürüdük. Neredeyse aynı anda, Naz yine Juan’la konuşmaya başladı. Aynadan, onun arka koltuğun tam ortasında, yani önünde bacaklarını maskeleyecek koltuk bulunmayan tek yerde oturmuştu. Doğal olarak ona dönmek zorunda kalmıştı Juan. Yüzünden, yine aklının başından gittiğini anlayabiliyordum. Çaktırmadan dikiz aynasını biraz aşağıya, karımın bacaklarına doğru ayarladım. Tanrım, manzara müthişti.

Dizlerinin arası, iki karışa yakın açıktı Naz’ın. Şortunun, yalnızca bir parmak enindeki ağı, amının dudakları arasına girmişti. Öyle ki, yalnızca deliği görünmüyordu amının. Benim sikim de artık iyice kalkmış ve kazık gibi olmuştu. Niyetim, alış-veriş yapmayı planladığım hipermarkete giderken, bir taraftan da Juan’a, İstanbul’u göstermekti. Bu nedenle, kentin Batı varoşlarından Bağcılar’daki Carrefour’a gitmeyi planlamıştım. Bu da, yolumuzun epeyce uzun olduğu anlamına geliyordu tabii. Naz, tüm bu süre boyunca, Juan’a işkence etti diyebilirim.

Mağazada da, durum pek farklı olmadı Juan için. Nereye gitsek, karım önden yürüyor ve zavallının aklını başından alıyordu. Kalçalarının hareketleri öylesine baştan çıkarıcıydı ki, Juan’dan başkaları da takılmaya başlamışlardı bu inanılmaz sik kaldırıcı manzaraya. O da bunun farkına varmıştı tabii. İnanılmaz bir biçimde sinirlendiğini farkederek şaşırdım.

“Karın çok güzel bir kadın…” dedi birden bana.

“Biliyorum…”

“Etraftakilerin gözleri hep üstünde… Rahatsız olmuyor musun..?”

“Neden rahatsız olayım ki..?”

“Yani ne bileyim…”

Bundan sonra yine sustu Juan. Bir saate yakan kaldık orada. Juan kendine bir şeyler aldı. Bu arada ben de, tekneyle gezineceğimizi düşünerek bir mayo hediye ettim ona.

Sonra eve dönmek için yeniden arabaya bindik. Naz, tıpkı buraya gelirken yaptığı gibi, yine arka koltuğun tam ortasına oturdu. Ayna zaten ayarlıydı ve şimdi onun bacaklarını iyice aralamış olduğunu görebiliyordum. Şortunun incecik penye kumaşı, hem hareket edip, oturup kalkmaktan gevşemiş, hem de am sularıyla sırıl sıklam ıslanmıştı. Şimdi, amının dudakları iki taraftan görünüyordu artık. Kısacası Juan’ı tekrar ve bu sefer daha da şiddetli boyutta esir almıştı. Üstelik bütün bunlar yetmiyormuş gibi, sağ elinin işaret parmağını, bacağının iç tarafında yukarı aşağıya dolaştırmaya da başlamıştı karım. Sanki hafifçe bacağını kaşıyormuş gibiydi ama, bu öylesine sik kaldırıcı bir etki yapıyordu ki, benim de sikim artık zonklamaya başlamıştı.

Eve döndüğümüzde, Juan’a odasını gösterdim. Evin üst katında, bizim yatak odamızın bitişiğindeki odayı, onun için hazırlamıştık. Çantasını ve dükkandan aldıklarını alıp odasına girdi. Karımla ben de kendi odamıza girdik. Naz’ın gözleri parlıyordu. “Acayip bir herif bu sevgilim…” dedi, “Yol boyu beni gözleriyle sikti adeta…”

“Ama sen de öyle bir oturuyordun ki, başka bir şey yapmasına olanak yoktu zaten…”

“Ohhhh… Güzel görünüyor muydum..?”

“Neredeyse amın görünüyordu…”

Yüzünde şeytanca bir gülümsemeyle, gidip yatağın üstüne oturdu karım. ine bacaklarını birbirinden ayırmıştı.

“Böyle miydi..?” diye sordu gözlerimin içine bakarak.

Yalnızca başımı sallayabildim. Gerçekten de müthişti manzara. Şimdi ayakkaplarını da çıkarmıştı Naz. Sağ elini götürüp, orta parmağıyla amını okşamaya başladı.

“Offf nasıl da sulanmış amım… Sik istiyor, biliyor musun..?”

Sikim kazık gibi olmuş, dudaklarım kurumuştu. Büyülenmiş gibi, karımın şortunu indirmesini seyrettim. Sonra da büstiyerini çıkarıp attı. Şimdi çırılçıplaktı karşımda. Gözlerimin içine bakarak, vücudunun üst kısmını yatağın üstüne bıraktı. Bu yetmiyormuş gibi, bir de bacaklarını havaya kaldırmış ve iyice ayırarak, dizlerini yukarıya çekmişti. Tabak gibi açıktı karşımda. Amı, susamış bir ağız gibi açılmıştı. Yapılabilecek tek şeyi yaptım o zaman. Hızla soyunup sokuldum ona doğru. Sikimin başı, amının şişmiş dudaklarına değdiğinde, tüm vücudu titredi Naz’ın.

“Ohhhh sik beni…” diye inledi, “Hadi sok sikini içime… Ohhhh hadi… Sikilmek istiyorum…”

Ses tonu öylesine yüksekti ki, şaşırmıştım. Birden ne yapmaya çalıştığını anlayarak, daha da heyecanlandım. Juan’ın odasıyla bizimkinin arasında, kilitli bir kapı vardı ve sesimizi rahatlıkla duyabilirdi Juan. Karım işte sırf bu nedenle yükseltmişti sesini. İşitilmek istiyordu. Garibim Türk’ü, kendini göstere göstere tahrik ettiği yetmiyormuş gibi, şimdi bir de sesle tahrik etmeye çalışıyordu onu. Dibine kadar geçirdim amına. Bu, Naz’ın, sarsıla sarsıla belini getirmesine neden oldu. Durup, sakinleşmesini bekledim. Sonra da onu sikmeye başladım. Zevkten çıldırmış gibiydi.

“Sik beni…” diye bağırdı, “Ohhhh sik beni n’olursun…”

Başım dönüyordu. Her an belim gelebilirdi ama, tüm gücümle kendimi tutmaya çalışıyordum.

“Sence ne yapıyordur şimdi..?” diye fısıldadı karım.

“Mutlaka otuzbir çekiyordur…” dedim fısıldayarak.

“Ohhhh müthiş sevgilim… Hadi sik beni… Ohhhh hadi sik beni… Ahhhhhhh… Ohhhhhh… Immmnnhhh… Ahhhhhh…”

Yine çığlık çığlığaydı. Hiç susmuyordu neredeyse. Sürekli inliyor, bağırıyordu. Juan’ın uçtuğuna emindim. Otuzbir çekmekte olduğuna da. O kadar çok tahrik olmuştum ki, daha fazla tutamadım kendimi. Tohumlarımın içine dolduğunu hissetmek, Naz’ın da iyice çıldırmasına neden oldu. Bağıra bağıra belini getiriyordu o da. Sonra öylece yığılıp kaldık.

Yatağın üstünde birbirimize sarılıp, bir süre öylece yattık. Sonra Juan’ın oda kapısının açılıp kapandığını duyduk. Aşağı iniyordu. Karım biraz doğrulup dirseğini yatağa dayadı ve gözlerimin içine bakmaya başladı.

“Zamanı geldi artık galiba, değil mi sevgilim..?” dedi sonra da.

“Neyin zamanı geldi..?”

“Kendimi bu Bolivyalı’ya siktirmemin tabii…”

Birden yine alabildiğine heyecanlandım. Bunun düşüncesi bile, inanılmaz tahrik ediyordu beni. Juan’ın, cezaevinin saunasında gördüğüm siki geldi gözlerimin önüne. Naz, onu neyin beklediğini bilmiyordu hala.

“Nasıl yapacaksın bunu..?” diye sordum.

“Şimdi aşağıya, onun yanına gideceğim ve senin uyuduğunu söyleyeceğim… Bu fırsatı kaçırmayacağına eminim…”

“Ben nasıl seyredeceğim peki..?”

“Mutfağa girip, servis penceresinden seyredersin…”

Sikim yeniden kalkıp kazık gibi olmuştu. Ama karımın buna aldırdığı bile yoktu. Yataktan kalkıp banyoya girdi. Kapıyı kapamamıştı ve yattığım yerden amını yıkadığını görebiliyordum. Az önce içini tohumlarımla doldurduğum amını, Juan için temizliyordu. Kalkıp, ayağıma bir şort geçirdim. Bu arada Naz da banyodan çıkmış ve gardrobunu açmıştı. Sonunda öyle bir şey seçip üstüne geçirdi ki, Juan’ın onu görür görmez kafayı iyice yiyeceğini anladım. Şarap rengi, pamuklu krep kumaştan yapılma bir giysiydi bu. Çıplak vücudunun tüm hatlarını meydanda bırakıyordu kumaş. Kolları, omuzları ve kütür kütür memelerinin önemli bir kısmı zaten meydandaydı. Eteği de, kalçalarını ancak örtüyordu. Ayakları çıplaktı. Yüzünde şeytani bir ifadeyle baktı bana.

Odadan beraberce çıktık. Sessizce mutfağa dalıp, servis penceresinden salona baktım. Juan, televizyonun karşısındaki büyük deri kanapede oturuyordu. Beyaz bir şort giymişti. Bunu o gün Carrefour’dan almıştı. Bunun dışında çıplaktı. Dev gibi vücudunun esmer rengi ve kollarıyla bacaklarını olduğu gibi tüm göğsünü ve omuzlarını da kaplayan simsiyah kıllar nedeniyle, tıpkı onu ilk çıplak gördüğümdeki gibi, adeta bir hayvana benziyordu. Sonra karım da girdi görüş alanımın içine. İlk gözüme çarpan, yüzündeki müthiş ifade oldu. Juan’ın görüntüsünden dehşetli etkilenmiş olduğunu anladım o anda. Doğruca bara yürüyüp, iki büyük bardak viski hazırladı, sonra da gelip Juan’ın oturduğu kanapenin öbür ucuna oturdu ve bardaklardan birini ona verdi.

Bolivyalı’nın yüzünün yine allak bullak olduğunu görüyordum. Naz’ın görüntüsü, yine aklını başından almıştı. Üstelik biraz önce onun sikişirken çıkardığı sesleri de dinlemişti. Şortunun önünde, giderek büyüyen bir kabarıklık belirmeye başlamıştı bile.

“Semih nerede..?” diye sordu karıma.

“Yukarda uyuyor…”

“Yoruldu galiba…”

Hafifçe gülümsüyordu Juan. Ama bu öyle tatlı, ya da şirin bir gülümseme değildi. Neden yorulduğumu düşündüğünü anlamamak mümkün değildi, yüzündeki ifadeden.

“Bilmem…” dedi Naz, “Yoruldu herhalde…”

“Doğruyu söylemek gerekirse, gerçekten şanslı bir erkek Semih…”

“Öyle mi..?”

“Öyle tabii… Çok güzel bir kadınsın…”

“Teşekkür ederim…” dedi karım, bardağını ona doğru kaldırırken.

İçkilerinden birer yudum aldılar. Naz, kanapede hafifçe yan dönmüş, yüzü Juan’a dönük oturuyordu. Eteği oturken öyle bir sıyrılmıştı ki, bacakları, kalçalarına kadar meydandaydı. Sonra daha da müthiş bir şey yaptı ve ayaklarını kanapenin üstüne, Juan’la arasına alıp, yüzünü tümüyle ona döndü. Şimdi tam amını görüyor olmalıydı Bolivyalı. Bunu, onun iyice kızarıp kasılan yüzünden anlıyordum. Ama asıl gösterge, Juan’ın şortunun önünde meydana gelen muhteşem kabarıklıktı. Kısa bir süre önce, sikişirken çıkardığı seslerini duyup muhtemelen otuzbir çektiği, akıl almaz kışkırtıcılıktaki kadın şimdi yanıbaşında, elini uzattığında dokunabileceği kadar yakınında oturuyordu ve bu yetmiyormuş gibi, akıl almaz güzellikteki bacaklarıyla amını, gözüne sokmuştu. Siki kalkmayacaktı da ne olacaktı yani. Elindeki viski bardağını kafasına dikiverdi birden.

Naz, amını ona daha da çok göstererek ayaklarını yere indirdi ve elindeki boş bardağı alıp yeniden bara doğru yürüdü. Ayak parmaklarının ucuna basıyordu. Kalçaları, inanılmaz bir şekilde çalkalanıyordu. Dolu bardakla geri gelirken de, Juan gözlerini, attığı her adımda hafif hafif sallanan memelerinden ayıramaz olmuştu. Sonra yine, aynı biçimde oturdu yerine. Juan da, eline aldığı dolu bardaktan kocaman bir yudum daha aldı.

“Hiç aldattığın oluyor mu..?” diye sordu karıma sonra da.

“Anlamadım… Kimi aldattığım oluyor mu..?”

“Kocanı… Yani Semih’i demek istiyorum…”

“Pardon ama, neden merak ettin bunu..?”

“Hiç… Yani, merak ettim işte öyle…”

“Öyle mi..? Yoksa başka bir amacın mı var..?”

Juan biraz sıkışmış görünüyordu. Ne diyeceğini şaşırmış bir hali vardı. Aslında bu soruyu birden bire sormasının tek bir nedeni olduğunu, karım da biliyordu o da. Ama, sanki biraz cesareti kırılmış gibiydi. Ama bunun nedeni, kesinlikle biliyordum ki, Naz’ın benim karım olmasıydı. Suçluluk duygusuyla mücadele ediyor olmalıydı Juan. Yoksa karım hakkındaki gerçek düşüncesinin ne olduğu gayet açıktı. Bunun en büyük kanıtı da, şortunun önündeki koca çadırdı tabii.

“Bence böyle bir şey sorarken asıl amacın başkaydı…” diye onu sıkıştırmayı sürdürdü Naz.

“Nasıl yani..?”

“Ne kadardır cezaevindesin sen..?”

“Aralıksız üç yıldır…”

“Ve bu süre içinde hep tek başınaydın değil mi..? Yani eğer porno dergilerini saymazsak tabii…”

Sesi çıkmadı Juan’ın. Ama iyice heyacanlanmış olduğunu görebiliyordum. Elindeki viski bardağını yeniden ağzına götürüp, kocaman bir yudum daha aldı. Naz ise konuşmayı sürdürüyordu.

“Bunlar, kocamı aldatıp aldatmadığımı sormanın başka, daha gerçek bir nedeni olduğunu düşündürüyor bana… Ne dersin…?”

Hala susuyordu Juan. Karım onun gözlerinin içine baka baka, dizlerini hafifçe araladı. Tanrım, şimdi doğrudan onun güzelim amının içine bakıyor olmalıydı Bolivyalı.

“Kaldı ki, böyle düşünmeme neden olacak başka şeyler de oldu bugün…” diye sürdürdü Naz.

“Ne gibi yani..?”

“Beni gördüğün ilk andan beri, gözlerini üstümden ayırmadın… Tüm gün boyunca, her yerimi, gözlerinle didik didik ettin mesela…”

“Ama…”

“Ama ne..? Yapmadın mı..?”

“Belki ama…”

“Belki mi..? Her an bana bakıyordun… Hem de ne biçim bakıyordun… Saldırgan gözlerle… Kendimi, ırzıma geçilmiş gibi hissettim sürekli… Şimdi de aynen öyle bakıyorsun bana… Aklından tek bir şey geçtiği belli… Bunu yapıp yapamayacağını anlamak için de, tutup anlamlı sorular soruyorsun bana…”

Bardağın dibinde kalan viskiyi olduğu gibi kafasına dikti Juan. Sonra gözlerini, yeniden karımın üstünde dolaştırmaya başladı. Arkasına yaslanmıştı. Bacakları birbirinden aralık oturuyordu ve siki, neredeyse şortunu yırtmak üzereydi. Burun deliklerinin kabardığını görebiliyordum. Tepeden tırnağa sik kesilmiş gibiydi.

“Sesini çıkarmıyorsun… Bu itiraf demek… Ama aslında itiraf etmene bile gerek yok biliyor musun..? Söylediklerimin ne kadar doğru olduğunun kanıtı, gözlerimin önünde duruyor zaten… Hem de sıradan değil, bayağı büyük bir kanıt bu… Offf hem de çok büyük…”

Karımın bu sözlerle birlikte, sağ ayağını yavaşça Juan’a uzattığını gördüm. Büyülenmiş gibi onu, daha doğrusu onun yaklaşmakta olan çıplak ayağını seyrediyordu Bolivyalı. Gerçekten de, müthiş sik kaldırıcı bir manzaraydı bu. Göğsündeki kapkara kılların gizlediği kaslarının gerildiğini görebiliyordum. Sonunda Naz’ın ayağı biraz havalandı ve biçimli ayak parmakları, Juan’ın sikine değmeye başladı. Çok hafif bir temastı bu. Ama yine de, Bolivyalı’nın tüm vücudunun titremesine neden olmuştu.

“Niye açık açık söylemiyorsun..?” diye sordu karım, “Hadi söyle…”

Ayağı şimdi, hafif hareketlerle Juan’ın siki üstünde dolaşmaya başlamıştı bile. Bacaklarını da, iyice aralamıştı şimdi. Artık olduğu gibi meydandaydı amı.

“Hadi söyle beni sikmek istediğini…” diye sürdürdü Naz, “Beni sikmek istiyorsun değil mi..? Ohhhh söyle hadi…”

Juan’ın vücudunun sarsıldığını gördüm. Şortunun önü, bir anda sırılsıklam kesildi. Tanrım belini getirmişti. Bu kadar tahrik olmaya dayanamamış ve belini getirmişti. Bu beklenmedik gelişme, karımın da aklını başından almıştı bu arada.

“Ohhhh belin geldi…” diye inledi, “Yalnızca ayağımla dokunduğumda bile, belini getirdin… Ama anlamıyorum bir türlü… Eline beni sikmek için böyle bir fırsat geçmişken ne bekliyorsun..? Ohhhh ne bekliyorsun..?”

Birden doğrulduğunu gördüm Juan’ın. Karıma sokuldu. Sol eli, bir şimşek hızıyla bacaklarının arasına girdi de parmakları bir anda hedefine ulaşıverdi. Naz’ın amını avuçlamıştı. Daha da sokuldu ve bir anda öpüşmeye başladılar. İp kopmuştu.

Kollarını Juan’ın boynuna dolamıştı karım. Birbirlerinin ağızlarını yemek istermiş gibi, hırsla öpüşüyor, emişiyorlardı. Dillerinin birbiriyle boğuşurken çıkardığı şakırtılı sesleri, ben bile duyabiliyordum. Bir eliyle de, Naz’ın güzelim memelerini mıncıklamaya başlamıştı Juan. Tümüyle kendini bırakmıştı karım. Sonra ellerinden birini onun boynundan çekip, sikine götürdü. Beyaz şortun altındaki sik, hala kocamandı.

“Offf ne kadar büyük sikin…” diye inledi, ağzını Juan’ınkinden kurtararak.

Sesi zevkten boğuklaşmıştı. Sonra öbür elini de getirip, aceleci parmaklarıyla Türk’ün şortunun önünü açmaya koyuldu. Bunu başardığında da, sağ elini içeri sokup, o kocaman siki dışarı çekti. Gözleri büyümüştü. Doğrusu ben de, ondan farklı bir durumda değildim. Gerçi Juan’ın sikini daha önce de görmüştüm ama o zaman inikti. Şimdi karımın elindeki ise inanılmaz büyüklükte, kelimenin tam anlamıyla bir erkeklik abidesiydi. En az yirmibeş santim olmalıydı. İnanılmayacak kadar da kalındı. Vücudunun başka yerlerinden daha koyu renkte, neredeyse kapkara ve alabildiğine kıllıydı. Morarmış başı, dev bir mantara benziyordu. Naz’ın onu en dibinden kavrayan beyaz eli, bir çocuğunki gibi, küçücük kalmıştı.

Sonra müthiş bir şey oldu ve Juan’ın sikinden, uzun, beyaz bir bel sütunu fışkırıverdi havaya ve küçük bir kavis çizip karımı, tam yüzünün ortasından vurdu. Zavallı Bolivyalı o kadar abazandı ki, kendini tutamamıştı. Ama elindeki sikin birden fışkırmaya başlaması ve yüzüne gelen beller, Naz’ın da, kontrolünü tümüyle yitirmesine neden olmuştu bu. İnlemeye başlamıştı. Tüm vücudu sarsılıyordu. Tanrım, o da belini getiriyordu.

Ama kendini daha çabuk toplayan yine de karım oldu. Bir süre elindeki siki hayran hayran seyretti, sonra da, ağzını açıp Juan’ın kucağına eğildi. Dudakları, bir anda, sertliğinden en küçük bir şey bile kaybetmemiş olan o kocaman sikin başına yapışıverdi. Sonra onu ağzından çıkarıp, başını yalamaya, her yerine bulaşmış olan erkeklik sıvılarını temizlemeye koyuldu.

Juan’ın yüzünün zevkle çarpılmış olduğunu görebiliyordum. Sağ elini getirip, parmaklarını karımın saçları arasına geçirmişti. Kalçaları küçük hareketlerle kanepeden kalkıyor, sikini aklını başından alan o güzelim ağza sokmaya çalışıyordu. Birden, naraya benzeyeh bir ses çıktı ağzından. Yine fışkırtıyordu. Tohumları bu sefer Naz’ın ağzına doluyordu. Gözlerimi, karımın gırtlağından alamıyordum. Hızla oynuyordu. Tüm gücüyle, ağzına dolan belleri yutmaya çalışıyor ve bir taraftan da, sarsıla sarsıla belini getirmekteydi o da. Sonunda, biraz sakinleştiler.

Ama fazla uzun sürmedi bu durum. Önce karım doğrulup, başını Juan’ın kucağından çekti. Bütün yüzü, ve ağzının çevresi, bel içinde, pırıl pırıl parlıyordu. Manzara öylesine tahrik ediciydi ki, sikim çatlayacak hale gelmişti. Sonra Juan hareketlendi. Naz’ı omuzlarından itip, arkasına yaslanmasını sağladı önce. Peşinden de, kendi eğilip, başını onun kasıklarına gömüverdi. Önce seyrederken içine düştüğü, sonra avuçlayıp mıncıkladığı o güzelim am, şimdi ağzının altındaydı. Yalamaya başladı. Şapırtılı sesler çıkarıyor, karımın amını sanki yiyordu.

Rahatlamak için şortumu indirip, sikimi dışarı çıkardım. Biraz okşayacak olsam belimin geleceğinin farkındaydım. Seyrettiklerim, beni inanılmaz oranda tahrik etmişti. Naz’ın beli bükülmüştü. Zevkle inlediğini duyuyordum. Juan, gerçekten amını yiyordu sanki. Ayaklarını onun sırtına dayamış, kendini tümüyle amının içinde dolaşan dile bırakmıştı karım. Birden sarsıla sarsıla belini getirmeye başladı. Sonra da bir daha ve bir daha.

Durup doğruldu Juan. Sonra ayağa kalkıp, tek harekette şortunu indirdi. Şimdi tüm haşmetiyle meydana çıkmışı siki. Tanrım, sanki bir doğa harikasıydı karımın karşısındaki. Az öncekinden çok daha büyük görünüyordu. Taşakları da kocamandı Bolivyalı’nın. Kapkara ve kıllı birer torsba gibi sallanıyorlardı bacaklarının arasında. Naz, büyülenmiş gibi seyrediyordu onu.

“Sik beni…” diye fısıldadı sonra da, “Ohhhh hadi sik beni… Sok sikini bana hadi… Ohhhh sok n’olur…”

Bacaklarını alabildiğine açmış, dizlerini büküp omuzlarına doğru çekmiş, ayak parmakları aşağı bükük, öylece bekliyordu Bolivyalı’nın sikini. Juan’ın yüzüne baktığımda, sikim daha da kalktı sanki. Şehvetle çarpılmıştı. Gözleri parlıyordu. Ağzı aralıktı ve burun kanatları sürekli oynuyordu. Kanapenin üstüne dizlerini basıp, karımın bacaklarının arasına girdiğini gördüm. Bir eliyle sikini dibinden tutup aşağı eğdi ve biraz daha sokuldu. Şimdi o inanılmaz büyüklükteki sikin kocaman bir mantara benzeyen başı, Naz’ın amının iyice açılmış dudaklarına değmeye başlamıştı.

“Sok…” diye inledi karım, “Ohhhh sok… Sik beni… Sik beni hadi…”

Juan’ın kalçaları hafifçe ileri gittiler ve sikinin başı, karımın amına yavaşça kaydı. Aynı anda Naz’ın tüm vücudu tekrar sarsılmaya başladı. Yine belini getiriyordu. İnanılır gibi değildi.

“Sik beni…” diye bağırdı birden, “Ohhhhhh sik beni…”

Juan’ın tüm kontrolü kaybetmek üzere olduğunu farkediyordum. Aniden ve tek bir harekette kökleyiverdi ve o inanılmaz büyüklükteki, kocaman sik, olduğu gibi, taşaklarına kadar girdi karımın amına. Aynı anda da, homurdanmaya başlamıştı. Kıçının kıllı yanakları açılıp kapanıyordu. Yine tutamamıştı kendini. Bir kez daha getiriyordu belini. Ama bu sefer tohumlarını, Naz’ın amının en dibine fışkırtıyordu ve bu da onun bir kere daha çıldırmasına ve belinin yeniden gelmesine neden olmuştu yalnızca. Bir süre öylece kaldılar.

Gözlerimin önündeki bu hareketsiz manzara bile, inanılmayacak kadar çok tahrik olmama neden oluyordu. O kocaman, kapkara, kıllı Bolivyalı sikinin tamamı, karımın içinde kaybolmuştu. Yüzündeki ifadeden, bunun ona inanılmaz büyüklükte zevk verdiğini anlayabiliyordum. Juan’ın yüzü de, kendini ne kadar büyük bir zevk girdabına kaptırmış olduğunu belli ediyordu. Üç yıldan beri yalnızca elini siktikten sonra, şimdi sımsıkı ve ateş gibi yanan bir ama girmişti siki. Birden karımı sikmeye başladı.

Kalçaları, hızlı hareketlerle ileri geri gidiyor, o kocaman siki Naz’ın amına girip çıkıyordu şimdi. Tanrım, en küçük bir inme belirtisi bile yoktu herifin sikinde. Sokuyor, çıkarıyor, sokuyor, çıkarıyordu. Naz, yine inlemeye başlamıştı.

“Sik beni…” diye bağırdı tekrar, “Sik beni hadi… Ohhhhh çok güzel sikin… Ohhhhh çok güzel… Sik hadi… Ohhhhhh sik… Sik… Ohhhh tanrım, ne kadar güzel sikiyorsun beni… Ohhhhhh… Ahhhhhh… Immmmnnnnhhhh… Sik… Ohhhhhh sik beni… Ohhhh hadi…”

Çığlık çığlığaydı. Tüm vücudu kıvranıp bükülüyor, Juan sikini her sokuşunda kasıkları kanapeden havalanıp yükseliyor, içine daha çok sik alabilmek için sanki çırpınıyordu. Müthiş bir sikiş seyrediyordum. Sikenin, üç yıldan beri am yüzü görmemiş cezaevi arkadaşım, sikilenin de karım olması ise bana inanılmaz büyük bir zevk veriyordu. Ama asıl büyük zevki onların almakta olduğu açıktı. İkisi de kendinden geçmiş gibiydi. Juan, şimdi her geri çekilişinde o kocaman sikinin neredeyse tamamını, en ucuna kadar karımın amından çekip çıkarmaya, her ileri gelişinde ise tamamını, dibine kadar sokmaya başlamıştı. Sonra birden durdu ve peşinden de, büyük bir şaplatmayla olduğu gibi geçirip, yine belini getirmeye başladı. Bolivyalı’nın fışkıran bellerini amının en dibinde bir kez daha hissetmek ise karımı delirtti tabi. O da çırpına çırpına, bir kez daha belini getiriyordu.

Yine bir süre durup soluklandılar. Sonra Naz, bir eliyle Juan’ı göğsünden itip, onu kendinden uzaklaştırdı. Bolivyalı’nın o kocaman siki, şimdi amından tümüyle çıkmıştı ve inanılmaz bir biçimde hala dimdik, hala inanılmayacak kadar büyük ve sertti. Karım onu biraz daha iterek kanepeye oturttu. Sonra da kendi kalkıp, ata biner gibi kucağına çıktı Juan’ın. Yüzü ona, arkası bana dönüktü. Bolivyalı’nın siki, kalçalarının arasından geçerek yukarıya uzanmış, neredeyse beline kadar gelmişti. Akıl almaz bir manzaraydı bu. Naz, ayaklarını onun bacaklarının iki yanında kanepeye basıp kalçalarını havaya kaldırdı ve amının alabildiğine açık oturan dudaklarını, bir eliyle dibinden kavradığı o kocaman sikin başına dayadı. Bir an öylece durdular. Sonra karımın kalçalarını aşağı bıraktı ve Bolivyalı’nın kapkara siki, içine gömülmeye başladı.

Kelimenin tam anlamıyla büyülenmiş gibiydim. O devasa sik, yağ gibi kayıp karımın amına giriyor, karnının derinliklerinde kayboluyordu. Sonunda, yalnızca kocaman torba gibi taşakları kaldı dışarda. Sonra Naz’ın kalçalarının yeniden hareketlendiğini gördüm. İki eliyle Juan’ın omuzlarını sıkı sıkı kavramış, içindeki kocaman sikin üstüne oturup kalkmaya başlamıştı. Ama hareketleri bununla da kalmıyordu. O yusyuvarlak, inanılmaz baştançıkarıcı kalçaları, aynı anda öne arkaya, sağa sola da çalkalanıyordu. Tanrım, sanki dansediyordu Bolivyalı sikinin üstünde. Gözlerimi bu müthiş manzaradan alamıyordum. Bir süre sonra, Juan’ın iri, esmer ve kıllı elleri de girdi devreye. İki eliyle, karımın kalçalarını avuçlamış ve birbirinden ayırmıştı. Gözlerim, şimdi de, onun tüm davet ediciliğiyle ortaya çıkan göt deliğine kilitlenmişti. Hem kendi am sularıyla, hem de Juan’ın belleriyle vıcık vıcık ıslanmıştı götü. İnanılmaz tahrik edici görünüyordu. Sonra Bolivyalı’nın kıllı parmaklarından biri devreye girdi. Götüne dokunan parmağı hissetmek ise Naz’ı iyice çıldırttı tabii. O küçük deliğin ne kadar duyarlı olduğunu çok iyi biliyordum. Götünden sikilmeye bayılıyordu karım. Juan’ın parmağı, şimdi tüm vücudunun titremesine neden olmuştu. “Ohhhhh…” diye inlediğini duydum, “Sok parmağını n’olur… Ohhhh sok parmağını götüme hadi… Ohhhhh…”

Bolivyalı’nın bu isteği ikiletmeye, elbette ki niyeti yoktu. Bir anda sokuverdi parmağını Naz’ın götüne. Bu da, onun sarsıla sarsıla belini getirmesine neden oldu yalnızca. Şimdi Juan’un kucağına oturup kalmıştı. Ama kısa sürdü bu hareketsizlik. Bir süre sonra kalçaları yeniden hareketlendiler. Artık tekrar içindeki o kocaman sikin üstüne oturup kalkmaya, o akıl almaz büyüklükteki erkeklik abidesini amına alıp çıkarmaya başlamıştı. Üstelik şimdi, götüne girip çıkmakta olan kocaman bir parmak da vardı işin içinde.

“Ahhhh çok güzel…” dedi birden, “Çok güzel… Ohhhhh doyamıyorum sikine biliyor musun..? Ohhhh doyamıyorum… Parmağın da çok güzel… Ohhhhh iki deliğimi birden sikiyorsun… Ohhhhh… Ahhhhh… Söyle bana, hoşuna gidiyor mu senin de..? Ohhhhh… Götümü de sikmek istiyorsun değil mi..? O kocaman sikini götüme de sokmak istiyorsun değil mi..? Ohhhhh istiyorsun… Ohhhhh çok güzel… Immmnnnnhhh…”

Sonra birden durup, Bolivyalı’nın sikinin üstünden kalkıverdi. Peşinden de, arkasını ona, yüzünü bana dönüp, yeniden oturdu o kocaman sikin üstüne. Şimdi ayaklarını Juan’ın bacaklarının dış taraflarında, kanapenin tam kenarına basmıştı. Gözlerimin önündeki manzara, gerçekten de müthişti doğrusu. O kocaman sikin tamamı, karımın, dudakları yırtılma derecesinde gerilmiş amına gömülmüştü. Ama seyrettiklerim, Naz tekrar Juan’ın kucağına oturup kalkmaya başladığında daha da müthişleşti. Bu inanılmaz büyüklükteki sikin o küçücük ama girip çıkmasını seyretmek, aklımı başımdan almıştı sanki. Gözlerimi oradan koparabildiğimde ise karımın zevkten ne kadar uçmuş olduğunu açıkça belli eden yüzünü seyrediyordum. Gözleri kısıktı. Alt dudağını dişlerinin arasına sıkıştırmıştı.

Juan bu sefer bayağı dayanmıştı doğrusu. Peşpeşe, bir kaç kez belini getirmek, belli ki, o kocaman taşaklarını biraz boşaltmıştı. İki taraftan birer pençe gibi uzattığı kıllı elleriyle karımın memelerine yapışmış, rüyalarında bile görmediği bir sikişin zevkini çıkarıyordu. Ama asıl zevk alan, yine de Naz’dı tabii. Kendinden geçmiş gibiydi karım.

Sonra birden durduğunu gördüm. Kalçaları yine yükseldi ve Juan’ın siki amından çıkıverdi. Bir eliyle onun dizine tutunup, öbür elini bacaklarının arasından uzatarak o kocaman siki dibinden tuttuğunu gördüğümde, ne yapmak istediğini anlayarak, büsbütün heyecanlandım. Tanrım, götüne istiyordu şimdi de. O akıl almaz büyüklükteki Bolivyalı sikini, şimdi de götüne istiyordu. Doğruyu söylemek gerekirse, düşüncesi bile korkutucuydu bunun. Bu kadar büyük, bu kadar kalın ve uzun bir sikin, o küçücük deliğe girmesi imkansız gibi geliyordu bana. Ama Naz kararlıydı. Onun, neredeyse bir yumruk büyüklüğündeki başını götüne dayadı özenle.

“Ahhhh çok büyük…” diye inledi sonra da, “Çok büyük… Ahhhhh deli ediyor beni… İstiyorum… Götümün içine istiyorum onu… Ohhhhh çok istiyorum hem de…”

Bunu Juan’ın da istediği çok açıktı. Oturduğu yerden sikini yukarı bastırmaya çalışıyor, o kocaman allameyi karımın götüne sokabilmek için uğraşıyordu.

“Dur n’olursun…” diye yalvardı Naz, “Sen bir şey yapma… Ohhhhh çok büyük sikin… Sokmaya kalkarsan, beni yırtarsın sonra… Bırak ben alayım onu içime… Ohhhh bırak ben alayım… Bak nasıl açılıyor götüm… Ohhhh sikini içine alabilmek için açılıyor… Ohhhhhh… Tanrım çok güzel… Ahhhhhh… Immmnnnnhhhh…”

Kalçaları, yine bir dansözünki gibi hareket etmeye, öne arkaya, sağa sola oynamaya başlamıştı. Büyülenmiş gibi, Juan’ın sikinin başının yavaş yavaş kaybolmakta olduğunu görüyordum. Tanrım, inanılır gibi değildi. Sonra müthiş bir şey oldu ve bir nara atlattı Bolivyalı. Vücudu sarsılıyordu. Yine tutamamıştı kendini. Bu sefer tohumlarını, karımın, sikini alabilmek için alabildiğine açılmış küçük götünün içine fışkırtıyordu üstelik. Bunu hissetmek, Naz’ı da çıldırtmıştı tabi. Onun da tüm vücudu sarsılmaya başlamıştı. Ağzından küçük çığlıklar kaçıyordu. Bacakları onu taşımaz hale gelmiş olmalıydı. Bir anda kendini Juan’ın kucağına bıraktığını gördüm. Bolivyalı’nın o akıl almaz büyüklükteki siki, yağ gibi kayarak götüne giriverdi bir anda. İçine fışkıran bellerle vıcık vıcık bir hale gelmiş olmalıydı karımın götü. Kalçalarının Juan’ın bacaklarına değmeye başladığını hissettiğinde de, bir daha geldi beli. Vücudunun üst kısmını Juan’ın göğsüne yaslayıp, kendini iyice bıraktı.

Bir süre öylece kaldılar. Naz’ın tüm gücü bitmiş gibi görünüyordu. Ama Juan’ın hareketsiz kalmaya niyeti yoktu. İki elini uzatıp, karımı diz altlarından kavradı ve bacaklarını yukarı kaldırdı. Manzara müthişti. O kocaman sik, dibine kadar girmişti götüne. Onun biraz üstünde de, alabildiğine açık amı vardı. Perişan bir halde görünüyordu o küçücük am. Kızarmıştı. İçinden, peltelenmeye başlayan beller sızıyordu. Sonra Juan sikmeye başladı. Kalçalarının çabuk hareketleriyle, sikini, karımın götüne sokuyor, çıkarıyor, sokuyordu.

“Ohhhh sik götümü…” diye inledi Naz, “Sik beni… Ohhhhhh götümü sik… Ahhhhhh çok güzel… Ohhhhhh… Imnnnhhh… Ahhhhh… Sik götümü… Ohhhh sik…”

Gerçekten de sikiyordu şimdi Juan. O küçücük göt deliği, sikini sımsıkı sarıp, aklını başından almış, onu zevk bulutlarının üstüne çıkarmış olmalıydı. Yine her geri çekişinde, en ucuna kadar çıkarmaya, her geçirişinde de, dibine kadar sokmaya başlamıştı. Ama Naz, tüm vücudu sarsılarak bir kez daha belini getirmeye başladığında, durmak zorunda kaldı. Karımın küçücük götü, sikini bir mengene gibi sıkıştırmış olmalıydı. Öyle ki, sokup çıkaramıyordu bile. Ama bir süre sonra yine sikmeye başladı onu. Tanrım, o kocaman sik girip çıktıkça, karımın amı da bir ağız gibi açılıp kapanıyor, ortaya, seyrine doyum olmayacak bir manzara koyuyordu. O kadar çok tahrik olmuştum ki, artık her an belimin gelebileceğinin farkındaydım. Ama tüm gücümle kendimi tutmaya çalışıyordum. Sanki belim gelirse, her şey bitecekmiş gibi geliyordu bana.

Karım, artık yalnızca inliyordu. Zevkten uçmuş bir halde olduğunu görebiliyordum. Birden bir daha getirdi belini. Hemen peşinden de bir daha ve bir daha. Ama Juan artık durmuyordu. Ne kadar sıkıştırılmış olursa olsun, o kocaman sikini Naz’ın götüne sokup çıkarmayı sürdürüyordu. Hareketleri giderek hızlanıyordu da üstelik. Bir taraftan da, ağzından hırıltılı sesler çıkarıyordu. Karımın inlemeleriyle birlikte, yalnızca bu sesleri dinlemek bile müthiş tahrik ediciydi doğrusu.

Sonunda, tüm öteki hırıltıları bastıran bir nara çıktı Juan’ın ağzından. Yine tüm vücudu sarsılmaya başlamıştı. Belini getirdiğini, tohumlarını, karımın götünün derinliklerine fışkırttığını görebiliyordum. Ama bu sefer, öyle köküne kadar geçirip durmamıştı. Hala sokup çıkarıyordu ve o kocaman siki tıpkı bir pompa etkisi yaparak, kıvamlı bellerin, höpürtülü sesler çıkararak Naz’ın götünden taşmasına ve taşaklarının üstüne akmasına neden oluyordu.

Karım ise çıldırmış gibiydi gerçekten de. Çırpınıyor, çığlıklar atıyor, sarsılıyordu. Artık kendimi tutmama olanak kalmamıştı. Elimi sikime dokundurmamıştım bile. Ama belim gelmeye, tohumlarım, mutfak masasının üstüne fışkırmaya başladı. Gözlerim kararıyordu. Ben mutfakta, onlar içerde kanapenin üstünde, üçümüz de yığılıp kaldık.

İçimizden ilk ayaklanan karım oldu. Yorgun yorgun kalktı Juan’ın kucağından. Götünden çıkan sik hala inmemiş, hala kocamandı. Üstelik şimdi, üstüne bulaşan bellerle pırıl pırıl parlıyordu da. Büyük bir şaşkınlıkla seyrediyordum, gözlerimin önündeki manzarayı. Juan’a kalsa, karımı sikmeye devam edecek gibi görünüyordu. Ama Naz buna fırsat vermedi.

“Ben yukarı, kocamın yanına gidiyorum şimdi…” dedi ona, “Nasıl olsa üç gün bizimlesin…”

Sonra eğilip, onun hala dimdik duran sikini okşadı hafifçe. Peşinden de arkasını dönüp, salondan çıktı. Ben de hızla merdivenlere yöneldim. Yatak odasına birlikte girdik. Onun son derece heyecanlı olduğunu görebiliyordum. Kapıyı kapar kapamaz boynuma sarılıp, tüm vücudunu benimkine yasladı. Müthiş bir sikiş kokusu yayıyordu. Am ve bel kokusu. Yüzü ve ağzının çevresi, hala bel içindeydi.

“Ohhhh gördün değil mi sevgilim..?” diye sordu fısıldayarak, “Gördün değil mi nasıl sikti beni..? Gördün değil mi ne kadar büyük siki… Ohhhh manyak bir şeydi sevgilim…”

Sonra hiç beklemediğim bir şey yaptı ve bel içindeki dudaklaını, dudaklarıma yapıştırdı. Dili bir anda ağzımın içine kaydı. Burnuma dolan kesif bel kokusu ve dilimin üstünde hissetiğim hafif tuzlu tad, başımın dönmeye başlamasına neden oldu. Sikim bir anda kazık gibi kesildi yine. Bunu hissetmek, karımı da çılgına çevirdi birden. Kendini kollarımdan kurtararak, sırtüstü yatağa attı. Bacaklarını alabildiğine açmış, dizlerini büküp omuzlarına doğru çekmişti. Yeni sikilmiş amıyla götünün görüntüsü müthişti. Her zamankinin aksine, iki deliği de alabildiğine açık, alabildiğine bollaşmış görünüyordu. İçleri bel doluydu. Kendimde değilmişcesine ona doğru yürüdüm ve yere diz çökerek, gözlerimin önündeki manzarayı, daha yakından seyretmeye başladım. Sikim zonkluyordu.

Birden, daha da beklenmedik bir şey yaptı karım ve iki elini bacaklarının arasından uzatarak beni saçlarımdan yakaladı. Başımı kasıklarına doğru çekmeye başladığını hissettim. Tanrım yüzümü vıcık vıcık bel içindeki kasıklarına çekiyordu. Nedendir bilmem ama, direnmek gelmiyordu içimden. Sonra ağzımı alabildiğine açtım ve hırsla yapıştım amının dudaklarına. Az önce öpüşürken ağzıma gelen bel tadı şimdi çok daha kesif bir biçimdeydi. Burnuma gelen birbirine karışmış bel ve am kokuları ise kelimelerle anlatılamayacak kadar tahrik ediyordu beni. Dilimi, Juan’ın alabildiğine bollaştırdığı amının içine sokuverdim.

“Ohhhhhh yala beni sevgilim n’olursun…” diye inledi Naz, “Hadi yala beni… Yeni sikilmiş amımı yala… Ohhhhhh… O koskocaman Bolivyalı sikinin girdiği amımı yala sevgilim… Ohhhhh içime doldurduğu bellerini yala n’olursun… Ohhhhh deli oluyorum… Immmnnnhhh… Ohhhhhh… Yala hadi sevgilim…”

Tüm vücudu, büyük bir kendinden geçmişlik içinde dalga dalga kıvranıp bükülüyordu. Benim için de ip, kelimenin tam anlamıyla kopmuştu. Karımın yeni sikilmiş amını, inanılmaz bir hırsla yalıyor, emiyor, dilimi içine sokuyor, içinden sızan, taşan belleri yutuyordum. Kafamın içinde müthiş bir uğultu vardı. Tüm ömrüm boyunca ilk kez böyle bir şey yapıyordum ve bu beni inanılmayacak kadar tahrik ediyordu. Sonra aynı şeyleri götüne de yapmaya başladım. Aslında tüm hareketlerimi hiç düşünmeden, yalnızca içimden geldiği gibi yaptığımın da bilincindeydim. Bunu farketmek ise sanki mümkünmüş gibi daha da çok tahrik olmama neden oluyordu.

Bu arada karım da çıldırma sınırına gelmiş gibiydi. Tüm adelelerinin kasılıp gevşediğini görebiliyordum. Kalçaları yataktan havalanıp, amını ya da götünü ağzıma büyük bir hırsla bastırıyordu. Yine sürekli geliyordu beli. Amı, durmadan akan bir çeşmeye dönmüştü. Am suları karnının derinliklerinden kopup ağzıma kadar gelirken, Juan’ı bellerini de birlikte getiriyordu tabii. Bu beni çıldırtıyor, daha iştahlı yalamama, daha hırslı emmeme neden oluyor, o zaman da, bir daha ve bir daha belini getiriyordu Naz.

Sonunda, titreye titreye duruldu. Dizlerimin üstünde doğrulup ona sokuldum. Bacakları hala alabildiğine açık, dizleri neredeyse omuzuna yapışıktı. Patlama noktasına gelmiş olan sikimi amına dayadığım anda, hepsi içinde kayboluverdi.

“Tanrım… ” dedim, “Ne kadar bollaştırmış seni…”

Bu sözler, karımın üstünde tam bir tetik işlevi yaptı. Bir kez daha ve alabildiğine şiddetle belini getirdi. Sonra yine duruldu. İnanılmayacak kadar gevşemişti, o her zaman sımsıkı olan küçücük amı. Sikimi çıkarıp götüne soktum bir anda. Tabii o küçük göt deliği de, her zaman alıştığım sıkılığından çok uzaktı. Ama yine amından daha sıkıydı. İki elimle bacaklarını diz altlarından tutup, daha da bastırdım. Sonra da sikmeye başladım. Juan’ı belleriyle bollaşıp vıcık vıcık hale gelmiş götü, hafifçe bollaşmış bir am gibiydi.

“Sik beni sevgilim…” diye inledi Naz, “Ohhh götümü sik sevgilim… Ohhhh yeni sikilmiş götümü sik… Tohumlarını doldur içime… Bellerin içimde Bolivyalı belleriyle karışsın sevgilim… Ohhhhh… Ohhhhh… Çok güzel sevgilim… Ohhhh çok güzel…”

Artık hırsla sikiyordum onu. Karımı, az önce kocaman bir Bolivyalı sikinin girip çıktığı götünden sikiyordum. Hala içini dolduran beller, sikime bulaşıyor ve bunu hissetmek, beni zevkten uçma noktasına getiriyordu. Biraz önce aşağıdaki kanapenin üstünde, Juan’ın o kocaman sikiyle götünden sikilirkenki hali gözlerimin önünden gitmiyordu. Birden içimde bir top patlamış gibi oldu. Tohumlarım fışkırmaya, Naz’ı götünün içinde Juan’ınkilerle karışmaya başladı. İşte bu müthişti. Tanrım hem de çok müthişti. Kendimden geçmeden önce, aklımda olan son şey de buydu.

Kocamın Patronu

Kocamın Patronu
Yasemin — Kocamın Patronu

Merhaba, adım Yasemin.

25 Yaşında 2 senelik evli genç bir kadınım. 1,70 boylarındayım. Düz ve uzun sarı saçlara, ince bir bele, dolgun kalçalara sahibim. Pembe ve geniş meme uçlarıyla gögüslerim büyük ve şekillidir. Bembeyaz vücudum, uzun bacaklarım ve küçük bakımlı ayaklarımla yolda erkeklerin dönüp tekrar tekrar baktığı güzellerden birisiyim.

Eşimin iyi bir işi var ve iyi kazanıyor. Oldukça konforlu bir evde lüks içerisinde yaşıyoruz. Ancak çok çalıştığı için kocalık görevlerini yerine getiremiyor ve akşamları yorgunluktan sızıp kalıyor.

Geçen öykümde azgınlıktan yanan vücuduma engel olamayıp kendimi başka erkeklere siktirme kararı verdiğimi ve yine çok azdığım bir günde eve gelen doğulu musluk tamircilerine kendimi nasıl hoyratça siktirdiğimi yazmıştım.

Bu olayın üzerinden yine haftalar geçmiş, vücudum yeniden alev alev yanmaya başlamıştı. Evde çırılçıplak dolaşıyor, internette yüzümü gizleyerek erkeklere çıplak şovlar düzenliyordum. Kameranın karşısındaki irili ufaklı siklerin benim için boşalmasını büyülenerek izliyordum. Bazen çok azdığımda dayanamayıp gizli numaradan tanımadığım adamlarla konuşup telefonda bellerini getiriyordum. Hemen hepsi de buluşmak için yalvarıyor. Bazıları yüksek ücretler teklif ediyor, bazıları beni bekar evlerinde grup olarak sikmek istiyor ama hepsi de ekranda gördüklerine sahip olmak için yarışıyorlardı. Bense bazen dayanamayacak kadar azıyor ama bütün vücudumun yanmasına ve bacaklarımın titremesine rağmen evli bir kadın olduğum için kendimi tutuyordum. Ancak ekranda izlediğim yarakların geceleri rüyama girmesine engel olamıyordum.

Yine böyle bir günde bacaklarımı ayırmış, ıslanmış bacak aramı karşımdaki adam için parmaklıyordum. Herifin öyle büyük ve sert bir yarağı vardı ki büyülenmiş bir şekilde ne isterse yapıyordum. Azgınlıktan karşımda sıvazlanan büyük sikin kölesi olmuştum. Herifin istediği şekilde domalıyor, arka deliğimle ya da amımla oynuyor, büyük göğüslerimi dimdik olmuş meme uçlarımdan sıkarak yoğuruyordum. Aniden çalan cep telefonumun sesiyle irkildim. Arayan kocamdı. Merhabalaştıktan sonra sesimdeki titremeyi farketmişti.

“Hayrola aşkım sesin tuhaf geliyor hasta mısın yoksa?” diye sordu.

“Hayır hayatım temizlik yapıyordum da nefes nefese kalmışım” diye cevapladım. Bu arada iki parmağımla pembe amımı dudaklarından ayırmış karşımdaki adama ıslak amcığımın içini göstermeye çalışıyordum.

“Aşkım sana zahmet olacak ama akşama yemeğe misarifimiz olarak patronumuz Mahmut Bey gelecek. Biliyorsun bu benim için çok önemli şöyle içkili güzel bir sofra hazırlamamız mümkün mü?” diye sordu. Sesinden oldukça heyecanlandığı belli oluyordu. Eşim patronundan çok çekinir ona çok saygı duyardı.

“Tabi aşkım ne demek… Hemen şimdi mutfağa girip bir şeyler hazırlarım… Sen hiç merak etme aşkım… Mahmut Bey bu akşamdan çok memnun kalacak.” Dedim.

Canım sıkılmıştı. Kendi kendime “durduk yere iş çıkarıyorsunuz vallahi” dedim. Karşımdaki adamı boşalttıktan sonra bilgisayardan ayrılırken MSN deki herif telefonumu ya da adresimi öğrenmek için yalvarıyordu.

Böyle durumlarda her zaman yaptığım gibi kocamın kredi kartıyla yakındaki pahalı restorandan yemekler ve mezeler ısmarladım. Ayrıca rakı ve bira da sipariş ettim. Bu restoran siparişleri sayesinde eşim benim çok iyi yemek yaptığımı zannediyor.

Banyoya girdim ve sıcak suyla uzun bir banyo yaptım. Koltukaltlarımı, bacak aramı tekrar traş ederek iyice temizledim. Azgınlıktan yanan vücuduma dokunmaya doyamıyordum. Banyodan sonra düz saçlarımı kurutarak uzun uzun taradım. Küçük ve bakımlı ayaklarımın tırnaklarına sadece cila sürmeye karar verdim. Uzun topuklu bir terlik giyeceğim için ayaklarımın çok güzel görünmesini istiyordum. Bundan önce bütün vücuduma, göğüslerime, bacaklarımıa ve ayaklarıma uzun uzun güzel kokulu kremlerle masaj yaptım. Gece koyu kırmızı elbisemi giymeye karar verdiğim için kırmızı küçücük tangamı giymiştim. Üzerimde sadece tangamla; tırnaklarımı cilalamış, kurumaları için ayaklarıma üflerken aniden kapı çaldı. Aceleyle üzerime kocamın ortalıkta bıraktığı gömleği giydim ve ortadan bir iki düğmesini ilikleyerek kapıya doğru acele seğirttim. Tırnaklarımın cilası bozulmasın diye sekerken dolgun ve beyaz kalçalarım gömleğin altında sağa sola sallanıyordu. Kapıyı açtığımda siparişleri getiren 18-19 yaşlarında çocuğu karşımda buldum. “Bu da kürt olmalı” diye düşündüm. Genç olmasına rağmen iri yarı kıllı ayı gibi bi şeydi. “Bileğim kadar siki vardır bunun” diye düşünmeye başlamıştım ki. Çocuğun “siparişleri getirdim abla” diyen sesini duydum. Sesi heyecandan titiriyor, gözlerini ince beyaz gömleğin altında belli belirsiz seçilen pembe meme uçlarımdan alamıyordu. Meme uçlarım dimdik olmuş, göğüslerimin büyük bölümü önü açık gömlekten rahatça seyredilebiliyordu.

“Ay canım siparişleri mutfağa bırakıver… Kusura bakma böyle ev haliyle…” diyerek cilveli kıkırdadım.

Mutfağın kapısına arkamı dönerek bahşiş arama bahanesiyle çantamı karıştırıyor, eğilip doğrularak arkamdaki çocuğun küçücük tangamdan taşam kalçalarımı izlemesini sağlıyordum. Bembeyaz ve uzun bacaklarımı bazen ayırıyor bazen birleştiriyordum. Parayı vermek için arkamı döndüğümde terlemiş gözleri faltaşı gibi açılmış çocuk, gözlerini kalçalarımdan zorla ayırarak şaşkın bana baktı.

“Birazcık cesaretin olsa beni yere yatırır burada çatır çatır sikerdin” diye düşündüm. “Hiç itiraz etmeden bacaklarımı açardım sana”.

“Al aşkım bu da senin için” diyerek çocuğa parayı ve kredi kartını verdim. Ağzımdan yanlışlıkla “aşkım” kelimesi çıkmıştı. Pos makinasına şifreyi girerken yüzüm utancımdam kıpkırmızı olmuştu. Çocuk kekeleyerek teşekkür etti ve gitti.

“Bu akşam sikini yara yapmasa bari” diyerek kıkırdadım.

Yatak odasına geçerek sırıksıklam olmuş tangamı bir diğeriyle değiştirdim. Masayı hazırladıktan sonra Aynanın karşısına geçerek hafif bir makyaj yapmaya koyuldum. Büyük ve yeşil gözlerimi öne çıkaracak bir far sürdüm. Hokka gibi küçücük burnumun altında yarı açık duran tombul dudaklarımı koyu kırmızıya boyadım. Hafif bir allık sürdükten sonra kırmızı elbisemi giydim. Uzun topuklu ve bir tek ince kırmızı bant ile ayaklarımda duran terliklerimi de giydikten sonra aynanın karşısına geçtim. Omuzlarımdan dökülen düz sarı saçlarım, geniş dekolte ile yarısı dışarıda dimdik duran sütyensiz büyük göğüslerimi, bacak aramın 3-4 parmak altına uzanan ve ince belime yapışmış ama aşağı doğru genişleyen elbisemin etekleri ile düzülmeye hazır bir fahişe gibi duruyordum.

Odayı gerektiği gibi ışıklandırdıktan ve masayı son bir kez gözden geçirdikten hemen sonra kapı çalındı. Gelen kocama sarılarak öperken arkasında duran iri yarı adamı inceliyordum. Kocamın patronu Mahmut Bey neredeyse kocamın iki katı 40-45 yaşlarında göbekli hafif kel, kıllı bir adamdı. Sonradan görme bir kro olduğu her halinden belliydi. Ben kocamı öperken arsızca gözlerimin içine bakıyordu. Daha tanışmadan beni ayaküstü gözleriyle sikmeye başlamıştı. Elimi Mahmut Beye uzattım ve kendisinin bu kadar genç olduğunu beklemediğimi belirttim. Sırıtarak her yerimi inceliyordu. “Siparişleri getiren çocuğun yerinde bu olsaydı beni çoktan çatır çatır sikmişti” diye düşündüm. Kocam çok heyecanlı patronunu memnun etmek için dört dönüyordu. Halbuki beni gördükten sonra herifin neşesi yerine gelmiş görünüyordu. Geniş geniş sırıtarak “Böyle güzel karın vardı da bizi daha önce niye tanıştırmadın Berk Bey” diyerek küstahça güldü. Kocamın ağzı kulaklarına varıyordu.

“Çok teşekkür ederim Mahmut Bey! Eşim ve ben size ağırlamaktan mutluluk duyarız” gibi laflar sarfediyordu. Ben kıvıra kıvıra Masaya servis yapıyor, eğilerek herife bembeyaz göğüslerimi uzun uzun seyrettiriyor, adamın bakışları altında iyice orospulaşıyordum.

Bir kaç kadeh içtikten sonra yanaklarım kıpkırmızı olmuş bütün vücudum yanmaya başlamıştı. Mahmut Bey yemek boyunca masanın altından ayaklarıyla bacaklarıma dokunmuş hatta bir kaç kere bacak aramı denk getirmeye çalışmıştı. Bense herife hiç bakmadan memnun gülümsüyordum. Kocam heyecandan hiç bir şey görmüyor sürekli kendinden bahsederek kendini patronuna sevdirmeye çalışıyordu.

Bir ara adam kravatını gevşetince ister istemez adamın kıllı ve erkeksi göğsüne bakmaktan kendimi alamadım.Bakışlarımdaki açlığı hemen anlayan Mahmut Bey,

“Yasemin Hanım ayıp olmazsa biraz gömleğimi gevşetecem, çok sıcak oldu içerisi… Malum rakı” diyerek arsızca gözlerimin içine baktı. Nasıl olsa kocamın yanında bir şey olmaz diye düşünerek yeşil gözlerimi şehvetle adama dikip,

“Aaa lütfen Mahmut Bey! Kendinizi evinizde hissedin rahat olun canım” diyerek cilveyle kıkırdadım.

Kocamsa ikimizden de neşeli “Burası sizin de eviniz olur Mahmut Bey lütfen rahatınıza bakınız” diyordu. Küçük sikli beceriksiz kocamın yanında bu herife karşı inanılmaz kadınsı bir istek duyuyordum.

Kravatını çıkarıp gömleğinin üstten 5-6 düğmesini çözen adamın geniş ve kıllı göğsüne bakmaktan kendimi alamıyordum. İçtikten sonra kendimi iyice kaybetmiş adama sürekli cilveli bakışlar atıyor, şişkin bacakarasına ve kıllı göğsüne bakarak herifi iyice tahrik ediyordum. “Nasıl olsa kocam var” diye düşünerek herifi iyice azdırmaya karar verdim. Kocamın lavaboya gittiği anı fırsat bilerek bacaklarımı ayırdım ve umursamazca adamın karşısında rakımdan bir yudum aldım. Herif sırıtarak kırmızı tangamı izliyor ve eliyle sikini düzeltiyordu. Adamı cilveli bakışlarla azdırmaya devam ediyordum ki kocam içeriye girdi.

“Yahu Berk Bey” dedi patron. “Bugün çok önemli evrakları Kartal daki ofiste unuttum… Naapsak yahu” diye sordu.

“Yarın da lazımdı evraklar nasıl yapacaz bilmem ki” diye ekledi. Kocam hemen heyecanlandı,

“Dilerseniz ben hemen alıp geleyim Mahmut Bey” dedi. “Yarın ofiste size teslim ederim”

“Yahu sana da ayıp olacak Berk Bey bu saatte”, “Üzülüyorum vallahi” diye ekledi Mahmut Bey.

Herifin niyetini anlamıştım. Karşımdaki ayı gibi görünen bu kro aynı zamanda çok ta zekiydi. Beni sikmeyi o anda haketmişti. Amcığım sırılsıklam olmuştu.

Eşime ofisin anahtarlarını verirken, “Eh ben de kalkayım o zaman” dedi Mahmut Bey “Sen ofise giderken Yasemin Hanımı rahatsız etmeyeyim” dedi. gözlerime bakarak adeta beni sikmek için onay almak istiyordu. Hiç düşünmeden,

“Aaa vallahi darılırım Mahmut Bey daha size ikram edeceklerim var, tadına bakmadan giderseniz çok üzülürüm” diye cilveyle kırıttım.

Kocam ikimizden de hevesli,

“Lütfen Mahmut Bey” dedi. “Ben hemen ofise gider gelirim. Eşim size en iyi şekilde ağırlayacaktır. Hem burası sizin eviniz sayılır.” Dedi. Aceleyle, heyecandan kendini kaybetmiş bir şekilde arabanın anahtarlarını aramaya koyuldu.

Patron arsızca yerine yerleşerek “Eh madem öyle Yasemin Hanımın ikramının tadına bakmadan gitmek ayıp olur” diyerek sırıttı. Herif gözlerini yeşil gözlerimden bir an olsun ayırmıyordu. Mahmut Beye kendimi siktireceğimi anlamıştım. Hafif çakırkeyif, yanaklarım kıpkırmızı, çok azmış durumdaydım, adama bacaklarımı ayırmak için sabırsızlanıyordum. Kocam hiç bir şey anlamadan sevinerek çıktı.

Arabanın sesini dinleyerek, uzaklaştığından emin olana kadar sesizce bakıştık. Bacak bacak üstüne atmış kıçıma kadar sıyrılmış eteğimle, ayağımın ucunda topuklu terliğimi hızlı hızlı sallıyordum. Herif benim sikilmek için sabırsızlandığımı anlamıştı. Yarım ağız sırıtarak,

“Korkmayın Yasemin Hanım kocana yanlış anahtarları verdim… Kapıyı açamayıp beni arayınca geceyarısı ona çilingir arattıracam… Daha epey bi vaktimiz var yani” deyip, rakısından bir yudum daha aldı…

Herife sinirleneceğime elimde olmadan cilvelenip kırıtıyordum…

“Yasemin Hanım şöyle oynak bi müzik yok mu sizde gülüm?” “Rakı böyle eğlencesiz kuru kuru gitmez biliyo musun?” dedi. Kalçalarımı sallayarak müzik setine gittim. Radyo kanalı ararken siparişleri getiren çocuğa yaptığım gibi hafif eğilerek adama bembeyaz bacaklarımı ve tangamdan taşan kalçalarımı sergiliyordum. Oryantal müziği bulunca ister istemez kıçımı adama karşı sallamaya başlamıştım. Arkamı döndüğümde herifin gömleğini tamamen çözdüğünü gördüm. Bacaklarını ayırmış karşımda kıllı göğsü ve göbeğiyle yayılmış bir halde şehvetle beni izliyordu.

Mahmut Bey’in karşısında göbek atmaya başlamıştım. Saçlarımı sallıyor, memelerimi öne eğilerek çalkalıyor, kendi etrafımda dönerek açılan eteğimden bembeyaz kalçalarımın tombul ve gergin yanaklarını herife sergiliyordum. Kadınsı bir içgüdüyle kendimi daha iyi sitirmek için adama her türlü orospuluğu yapıyorudu.

Neden sonra patron eline kadehi ve meze tabağını alarak kanepeye geçti. Elindekileri sehpaya koyarken,

“Hadi bakalım gülüm, hazırlan da yanıma gel artık… Müziği de kapatma biraz sonra bas bas bağıracaksın, komşulara ayıp olmasın di mi” diyerek sırıttı.

Sikilme fikri aklımı başımdan aldığı için ne denirse yerine getiriyordum.

“Hemen Mahmut Beyciim” diyerek kırıta kırıta banyoya seğirttim. Suları bacaklarıma kadar akan amcığımı iyice temizledim. Yatak odasına geçerek kasıklarıma, boynuma, göbeğime bacaklarıma parfüm sürdüm. İnce askılı pembe kombinezonumla, pembe tangamı giyerek sabırsızca kocamın patronunun yanına koştum.

Biraz sonra herifin dizinin dibinde oturmuş, patrona elimle meze yediriyor bazen elimle kıllı göğsünü okşuyor, öpüyor ama sürekli olarak kumaş pantolonun üzerinden sikini sıvazlıyordum. Oldukça kalın olduğunu hissettiğim yarak elimin altında zonkluyordu. Çok erkeksi bir kokusu vardı. Patron kalçalarımı, memelerimi yoğuruyor, her yerimi hoyratça sıkıp acıtıyordu.

Önünde diz çöküp pantolonunu ve iç çamaşırını çıkarttım. Bileğim gibi bir yarak yüzümün dibinde dikilmişti. Heryeri kıllı olan bu adam taşaklarını ve sikini traşlamış pırıl pırıl yapmıştı. Belli ki bütün zamanını orospularla alem yaparak geçiriyordu bu kro. Elimle sikini sıvazlarken bir yandan da taşaklarını emiyor, kokluyordum. Çok garip ama dayanılmaz erkeksi bir kokusu vardı. Bacakaram sırılsıklam olmuştu. Diğer elimle bacakaramı kurcalıyordum. Patronun taşaklarına tükürdüm ve yalamaya devam ettim. Arada sikinin gövdesini ve başını ağzıma sığdırmaya çalışıyordum. Herifin yarağı dimdik ve parıl parıl parlıyordu. Mahmut Bey zevkten ayı gibi homurdanıyordu.

Bu sırada Eşimin patronunun telefonu çaldı. Arayan kocamdı. Kapıyı açamamış olmalıydı. Patron önce sehpadaki kumandayla müziğin sesini kıstı.

“Alo! Berk Bey valla bu saatte zor ama bi çilingir bulursan çok iyi olur ya!” “Yani bu saatte sana da zahmet veriyoruz ama hakikaten şirketimizin çok değerli bi çalışanısınız yani… Siz de olmasanız…”

Mahmut Bey kocamla konuşurken bir yandan saçımdan tutmuş yüzümü sikine ve taşaklarına sürtüyordu.

Telefonun karşısından kocamın “hiç önemli değilleri” “önemli olan işimiz” olduğu sözlerini duyuyordum.

Mahmut Bey telefonu kapattıktan sonra beni kucaklayarak yatak odasına götürdü. Üstümdekileri çabucak çıkardı. Bacaklarımı ayırmış, sırtüstü yatmış dimdik duran göğüslerimle adama bakıyordum. Herif kafasını ıslak amıma gömerek yemeye başladı… Yalıyor, ısırıyor canımı acıtıyor ama yaptıkları çok hoşuma gidiyordu. Sonunda ayak bileklerimden tutarak bacaklarımı kaldırdı ve kalın sikini kutuma dayadı. Biraz sonra “şak şuk” sesleri içinde beni güzelce sikiyordu. Sikiyle içimi dolduruyor, kalın aletini çok güzel yerlere değdiriyordu. Zevkten gözlerim kaymış inliyordum. Herif beni sikerken ayak tabanlarıma başparmağıyla masaj yapıyor, bembeyaz bakımlı ayaklarımı ısırıyor yalıyordu.

Patronu yatağa yatırıp tekrar sikini emmeye başladım. Eliyle kıçımdan hoyratça çekerek beni 69 pozisyonuna getirdi. Hem amımı yalıyor hem parmağıyla göt deliğime masaj yapıyordu. Ben de zevkten kendimden geçmiş herifin sikini, taşaklarını somuruyordum. Mahmut Bey başparmağını arka deliğime sokup çıkarıyordu.

“Kocan seni hiç götten sikmiyor mu lan orospu?” diye sordu. Artık iyice kabalaşmıştı ama ağzımdaki siki bırakmamak için alttan alıyordum. Zaten kocam beni önden bile sikemiyordu… Nasıl arkadan sikecekti ki?

“Hayır Mahmut Beyciim arkamdan hiç almadım daha önce” dedim “Ayy ayyy” diye de çığlık atmak zorunda kaldım çünkü arka deliğime iki üç parmağını birden zorluyor olmalıydı.

“Seni götünden sikeyim öyleyse” dedi… “Git krem mrem bi şey getir bakalım” dedi. Ağzımdaki siki bırakmak istemiyordum, aceleyle çekmeceden bebek yağını getirdim. Beni domaltıp kafamı yatağa bastırdı. Kalçalarımı iyice havaya dikmiş erkeğimin işini kolaylaştımaya çalışıyordum. Sikine ve arka deliğime bebek yağı sürdükten sonra yavaş yavaş zorlamaya başladı.

“Şimdi deliğini serbest bırak bakalım” “Hah şöyle rahat bırak göt deliğini” diyerek alıştıra alştıra kocaman yarağını arka deliğime ittirmeye çalışıyordu.

Bir elimleamımı parmaklıyor, bir elimle arka deliğime girmeye çalışan siki tutuyordum. Herifin siki dimdikti. Yavaş yavaş içine kaydıkça garip bir zevk alıyordum.

“Ayy Mahmut Bey yavaş” “Ohh biraz bekleyin lütfen” “mmm devam et Mahmuuut” gibi şözler ağzımdan ister istemez dökülüyordu.

Biraz sonra kocamın patronu arka deliğimi alıştırmış, hoyratça götü

BİR TRANS ÖYKÜSÜ(MASTÜRBASYON)

BİR TRANS ÖYKÜSÜ(MASTÜRBASYON)
Evde yalnızdım o gün. Aysun ve Asiye, Asiye’nin köyüne gitmişlerdi. Daha doğrusu Aysun’un o civarda bir işi vardı ve fırsattan istifade Asiye’nin köyüne de uğrayacaklardı. Tabi iki arkadaş olarak. Bana da gelmemi söylemişlerdi fakat yapmam gereken işlerimden dolayı çok istememe karşın gidememiştim onlarla.
Onları uğurladıktan sonra güzel bir kahve keyfinin ardından evi şöyle bir toparlamış, geçmiştim televizyonun karşısına. Fakat sabah programları gerçekten bir felaketti. Birçok kanalda birbirinin aynısı insanın sabrını gerçekten zorlayan programlar vardı. Hafif yollu sinirlenip kapattım televizyonu. Sonrasında açtım bilgisayarımı ve önce normal bir iki site derken porno sitesine daldım. Orada izlediğim videolar yavaş yavaş bir şeylerin kabarmasına yol açmıştı bende.
Önce üstümdekileri çıkarttım. Sonrasında izlediğim videoların da etkisiyle cinsel duygularım artmaya başlayınca altımdakileri de çıkartınca çırılçıplak kaldım bir anda. Yeniden video izlemeye durdum. Bir ara gözüm penisime takıldı; iyice sertleşmişti. Hemen göğüslerime baktım, uçları dimdik olmuştu ve iyice kızarmıştı. Tıpkı yüzüm gibi. Neyse, devam ettim video izlemeye. Fakat içimdeki cinsel arzular artık kabına sığmaz olmuştu. Ve ne kadar kendimi zorlarsam zorlayım artık dayanamıyordum.
Hemen bilgisayarımı kapatıp, kendimi kanepeye attım. Bir süre derin derin soluk alıp verdikten sonra ellerimi göğüslerimde gezdirmeye başladım. Okşadıkça daha bir dolgunlaşan göğüslerimle doyasıya oynarken bir yandan da inlemeye başlamıştım. Göğüslerimin iyice dikleşmiş uçlarını okşadıkça inlemelerim artmaya başlamıştı…
Göğüslerimden usulca göbeğime oradan da apış arama indim. Apış aramı okşadıkça penisim resmen şaha kalmıştı ve zonklamaya başlamıştı. Bu arada inlemelerim de hafif çığlıklara dönmüştü. Bir yandan apış aramı bir yandan da göğüslerimi okşadıktan sonra taşaklarıma el attım ve adeta yoğurdum onları artık engel olamadığım çığlıklarım eşliğinde. Bu arada devamlı olarak Aysun’un adını sayıklıyor, ona en ateşli aşk sözcüklerini söylüyordum. Adeta yokluğunda sevişiyordum Aysun’la.
Yaklaşık yarım saat böyle çığlık çığlığa okşandıktan sonra penisime el attım. Resmen taş gibi olmuştu. Bir süre elimle kavrayıp, iyice duyumsadım onu. Sonrasında yavaşça okşamaya başladım. O an aklımda Aysun’un penisi vardı. Sanki kendi penisimi değil de Aysun’un penisini okşuyordu. Bu da beni daha çok tahrik ediyordu. Bir yandan da göğüslerimi yoğurmaya devam ediyordum büyük bir iştahla. Penisimi ve göğüslerimi okşadıkça içimdeki cinsel arzular dayanılmaz boyuta geliyordu. Artık dudaklarımı yalamaya ve hatta hafifçe ısırmaya başlamıştım. Yüksek sesle bir yandan şarkı mırıldanıyor bir yandan Aysun’u sayıklıyor bir yandan da çığlık atıyordum. Bu arada penisimi okşamalarım giderek hızlanmaya başlamıştı. Derken kasılmaya başladım ve çığlıklarım üst perdeye çıktı. Penisimin zonklamasını iyice duyumsar olmuştum.
Soluk alıp verişlerim de iyice hızlanmış ve yüzüm iyice kızarmıştı yaşadığım haz dolu dakikaların da etkisiyle. Penisimi okşamalarım da çığlıklarım da Aysun’u sayıklamalarım da en üst perdeye tırmanmıştı. Artık giderek zirveye yaklaştığımı duyumsuyordum. Ve birkaç dakika sonra daha fazla dayanamayıp fışkırttım menilerimi. Bu o kadar ani olmuştu ki önlem alacak vaktim olamadığından vücudum ve kanepe menilerimle dolmuştu. Kısa bir an soluklanıp kendime geldikten sonra yanımdaki bezi alıp önce vücuduma sonra da kanepeye bulaşan menilerimi temizledim. Ardından yavaş yavaş gelen rahatlamanın verdiği dinginlikle kendimi uykunun kollarına bıraktım.
Ne kadar uyuduğumu bilmiyorum. Gözlerimi açtığımda zaman öğleni geçmişti. Bir an çevremi süzdükten sonra yerimden kalktım ve banyonun yolunu tuttum. Bir posta da orada mastürbasyon yapıp banyoya girdim.

ÁJULÁS EROTIKUS TÖRTÉNET

ÁJULÁS EROTIKUS TÖRTÉNET
Laura ügy pattant Fel AZ ágyból, Mintha már közelben bomba robbant Volna. AZONNAL Eber Lett Pedig Egy perccel ezelott meg lázasan álmodott. Érzékszervei Tökéletes állapotba kerültek, tisztán látott Mindent olyan szobában, Pedig van Redony – Majdnem teljesen leengedve – szerint csak olyan hajnali derengést engedte címen. A csend Szinte Fajó volt ekkor Jott Ra, Hogy szerint csak a robbanást álmodhatta. Lehel, Hogy o kiáltott – gondolta – AZ AGY Másik Felen Nyugodtan aludt van férje. Megborzongott, Nem volt Hideg van lakás, hanem tesztek nyirkossága kezdett párolgásba, kiszabadulván van meg melegebb Takaró Alol. Nehéznek érezte bór nyirkosságát, Lassan keresni kezdte rendelkezik papucsát, ellenszavazat találta, Egy pillanatra visszadolt meg van párnájára. Felkelt ed mezítláb van fürdoszobába sietett. Gondosan bezárta ajtót AZ, megengedte már zuhanyt, szerk ledobta pizsamáját. Ahogy felemelte van Labat Hogy belépjen van kádba, combjai KÖZÖTT megérezte van Friss levego fuvallatát. Önkéntelenül jelentése AZ öléhez nézett ed felfedezte, Hogy olyan csatakos, Mintha egész éjjel szeretkezett, Vagy simogatta Volna MAGAT. Mert odanyúlni Nem, Nem Akarta tudni, Hogy szerint csak a Saját, Vagy férje nedve jelentése csordogál onnan. Emlékezett Nem AZ éjszakára, tudat alatt is elhárította van lehetséges emlékeket, hogy ebben jelentos segítségére volt Az Este Elozo elfogyasztott, önmagához képest jelentos mennyiségu pezsgo. Mégsem volt másnapos, ellenkezoleg, érzékszervei szokatlanul frissek Voltak. A záporozó vízzel Elobb leöblítette MAGAT, Majd Egy Eros fürdoszivaccsal gondosan végigdörzsölte Minden porcikáját, hajlatát, legrejtettebb zugait. Szándékosan használta AZ idegen anyagot, ellenszavazat Akarta, Hogy tenyere érintse önnön Boret AMIG ellenszavazat AZ makulátlan Tiszta. Lemosta van habot, Egy puha törölközovel alaposan leszárította MAGAT. Elovette kedvenc testápolóját és szerint csak ekkor TRV közvetlenül Saját testéhez. Nagyon kellemesnek találta, Ahogy van Huvös krém van víztol forró BORET simogatta. Más alkalommal ilyenkor Már érzékei is felébredtek, Most azonban tárgyilagos maradt. Ahogy van Hona alatt krémezte MAGAT, megérzett Egy kis Apró sörtét, elovette már borotváját ed kiigazította van Hibat, Majd ellenorzésképpen tenyere van Labara csúszott OTT Nem Talált Hibat. Kiegyenesedett ÉS AZ Kisebb terpeszben Olet van alaposan megvizsgálta. Nem Talált semmi olyat barátja zavarhatná Sima bór harmóniáját, MÉG EGY kis vízeromuvek héten zavarta csupasz szeméremdombját. Az Elozo nap gyantáztatott Öle MOST olyan volt, Mint egy kisbabáé. Tetszett önmagának, EZT Egy félmosollyal nyugtázta. Kevés sminket Tett van Szemere Arcara, pici szájfényt AZ ajkaira. Felhúzta testszínu combfixét, gondosan elrendezte Nem Tul Hosszú az arányosan izmos combjain. Belebújt félmagas Sarku cipojébe, felvette Elore odakészített topját. A fehér anyag, menta Második Bor tapadt Ra, EZT van gondosan eligazította, Majd kiengedte van Hajat. Ahogy már Tükörben megpillantotta MAGAT: harisnyában, cipoben, topban, meztelen öllel, annyira megtetszett van látvány, Hogy önkéntelenül is végigsimított Magán. Wander van mozdulatra mellbimbói felmeredtek, Szinte átszúrták van Vékony topot. Ettol megijedt. Gyorsan lehúzta van topot és Egy hozzáillo melltartót Vett, Majd visszabújt van felsobe, rafináltan csipkézett Egy fehér Tangat, Majd combközépig Ero világoskék szoknyáját öltött Magara. Újra van tükörbe nézett Ismet és szerint csak tetszett NEKI van látvány. Otthagyta a fürdoszobát, szekrényébol elovette jó Elore összekészített sporttáskát. Nem volt Nehéz, nem sok mindent csomagolt. Néhány fürdoruha, papucs Egy, pipere holmik, pár top, Egy sors Egy Másik mini és Egy gazda. Nem meg a vonat- ed repülojegye, AZ útlevele. Benezett meg van Haloba van férje ugy aludt, menta Akit agyonvertek – o meg Az Este többet ivott. Halkan bezárta a szobaajtót, AZ eloszobában felvette napszemüvegét, Amikor meglátta van kis üzeno tömböt. Nem Allta meg, Hogy legalább annyit nem firkantson RA: ELMENTEM. A lakást is halkan Zarta lesz, Ahogy van lépcsoházban az ügy sietett, Hogy cipoje nem kopogjon. Senki sem Jart utcán az, Pedig van hajnali derengés Már napsütéses reggelé vált. Két sarokkal arrébb elcsípett Egy taxit. Kivitette MAGAT állomásra az, megkereste van vonatát, voltos Még ideje, Így vásárolt pár újságot, AZ ivott Egyik kioszknál Még egy Kavet. Cigarettát kívánt a szándékosan gyújtott Nem Ra, kínozni akarta magáz az elvezet hiányával. Felszállt van vonatra, megkereste már kupéját, csomagját elhelyezte, leült ed olvasgatni kezdett, Egyedül voltos zavartalanul. Amikor a szerelveny megmozdult, felgyorsult, csak akkor veszte elo a cigarettát. Mélyen leszívva a füstöt, a lapokat letette és az egyre gyorsabban elsuhanó tájat nezte. Az expressz már csak veállomáson, innen 200 kilométerre meg. Esélye sincs addig visszafordulni. Vere elekkeit az idi, hogy megengedhette maganak a visszemlekeztes, az elmelygbt gondolkodas. Elöntötték az emlékek, a gyomrából összeszorult a bizonytalan jövotol. Egy közösségi portálon ismerkedtek meg. Közös ismeros Reven bukkant Ra férfi, Aki Addig ismeretlenül szokatlan Izgalmas, szemtelen, hogy Mégis Bokolo levélben Kerte csinálni utasítsa vissza ismeretségét. Döntése elott megnézte, mit tud tudni róla. Szimpatikus arc nézett RA, AZ adatlap szerint Független, értelmiségi, Tomor, szellemes, ellenszavazat fellengzos önismertetovel. Ellenben közel húsz éve volt jobb, mint o. “Baj nem lehet belole” – gondolta és visszaigazolta az ismeretséget. Nem sokkal késobb megkapta AZ ELSO SZINT vagy “ha-Már ILYEN Kedves voltos Akkor áruljon el magáról meg többet”. Azt írta, hogy elobb o lenne kíváncsi, a ferfiról tanult tanfolyamokon, majd magáról ír. Így kezdodött. Szint vagy követett, egyre többet ed többet tudtak egymásról, Amikor felvetodött AZ internetes beszélgetés ötlete. Nemi nehézség Aran letöltötte rendelkezik megfelelo programot, Majd Végre “Valós Idoben” az levelezhettek. Képzett küldöttgettek egymásnak, ismerkedtek a másik életével. A beszélgetések egyre bensoségesebbek lettek, amikor “elcsattant” az elso virtuális csók. Ösztönösen viszonozta a Azon Vette észre MAGAT, Hogy közben olyan férfi Arcat Nezi van kis ablakban, s az AZ JÁR eszében: Milyan nyelv Lehel éloben van csókja? Egyszer szerint csak – Ki tudja már, melyikük el indította az Inkább olyan férfi – sikamlós, Pikáns dolgokról kezdtek beszélgetni. Lassan izzott a monitor, egyre többet árultak el szexuális szokásaikról, igényeikrol. Pár NAP UTÁN Már Mindent tudtak egymásról, ed mindketten türelmetlenül Vartak, Hogy “Együtt lehessenek”. Aztán elérkezett rendelkezik pillanat az, AZ Amikor Egyik erotikus beszélgetésnél van férfi megemlítette, Hogy mennyire felizgult, és Vele mit csinálna leginkább. Ismeretlen Érzés kerítette hatalmába. Visszakérdezett. EZ volt élete Elso cyberszex élménye. Megtette AZT, Amit Nem Már évek Ota: simogatni kezdte MAGAT közben, s Amikor már férfi Arrol IRT, Hogy Vadul ed erosen, Mélyen tövig beléhatol, akkor elélvezett. Zavarba Jott Az Új élménytol, Így meg Sosem szerzett magának örömet, hogy Egy férfi pillanat mulva már kérdésére elárulta, Hogy o Bizony MOST elélvezett. Önnön merészségétol felbátorodva kérdezte, Hogy “O” Hogy az egész? A férfi válasza Akar Meglepo jelentése lehetett Volna, mégsem döbbent meg. Kemény péniszérol IRT ed Orális szexet igényel. Az elozoektol felbátorodva leírta, Hogy mit csinálna Vele, Hogyan kényeztetne van Vékony ujjaival, nyelvével, szájával, Hogyan engedné a torkáig van Kemény dárdát ed miként nyelné van a férfi örömének gyümölcsét. Imádott szopni, s Eddigi Partnerei szerint Nagyon Jól csinálta, Így meg hét lepodött, Amikor megvan férfi megköszönte NEKI AZ “élményt”. Aznap Meg Egyszer “szeretkeztek”. Újra simogatta MAGAT, elélvezett, Majd Amikor olyan férfi “belé élvezett” Akkor Ismet. A férfi ezen AZ Esten írta az eloször “Szeretlek” Kicsit Furcsa Így olvasni voltos AZ Oly Sok Mindent jelento Szot, van Kerte Meg, Hogy szerint csak ilyet Akkor írjon a ha komolyan van gondolja. A férfi komolyan gondolta. Egyre többet beszélgettek, s egyre többet “szeretkeztek”. Napjuk jórészét már Számítógép Elott töltötték, lassacskán Minden gondolatukat rendelkezik Másik foglalta el. Pár Het mulva Már o is leírta már Szot “Szeretlek” Természetesnek tartotta. Ha Egyedül volt Akkor is Csak az a férfi Jart eszében, Neha magányában is simogatta MAGAT, s az AZ ismeros Arcot képzelte öléhez, Ahogy nyalja elme érzékenyebb csiklóját. Kialakult Egy “a menetrend” kettejük KÖZÖTT. Elobb Általános az, napi Érdeklodés, beszélgetés, Apró az Fontos kérdések, semminek Tuno hogy Mégis lényeges megjegyzések, figyelmességek, Majd van szex. Hol vad, Gyors élvezések, hol Lassú, melankolikus erotika, máskor Pedig AZ érzékeket végletekig fokozó van lakást AZ élvezet sikításával betölto Rafinált szeretkezések. Ezután Újabb beszélgetés, elme TÖBB és apróbb and larger magánéleti titkok megismerésével. Már tudta, Hogy egy férfi MIÉRT VALT el, mennyit csajozott korábban, ismerte már munkáját, ízlését, Majdnem Mindent, Amit Érdemes tudni rendelkezik másikról. Laura elárult magáról Már Szinte Mindent. Mesélt gyerekkoráról, tinédzserkori hülyeségeirol, szüzességének elvesztésérol, házasságáról, szeretoirol, válásáról, Újabb házasságáról, családjáról, Egykori munkájáról. Az Egyik such beszélgetéskor döbbent Ra, Hogy házassága mennyire semmitmondó, mennyire ki van szolgáltatva azzal, Hogy Nem férje Engedi Dolgozni, Otthon tartja, Mint egy díszbabát. Laura rájött, Hogy fogoly Lett Saját házasságában, s az utóbbi években egy elme ritkábbá váló szek sem elégíti ki. Egyre vonzobb lett a férfi szabadsága. Neha Már valamiféle Közös élet utópiája is felmerült, ellenszavazat Vette túlzottan komolyan, MIG férfi Arra Nem Kerte, találkozzanak Végre személyesen is. Elbb belement, az utolsó pillanatban lemondta a randevút. Megijedt önmagától, saját erejeitol, ölének követelozésétol. Aznap ejjel kiprovokálta szexet a ferjeol. Nagyon Nem Kellett erolködnie tesztelte a szülés ellenére Tökéletes volt szexuálisan izgató van férfiakat Bármikor tuzbe Hozo aurával. Nem hagyott bekön neki, egymás után többször kemény aktusra késztette. Elobb nyalatta MAGAT, tudatosan vigyázva, Hogy szerint csak olyan férje nyelvétol élvezzen, Majd keményen meglovagolta, Akkor Már ontotta Öle van nedvességet. Majdnem együtt elveztek el, nem hagyta abba. Nyalogatni, csókolgatni kezdte férje lankadt szerszámát, Majd van szájába Vette, szerk keményre szopta. Akkor feltérdelt ed hátulról dugatta MAGAT MEG AZ Újabb sikoltásig. Színtiszta szex volt Csak az élvezés számított. Mikor Már Szinte Fajt Öle az, Akkor Hanyatt lökte a férjét, ráhajolt Saját ölétol nedvesen csillogó farkára, Majd Mélyen van torkára engedve kiszopta, MIG Amaz AZ ujjaival ingerelte meg Kemény Mar Szinte Fajon duzzadt csiklóját a Ki tudja hányadik orgazmusig. Akkor van férje eldolt, s el AZONNAL is aludt. AZT hitte, o is hamarosan követi a fürdobe Inkább feküdt. Megmosta AZ Olet, fogat, Majd visszafeküdt. Nem Jott álom van Szemere. Újra ed Újra van TAVOLI férfi arca, Szerelmi vallomásai jártak már fejében. Nagy Nehezen elaludt egy férfival álmodott. Reggel Újabb próba Mellett döntött. Miután férje Magara hagyta, felhívta legutolsó szeretojét. Péter fiatal, Bármikor Szexre Kész SRAC, Aki Nem Masra van jó, Csak egy keményen kielégíteni Nem, Akinek aztán pár napig semmi Oka panaszra. Szerencséje volt, egy srác otthon voltam és készségesen várta.A más hasonkorú sráccal közös albérletbe rutinosan nyitott be. Azonnal a megfelelo szoba felé vette az irányt, bár hallotta, hogy matatnak a konyhában, a fürdoben. A srác még – vagy már? – ágyban volt. Ledobta pulóverét, szoknyáját. Semmi nem volt alatta, csak egy harisnya. Péter letolta magáról a takarót, meztelen volt, szerszáma már mereven állt. Laura hanyatt lökte a srácot, az arca fölé térdelt, lenyúlt és széthúzta szeméremajkait.
– Nyalj, ne kímélj! – parancsolta. Abban a pillanatban csiklóján érezte a srác kemény, fürge nyelvét. Hamar felizgult, hasfala megkeményedett, majd remegni kezdett. Már majdnem lecsukta a szemét a gyönyörtol, de eroszakkal nyitva tartotta és mikor élvezni kezdett szándékosan partnere hunyt szemu arcát bámulta. Még széjjelebb húzta meglágyult ajkait és a fiú ujja abban a pillanatban tövig csúszott a hüvelyébe. Ekkor nyögött fel eloször, nedve kis patakban indult meg, combja remegve szorult Péter fülére.

Hátranyúlt és a srác hasán lecsúsztatta a tenyerét. Mikor a kemény szerszámhoz ért, ölével egyre lejjebb csúszott, kis nedves csíkot hagyva a feszes hason. Csípojét megemelte, a két ujja között tartott szerszámot nyílásához illesztette és beleült a dárdába. Megtámaszkodott a vékony mellkason és lassan, majd egyre gyorsabban emelgetni kezdte ölét. Maga diktálta a tempót, ki akart élvezni minden pillanatot, egyre nagyobb örömöt szerezni magának. Gyorsított és partnere kezét a mellére húzta, hogy ott is ingerelje. Mikor az élvezés küszöbére ért, felemelte ölét, megállt egy pillanatra, hogy fokozza a kéjt, de egy apró zörej az ajtó felol megzavarta.

Csak egy pillanat volt, futó zaj, halvány árnyék, nem zökkentette ki egészen, így azonnal visszatért saját és partnere testéhez. Még jobban felgyorsított, hüvelye ontani kezdte a nedvességet, amikor érezte, hogy most összeszorul. Kiemelkedett, hogy csak a makk legyen benne, majd ahogy remegni kezdett egy gyors mozdulattal tövig beleereszkedett. Végre közel járt ahhoz, hogy elveszítse a fejét. Felnyögött, majd amikor a szerszám még jobban feszítette, már fel is sikoltott. Remegett az öle, a combja, de még mindig nyitott szemmel élvezett. Elterült a srác mellkasán, aki pár pillanat szünet után folytatta a mozgást.

Laura ekkor ébredt rá, hogy o már ugyan kétszer elment, de partnere még nem. Hagyta, hogy Péter döfölni kezdjen benne, csak annyit segített, hogy megemelte csípojét, aztán a mellét az alatta levo szájának kínálta. Mikor már keményen szívta merev bimbóját, megérezte a lüktetést, azután ahogy belespriccelt, o is elélvezett. Ez már csak amolyan utórezgés volt, semmi sikoly, nyögés. Megvárta, míg a vesszo összezsugorodik és leszállt róla. A srác mellé hengeredett, de megérezte, hogy combja között folyik ki annak nedve. Felkelt az ágyból, magára hagyva a korábbi élvezéstol még mindig lihego partnerét.

Ahogy volt, meztelenül nyitotta ki a szobát, s ugyan tudta, hogy nincsenek egyedül a lakásban, folytatta útját a fürdobe. Izgatónak találta, hogy bárki felfedezheti meztelenségét, bár korábban idegen volt tole ez a fajta magamutogatás. Most azonban erre volt szüksége. Ki akarta használni a testét, kéjvágyát a végtelenségig. Próbára volt szüksége, a saját kívánásának, turoképességének, kielégültségének próbájára.

Benyitott a fürdobe, ahol meglepetésére a kádban egy másik fiatal srác állt és neki félig háttal zuhanyozott. Laura két lépés között meggondolta magát, mégsem a wc-re ült, hanem a kádhoz lépett. Ekkor látta meg, hogy a legény lassú mozdulatokkal húzogatja a farkán a bort. “Aha, o lesett be a szobába az elobb, mikor zajt hallottam” – futott át agyán. Egy pillanat alatt döntött: visszalépett az ajtóhoz, kulcsra zárta és belépett a kádba. Nem érdekelte, hogy korábbi partnere utána jöhet, s lebukhat, semmit nem jelentett neki, csak a nyers szexet. Rátette kezét a srác csuklójára.
– Várj, én jobban értek hozzá – szólalt meg a fiú háta mögül határozottan, azzal eltolta a fiú kezét és ujjait ráfonta a merev vesszore. Nem volt olyan vastag, de olyan hosszú sem, mint elozo partneréé. Kicsi, de elegáns – állapította meg magában. Gyengéden húzogatni kezdte rajta a bort, közben a srác hátához nyomta ismét megkeményedett melleit. Érezte partnere egyre erosödo zihálást, de most magának és nem neki akart élvezetet szerezni. Lehajolt egy tusfürdoért és a fiú kezébe nyomta.
– Mosdass meg! – azzal elé került. A legény a tenyerébe, majd az o testére engedett egy jókora adagot a flakonból. Laura bore még majdnem száraz volt, a csontház színu folyadék lassú, vastag patakokban folyt le válláról a mellein keresztül az öle felé.
– Nézd meg a mellem, a pinám! – hajolt a fiú füle felé. Maga sem értette, hogyan tehet, mondhat ilyet, eddig csak virtuális partnerével merészkedett idáig, a való életében ettol sokkal szemérmesebben beszélt, még szeretoivel is. – Mire emlékeztet ez téged? Nem olyan, mintha rám élveztél volna?

Megfogta a srác kezét és nyitott tenyerét a mellére húzta. A csontos, vékony kéz az elso pillanatokban megilletodve tartotta a kemény halmot, ám a következo pillanatban már erosen megszorította. Laura felnyögött a fájdalommal keveredo kéjtol és megragadta a másik kezet, amit az öléhez húzott. Kis terpeszben állt, hogy a kéz jobban hozzáférjen, az egyik ujjat pedig felvezette a korábbi dugástól még csatakos, ondóval teli hüvelyébe. Mikor már kezdett felizgulni, csuklójánál fogva felemelte a srác kezét és lenyalta ujjáról a saját és korábbi partnere nedvét.
– Gyere, ne kímélj, kefélj meg! – fordított hátat és derékban meghajolva felkínálta magát a srácnak. Érezte, ahogy a két tenyér a fenekére tapad és a farok türelmetlenül, döfölve keres utat.
– Tedd be magadnak, segíts! – hallotta a kád túlsó felérol. Hátranyúlt, megfogta a merev péniszt és beigazította magának. Egy mozdulattal tövig rátolatott, megfogta partnere csípojét, és energikus mozgásra késztette. Egy pillanatra sem lassult, sot egyre gyorsabbá vált a mozgása. Felnyögött, ahogy érezte a testébe hatoló szerszámot, s akkor hátra sem nézve megkérdezte:
– Kívánod a testem? Belém akarsz élvezni? – perverz kéjt érzett, mindent elsöpro kielégülésvágya elhatalmasodott. – Dugjál, ne kímélj! Gyorsabban! – diktálta a tempót. Öle ismét remegni kezdett, érezte, hogy jön az orgazmus. Hátranyúlt, hogy együtt élvezzen partnerével, kezébe fogta heréit, és gyengéden simogatni kezdte. A benne mozgó vesszo megkeményedett, megtalált egy érzékeny behatolási szöget, amitol o azonnal, viharosan, hangosan sikítva, remegve elélvezett. Megrogytak a térdei, amit partnere azonnal kihasznált, szemben magával letérdepeltette a kádban és máris a szájába lökte a hímvesszot.

Önkéntelenül is szopni kezdte. Kényelmesen tudta kényeztetni, sem nem volt túl vastag, sem nem túl hosszú. A srác már nem bírta, megfogta a fejét, magához húzta és remegve eldurrant. Az elso löketet még lenyelte, a többit bent tartotta a szájában. Mikor megszunt a partnere remegése és puhán kicsusszant a szájából, felállt. A zuhannyal végiglocsolta a testét, közben a partnere szájához hajolt és egy futó csók közben, visszaengedte annak szájába, amit tole kapott.
– Megéheztem, csinálsz nekem egy szendvicset? – kérdezte a lassan ocsúdó sráctól. Az megtörölte magát, belebújt egy bokszeralsóba és kiment a fürdobol, át a konyhába. Laura csak tenyérrel seperte le magáról a vizet és visszament a korábbi partneréhez. Péter az ajtó hangjára kezdett ébredezni és akkor nyílt ki teljesen a szeme, mikor a no mellé feküdt. Lehunyta a szemét, gondolkodni próbált, de csak az oly’ régóta kívánt távoli kedves arcát látta. “Ez így nem lesz jó, még valami újat” – gondolta.
– Kívánom a szexet, élveztess el! – fogta meg Laura a másik kezét és húzta az öléhez. Péter elobb csak a combja belso hajlatát simogatta, majd feljebb a szeméremdombjánál. Laura türelmetlen volt, holott már számos orgazmust élt meg aznap reggel. Megfogta a fiú kezét és eroszakkal a hüvelyébe nyomta a középso ujját. Eltalálta a legérzékenyebb pontot és akkor elveszítette önuralmát. Vadul ujjazni kezdete magát, Péter szinte jelen sem volt az aktusban, csak a derekához nyomódó kemény hímtag jelezte, hogy o is részese ennek az aktusnak.

Laura magára húzta, és széttárta combjait, kezét partnere fenekére téve diktálta a tempót. Egyre izgatottabb lett, de még mindig nem volt elég, többet és többet akart. Lábait magasan felhúzta, térdei szinte a füle mellett voltak, így még mélyebben érezhette magában a döfölést. Még ez sem volt elég. Eltolta magától a meglepett Pétert és hasra feküdt.
– Gyere hátulról! – szólt és kicsit megemelte csípojét. A kemény farok abban a pillanatban ismét tövig a hüvelyében volt, majd lassú és energikus mozgásba kezdett. Laura felkönyökölt és oldalt fordította a fejét, úgy nézte az ablakon át látszó zöldello hegyeket. Koncentrálni próbált, hogy teljesen kikapcsoljon, de nem sikerült. “Ez semmi, kevés, még több kell” – gondolta és erosebben a fiúhoz nyomta magát.

Összpontosítását az ajtó nyitásának zaja és egy halk “pardon, csak a szendvicsedet hoztam” mondat zavarta meg. Partnere pedig megállt a mozgásban, érezhetoen nem tudta mit is tegyen.Ájulás 3. rész
– Tedd le, ne zavartasd magad – szólt, oda sem nézve a szobába belépo srácnak. Fenekét pedig már újra Péter felé nyomta, aki folytatta a lassú, kényelmes dugást. Ekkor egy tenyér simult a mellére, majd egy másik a hasa alját kezdte kényeztetni, mind közelebb araszolva puncija felé. Laura gyors fejszámolást végzett, s nem volt nehéz rájönnie, hogy immáron két pasas is foglalkozik a testével. Eloször megijedt, ilyen élményben eddig csak egyszer, zsenge leány korában volt része.
– Ez az, gyere te is! – döntött immár hangosan. „Ez talán már tényleg használ, nem akarok rá gondolni, élvezni akarok, élvezni!” – fordult meg a fejében és tenyerére támaszkodva nagyobb teret engedett az újonnan érkezettnek. A fürdoszobai srác a melleit masszírozta, bimbóit dörzsölte, és egy ujja rátalált a duzzadt csiklóra. Laura egyre jobban kezdte magát érezni, amikor Péter kihúzta belole péniszét és a szájához térdelt. „Legyen neked is egy jó napod” – gondolta és lenyalta saját nedveit az arca elott ágaskodó szerszámról.

Mielott azonban belemerült volna, Péter odahagyta és hanyatt mellé feküdt, magára vonva a not. Laura rácsúszott a péniszre és emelgetni kezdte a csípojét, közben fürdoszobai partnere mellé térdelt és ajkai közé eroltette rövid és vékonyabb szerszámát. O kinyitotta a száját, kicsit szopogatni kezdte. A srác közben folytatta a melle és a csiklója izgatását. A sokirányból érkezo inger kezdte megtenni a hatását, olykor már lehunyta a szemét, de akkor mindig a szeretett férfi arcát látta, így azonnal partnereire koncentrált. Az alatta fekvo férfi egyre hevesebben döfölt benne, amit másik partnerének hálát meg intenzívebb szopásával. A négy kéz felváltva és együttesen gyúrta-masszírozta melleit, csiklóját, Laura viszonozta simogatással, karmolással. Hörgött, sikoltott volna a kéjtol, ha nem lett volna szájában egy kemény pénisz, de így is hangosan nyögött. Élvezett, egymás után többször is.

Az egyik élvezés pillanatában megérezte, hogy fenekének nyílását is kényeztetni kezdi egy új. Ez sem volt idegen számára, korábban volt már része anális szexben, bár nem volt nagy híve, de ha ügyesen masszírozták popsija bejáratát, akkor még élvezte is. Akkor lepodött meg, amikor rájött, hogy immáron nem egy ujj, hanem egy attól vastagabb valami, egy makk tör utat a fenekébe.

Amennyire koncentrálni tudott, elernyeszttette a testét, és magába fogadta az eddig feltehetoen a konyhában ténykedo harmadik srácot. Lassan kezdtek mozgásba lendülni odalent ketten, míg megtalálták a közös ritmust, az összhangot. O közben a szájába vett tagot kényeztette, nyelvével masszírozta, néha leszívta a torkáig, ráfonta ujjait és húzogatni kezdte rajta bort. Már hat kéz kényeztette, simogatta, dörzsölte minden porcikáját. Tartani sem kellett magát, partnerei minden oldalról megtámasztották.

És akkor bekövetkezett a rég várt robbanás. Laura kiengedte szájából az egyre követelodzobben döfölo péniszt, de kezével tovább morzsolta, dörzsölte, húzogatta rajta az erekkel ékes bort. Odalent már sebesen mozgott benne a két dárda. Az egyik kéz összeszorította a csiklóját, és energikusan masszírozni kezdte. Laura ekkor sikoltott fel eloször, teste elkezdett remegni, puncija összeszorult és szívó mozgásba kezdett. Rángatózott, reszketett minden ízében, disznó szavakat ordibálva buzdította partnereit. Elsoként a fenekébe élvezett az eddig pihent fiú, Laura homályosan érzékelte, hogy a kilott sperma mélyen a végbelébe spriccel, majd egy gondolattal késobb hüvelyét is megtölti a forró ondó. Rászorított az elotte térdeplo fiatalember farkára, húzott a borön egy eroteljest és máris beterítette arcát, félig nyitott száját a kesernyés, ragacsos lé.

Percekig remegett, rángatózott még, közben testébol egymás után csusszantak ki a lanyhult, puha farkak. Sorban doltek az ágyra, Laura még így is hosszan remegett, miközben öntudatlanul kente szét a testén a fenekébol, puncijából, szája sarkán kifolyó, arcára spriccelt ondót. Érezte a testét simogató kezeket, hallotta a fiúk zihálást, tudta, hogy remeg minden porcikája a kéjtol, de hunyt szeme elott akkor ismét megjelent az imádott, távoli férfi arca.
Ez gruppen sem tudta feledtetni. Számtalan orgazmust élt át ezen a délelottön, de mégis csak a férfira tud gondolni.
Felkelt az ágyról, szó nélkül felvette szoknyáját, pulóverét, belebújt cipojébe, kabátjába és kiment a lakásból. Nem érdekelte, hogy az otthagyottak mit gondolnak. Megcsömörlött. Sietve ment az immár forgalmas utcán, közben homályosan érzékelte, hogy teste feltehetoen még magán viseli az iménti vad kefélés nyomait. Leintett egy taxit, beült a sofor mellé és bemondta a lakásához közeli pláza nevét. Már percek óta mentek, szótlanul ült, kifelé bámult az oldalablakon, csak a férfi járt az eszében.

A már szinte állatias dugások sem tudták feledtetni, az arcát, a beszélgetéseket. Hiába élvezett az öle hatalmasakat, szíve és libidója mégis Miklós testét kívánta. „Nem lenne szabad így éreznem, ott a gyerek, a férjem, o meg messze van. Esélyt sem látok a beteljesült szerelemre.”
Arra eszmélt, hogy beszél hozzá valaki. Nehezen eljutott a tudatáig, hogy a sofor akar valamiféle kommunikációba bonyolódni.

– Parancsol? – kérdezte, s a hang irányába fordította a fejét. Így már látta is a sofort, akirol addig tudomást sem vett. Jóképu, 35 körüli, kisportolt testu pasas volt, csibészes mosoly volt a szája szegletében és dús fekete haja belelógott vidám barna szemébe. Tetszetos férfi – ismerte el Laura, ám ekkor a férfi megismételte korábbi figyelmen kívül hagyott kérdését.
– Látom elég mozgalmas reggeled volt. Fuvarban voltál? – „Te jó Isten, ez engem kurvának néz” – jött rá Laura. Csömöre olyan mély volt, hogy megengedett magának egy kis játékot. „Ha kurvának lát, hát legyek is az”.
– Mozgalmas volt a reggel, ez tény, de nem volt kifizetodo – válaszolta, s ekkor jött rá, milyen igazat is takarnak szavai. – Semmivel sem lettem gazdagabb, mint amikor elindultam, csak szegényebb – folytatta immáron önmagának oszintén.
– Nem gond, ha nem tudod kifizetni a cehhet. Ledolgozhatod a fuvart – válaszolta nevetve a sofor.
– Lenne kedved így is hozzá? – kérdezte Laura, s széttárta combjait, magasan felhúzta szoknyáját és a férfi megláthatta kivörösödött, ondótól nedves szeméremajkait. Maga sem hitte, hogy tetszeni fog a sofornek a látvány.
– Nem gond, van nálam gumi – felelte az, s Laura rájött, más sem hiányzik ehhez a délelotthöz, mint egy rövid taxizásért áruba bocsátani magát. „Még mindig nem elég! Csak az O képe lebeg elottem. Ha kurvának néznek, hát lássuk, az segít-e!”
– Ok, én benne vagyok – mondta, s még szélesebbre tárta combját: „ha lúd, hát legyen kövér!” A férfi jobb kezével már a combját tapogatta, a harisnya feletti meztelen borön jártak ujjai. Néha elérték a szeméremajkakat, s egy döccenonél a vaskos mutatóujj a pinájába is becsúszott. Furcsa módon ez felizgatta: a forgalmas nappali utcán, széttárt ölét ujjazzák, s bármikor megláthatják.

– Te is csinálj valamit addig, ne csak élvezkedj – szólt a sofor és Laura bal kezét az ölébe vonta. „Te jó ég, ez hatalmas lehet” – villant Laura eszébe, amikor a nadrágon keresztül megfogta a férfi farkát. „Ez megöl engem!” – borzongott meg, de már komolyan kezdte érdekelni, milyen is a maga valójában ez a szerszám. A férfi kigombolta a nadrágját, cipzárját lehúzta és a vékony noi kezet betolta a már keményedo farkához. Forró volt, oldalán vastag eret tapintottak az ujjak, izgató volt.
– Állj valahol félre – mondta, mert már két ujj is munkálkodott lucskos hüvelyében. Közben mozgatni kezdte a hatalmas szerszámon a kezét, de képtelen volt felmérni annak valódi nagyságát. Már nem is az utat figyelte, hanem a férfi ölét, arcát. Látta, ahogy ujjainak mozgása megteszi hatását, a sofor is mind izgatottabb lett, emelgetni kezdte csípojét, hogy még inkább hozzáférhessen. Homályosan érzékelte, hogy valahol lakása környékén járhatnak, amikor egyszer csak megállt a kocsi, a férfi leállította a motort. Ülését hátrébb döntötte és fenekét megemelve lejjebb tolta a nadrágját, így lehetosége nyílt a herezacskókig kihalásznia a kemény szerszámot.
– Húú, ez aztán a fasz! – szólalt meg Laura, amikor teljes terjedelmében a szabadba került. A férfi a tarkójára tette a kezét és fejét az ölébe nyomta. Laura már két kézzel fogta, de még így is kilátszott vagy öt centi. Lehúzta a bort és elokerült a már nedves makk. Úgy nézett ki, mint egy hatalmas, vörös gomba. Mozgatni kezdte rajta a kezét, húzogatta a bort. Szemrevaló darab volt, egyre nott és vastagodott az ingerlés hatására.

Mikor megjelentek rajta az elso cseppek, jobb kezével megfogta a pasas heréit. Azok is nagyok, súlyosak voltak, kezébe vette, és gyengéden morzsolgatta, amitol a férfi csípoje még feljebb emelkedett, a szerszám a száját kereste. Széjjelebb tárta combjait, mert az ölében matató kéz egyre követelozobb lett. Bár a korábbi igénybevételtol pinája nagyon érzékeny volt, a vastag ujjak – már ketto volt benne – és a kezében tartott hatalmas szerszám ismételten felizgatta. A tarkójára nehezedo kéz erosebben nyomta le a fejét, o csak a nyelvét akarta kinyújtani, de nem számított a férfi erejére, így a farok hirtelen a torkáig szaladt. Majdnem megfulladt, nagyra kellett tárnia a száját annyira feszítette. Köhögési roham jött rá a torkát ért inger miatt, így egy adag nyál elindult a szájából lefelé végig a szabadon maradt száron, le a golyókig.

Az elso meglepetésbol ocsúdva kijjebb engedte, s így már figyelni is tudott, ekkor érezte meg a kellemetlen ízt. Kivette a szájából, úgy gondolta, még egy másodpercig nem bírná tovább szopni. Szájának is megnyugtatóbb volt, hogy már nem feszíti a hatalmas kupak. Felemelkedett és rászólt a férfira.
– Hol az a gumi?
– Ne kapkodj kisanyám, nem gyorsvonat ez, dolgozz meg a fuvarért!
– Dugj meg – kérte -, nagyon kívánom a hatalmas farkadat. – Úgy gondolta, ha dicséri, akkor hamarabb túleshet az aktuson, Amúgy meg nem is járt messze az igazságtól, már tényleg beindult, hüvelye egyre nedvesebb lett. Ilyen mérettel pedig még sosem volt dolga, nem akarta, hogy akkor tegye be, amikor az élvezettol összeszukül a puncija, félt hogy fájdalmat okoz. Szerencséje volt, a sofor öntelten vigyorgott és elohalászott egy óvszert, a kezébe nyomta.
– Húzd fel a száddal!
– Nem tudom, olyat még sosem csináltam. Meg nem is akarom kilukasztani – válaszolta, pedig tudta és csinálta is már. Mind a két férjével játszott már ilyet, azok már ettol majdnem elmentek. Kibontotta a csomagot és gondosan felhúzta a merev tagra. A férfi eros kezével szinte pilleként emelte magára. Makkját a nedves lukhoz tette és rá akarta nyomni Laurát. Feszítette, égette, úgy érezte, ez soha nem megy be.
– Tágíts ki, ez így nem lesz jó, nagyon fáj – mondta a sofornek. Az lenyúlt, matatott kicsit, aztán egy valamivel vékonyabb, de hidegebb és keményebb tárgy tört utat a hüvelyébe. Szokatlan volt, de nagyon jó. Lenézett és a sebességváltó díszgombját látta, ahogy a pinájában mozgatja a partnere. Nem csak ki-be tologatta, hanem körkörösen is mozgatta benne. A szokatlan eszköz szokatlan helyen izgatta. Valami rücsök, vagy külön kis gomb lehetett a végén, mert eltalálta vele testének legérzékenyebb pontját, amitol Laura egy percen belül remegni és sikoltozni kezdett. Kezébe vette a merev faszt és azt szorongatta, míg hatalmasat élvezett.
– Látom, ez kell neked, kemény és rücskös fasz – hallotta valahonnan a távolból. Ráborult a férfira, miközben kicsúszott belole a sebváltó gombja. Az elobb még az élvezéstol összeszukült hüvelye kitágult, lágyan elernyedt és akkor megérezte az óvszerbe bújtatott valódi hímtagot. Lassan, centirol centire nyomta be és Laura sziszegett a feszíto érzéstol, de mikor már a makk átjutott az elso akadályon, újra remegni kezdett. Maga sem hitte, de ismét élvezni kezdett. A férfi nem bírta tovább, és míg Laura sikoltozva remegett rajta, a farka egyre mélyebben és gyorsabban döfölte. Már folyamatosan élvezett, amikor a pasas feldobta a csípojét, és hörgött, farka pedig lüktetni kezdett a forró punciban.

Laura ráborult, úgy pihegett. Amikor a pénisz puhára zsugorodva kicsúszott belole, akkor visszaült a helyére, de úgy érezte szétrepedt ott lent. A sofor is kezdett magához térni, bal kezével az óvszert húzta le, jobbal Laura tarkója után nyúlt. Megértette, hogy mi lenne a következo mozdulat, de azt már nem akarta. Gyorsan feltépte az ajtót, kiugrott a kocsiból és hazaszaladt. Szerencsére egy szempillantás alatt felismerte a környéket és pár perc múlva már a lakása ajtaja elott állt.- Francba! – káromkodta el magát. Nem találta a kulcsát, akárhogy kotorászott a zsebében. Idegesen turkált valamennyi létezo zsebében, már a bélést is cibálta. Zuhanyozni akart, de talán inkább beülni egy kádnyi forró vízbe. Lehunyta a szemét és ismét Miklós arcát látta. A szerelmes tekintet, amit annyira szertetett. A kedvenc képén nézett így, amit eloször kapott meg a férfitól. Megint ot kívánta, érezte, hogy még mindig nem tud szabadulni a szeretett férfitól.
– Mit tegyek?! – kiáltott fel önkéntelenül is hangosan és belerúgott az ajtóba. Pár pillanattal késobb nyílt a szemközti lakás ajtaja és a csinos, vele egykorú szomszédasszony nézett ki rajta.

– Valami baj van Laura?
– Nem tudok bemenni, nem találom a kulcsomat, pedig most nagy szükségem lenne rá. Pisilnem és fürödnöm kellene, dög fáradt vagyok. De kellene az internet is, valamit sürgosen el kellene intéznem,
– Gyere be hozzám, amíg a gyereked haza nem ér, ellehetsz nálam is. Az intentem is használhatod addig. – invitálta a másik. Laura egy gondolatnyi habozás után bement a szomszédasszony után. Akkor vette észre, hogy így déltájban még csak egy köntöst visel. A szobából halk, zsongító zene szólt és füstölo illatát érezte.
– Csak nem zavartalak meg valami akcióban Ildi? – kacsintott a szomszédasszonyra. Jól ismerte, tudta, hogy amikor kamionos férje úton van, akkor surun látogatják jobbnál jobb pasik. Volt, amikor hozzájuk menekítette be aktuális szeretojét, mert a férje váratlanul beállított.
– Csak masszíroztatom magam, a konditerembol jött fel egy masszor – nevetett fel Ildi. – De siess, be ne pisilj! Ismered a járást, utána meg tied a fürdoszoba, aztán netezhetsz, s ha végeztem, akár még meg is masszíroztathatod magad.
– Még meggondolom – felelte, azzal ledobta dzsekijét az eloszoba asztalkára. Benyitott a vécére és gyorsan könnyített magán. Ezután a fürdoszoba felé vette az irányt, de önkéntelenül is belesett a nyitott ajtón. Ildi meztelenül feküdt az ágyon, csak egy kis törölközo fedte a fenekét. Mellette egy átlagos kinézetu 30-as férfi egy vékony, fehér sortban. Éppen valami folyadékot öntött hatalmas tenyerébe és a no meztelen vállát kezdte masszírozni, olyan erovel, hogy szinte belepréselte az ágyba.

Laura otthagyta a félig nyitott ajtót és bement a fürdoszobába. Tele engedte a kádat forró vízzel, ledobta kevés ruháját és elmerült a benne. Becsukta a szemét és akkor megint Miklós arcát látta. „Mi kell még, hogy ne o járjon az eszemben? Mennyit kell élveznem, hogy ne ot kívánjam?” Nyögést hallott a szoba felol és elmosolyodott: „Érdekes masszázs lehet…”
Ettol ismét eszébe jutott, hogy szopott ma már három faszt, hiába dugták meg a seggét és a pináját többször. Négy válogatott dákó járt aznap már benne. Emlékezett a srácokra, ahogy kemény farkukkal döföltek a testükben. Ahogy szopta volt szeretojének ismeros szerszámát, mélyen a torkára engedve, vagy a fürdokádban azt az elegáns darabot. A srácok pedig hol vadul, hol kényeztetve nyalogatták csiklóját a remegésig.

Sosem volt még hármas szexben része, két pasival is csak egyszer, s feneke akkor még szuz volt. Csak megdugták egymás után, illetve az egyik faszát leengedte a torkán, míg az nyalta a csiklóját, de közben a másik módszeresen dugta egyre mélyebben a farkát pinájába, hogy aztán mind a ketten ráélvezzenek. Arca, melle és hasa, de még haja is a két pasas friss, tengernyinek tuno ondójától volt ragacsos. Akkor részeg volt, de most józan.
Józanul lovagolta meg volt szeretojét és ugyanennyire tiszta fejjel dugatta meg magát a fürdokádban. Józanul engedte be késobb a szendvicseket hozó srácot és ugyanígy ment bele abba, hogy míg pinájában volt szeretojének farka járt, szájában pedig az újoncé, addig egy harmadik a seggébe hatoljon nedves makkjával, s beleélvezzen a fenekébe. Élvezni akart, meggyötörni lázadó libidóját. Odakínálta magát nekik, széthúzta a pináját, hogy lássák mennyire kívánja a szexet, mennyire akar baszni. Úgy, mint egy kurva.

Ettol megint eszébe jutott a taxis, aki ribancnak nézte. Hatalmas fasza volt, ekkorát sosem látott, nem hogy érzett volna. A trükk, amit a sebváltóval tett, élvezetét csak felkorbácsolta, eltalálta vele hüvelyének legérzékenyebb pontját, amitol egy pillanat alatt a csúcsra ért. „Még szerencse, mert szétrepesztette volna a pinámat, ha egybol belém erolteti a vastag, erektol dagadó, kemény farkát. Az sem volt utolsó élmény… Csak ne lett volna olyan rossz ízu a farka, szívesen kipróbáltam volna, milyen lehet leszopni, a nyelvemmel masszírozni. Meddig fért volna a számba, a torkomba, hogy aztán os telespriccelje a számat forró spermájával.”
Eszébe jutott, hogy ezek éppen úgy hangoznak, mint amikor Miklóssal cyberszexelt. Dühösen a vízre csapott.

Talált egy kedvére való tusfürdot és alaposan lecsutakolta magát kívül-belül. Amikor sikamlós kezével öléhez nyúlt, megint érezte a kívánást, Miklós kívánását. Nem akart maszturbálni, ezért szinte durván mosta ki hüvelyét. Ujjára egy vastag csík fogkrémet nyomott és amilyen alaposan csak tudta, megmosta fogait, száját kiöblítette.
Kiszállt a kádból, alaposan kitakarította maga után, s egy nem túl nagy törölközobe burkolta magát, mert egyelore nem akarta visszavenni zilált ruháját. Belenézett a tükörbe, de kerülte saját magával a szemkontaktust. Azt viszont észrevette, hogy ajkai duzzadtak, melle keményen áll. Leült a kád szélére: most ugyan mit tegyen?

Szomjas volt, és rá akart gyújtani. Lesz, ami lesz alapon kiment a konyhába. Tudta, mit hol talál, öntött magának egy keveset a már kihult kávéból, a frigóból kivett egy doboz sört, leült az asztalhoz és rágyújtott. Felvett egy bulvármagazint és olvasgatni kezdett. Észre sem vette, mikor lépett be a masszor a konyhába. De egyszer csak megérezte, hogy figyelik. Felnézett és a férfi ott állt vele szemben. Rámosolygott és ráköszönt. A masszor viszonozta, vigyorgott, mint a vadalma de nem mozdult. S közben nem is a szemébe nézett, hanem az öléhez. Laura ekkor jött rá, hogy megfeledkezett magáról, az amúgy is kevéske törölközo mellé még széles terpeszben is ül.
Gyorsan összezárta combjait, mire a férfi halkan bocsánatot kért és kiment. Laura felállt, a mosogatóba tette a kávéscsészét és a szoba felé indult, de akkor meg a meztelen Ildibe ütközött.

– Te nem akarsz egy masszírozást? Olyan fogást tanultam, ami abszolút feldob és ellazít – lelkendezett. Válaszra nem is várt, Kézen fogta Laurát, behúzta a szobába és hassal elore a magas, dobogószeru szinte reneszánsz franciaágyra döntötte.
– Ferikém, mutasd meg, hogy is van az a fogás! Érezni jó volt, de szeretném látni is.
– Nem szabad azonnal azzal kezdeni – szólt a férfi. – Elobb el kell lazítani a testet, különben sérülés lehet a vége. Kezdje el a masszírozást, ahogy azt korábban tanulta!

Laura pár pillanattal késobb megérezte vállán Ildi olajos tenyerét. Gyengéden kezdte borébe dolgozni a valamitol bizsergeto olajat, ami egyszerre okozott forrón csípo és ugyanakkor izmait akaratlan mozgásra készteto érzést. Bár Ildi nagyjából hozzá hasonló fizikummal rendelkezett, a masszírozás egyre erosödött. Immáron teljesen ellazult, lecsukta szemét, s visszaemlékezett, amikor Miklós írta le neki, hogy miként masszírozná. Beleborzongott, kicsit felemelte felsotestét, hogy melle kényelmesebben helyezkedjen el. Ildi félreértette a mozdulatot.
– Feri vedd át, úgy látszik én már kevés vagyok – szólt, de eközben vidáman csilingelt a hangja, s nem sértodötten. Laura alig pár pillanattal késobb a férfi hatalmas tenyereit érezte a hátán. Hihetetlen szakértelemmel és hatékonysággal masszírozta, közben Ildinek magyarázta, tanította a fogásokat.
– Ha segíteni akarsz, akkor lazítsd el a karjait – mondta a masszor, s lehúzta a fenekéig a törölközot. Ildi kezelésbe vette a sportos, de noiesen puha bicepszeket. Masszírozták már Laurát többször is, de ketten még sosem. A férfi szakérto kezei a hátizmain, gerincén dolgoztak, Ildi gyengédebb ujjai pedig a teste mellett hevero karján jártak módszeresen le fel. Már a csípoje és fenekének felso domborulata került sorra. Feri súlyos keze valósággal belepréselte ölét az ágyba. Pár perc után azonban odahagyta, és a lábujjait vette kezelésbe. Így még sosem lazították, Nem fájón, de mégis erosen, egyenként vette sorba lábujjait, majd fel a lábfeje, a bokája, a vádlija, a térde, s ezután a combja következett.

Hátán Ildi vette át a korábbi szerepet, s izgalmas ujjmozgással borzolta idegeit. „Ilyen lehet, amikor Miklós masszíroz – gondolta, s egyre erosebben élt benne az emlék, ahogy olvasta Miki egyik üzenetét: hogyan lesz az ellazításból érzékiségét felkorbácsoló simogatás, majd vad szeretkezés. Az emlékek hatására libidója ismét feltámadt, amit csak fokozott a combjai belsejénél járó olajos tenyér. Jóleson vette észre, hogy a gyengébb noi tenyér olykor mellének oldalát és végigsimítja, valamint, hogy a férfi egyre feljebb ér combján. Ekkor valaki lehúzta róla törölközot, s immár teljesen meztelen feküdt hasán.

Elso meglepetésében utána kapott, s kinyitotta a szemét, hogy lássa is, hol lehet a frottír. A mellette álló Ildi éppen akkor dobta le a földre. Laura meglepetten látta, hogy a szomszédasszony is meztelen, akárcsak o. „Csak nem végig meztelen volt? Mi lehet a pasason?” Emlékezett, hogy fehér sortban masszírozta Ildit, biztos még most is rajta van. A non nem csodálkozott sokáig, eszébe jutott, hogy gyakran látta már félmeztelenül, vagy csak egy alig valamit takaró pólóban ki-beszaladozni a lakásából, még akkor is, ha o a férjével, vagy a barátaival volt.

Azt eddig is tudta, hogy hozzá hasonlóan Ildi is borotválja magát, de most meglepetten látta, hogy nem teljesen, hanem egy rövidre nyírt kis csíkot is meghagyott. Szeméremdombja gusztusosan viselte díszét, de ajkai duzzadtak voltak, s mintha a csikló is kikandikált volna közülük. Laurának még sosem voltak leszbikus élményei, ha belegondolt, elsosorban azért, mert taszította a saját nemuekkel való intim testi érintkezés. Kicsit feljebb emelte a fejét, így láthatta Ildi – az övéhez képest – kicsi, hegyes melleit, és a lányt, ahogy megnyugtatóan rámosolygott. „Ennyi még belefér” – zárta le ismét szemét és feküdt vissza, így ismét Miklósra gondolhatott. Ez már csak azért is könnyu volt, mert a masszírozó férfi egy pillanatra sem tartott szünetet. Combjáról ismét a fenekére tért át.

Laurában újra megjelent a szeretett férfi képe. Szeretett? Igen, már szerelmet érzett, nem csak vonzó, szimpatikus és kívánatos volt neki Miklós, de úgy érezte, ha ennyi szex után még mindig ot kívánja, akkor az már szerelem. Már kába volt a masszírozástól, az izgalmas olajtól és elzsongították a hajnalba nyúló beszélgetések emlékei. Teste valójában ugyanolyan pihent volt, mint amikor reggel felkelt az ágyból. Nyoma sem volt a korábbi vad dugásoknak. Az ölében, fenekében, szájában megfordult férfiszervek elvesztek a Miklóssal töltött beszélgetések hullámain. Csak orá tudott gondolni, megelevenedtek a masszírozásról olvasott szavak.
Felizgult, s önkéntelenül is széjjelebb tárta combjait, érezte, hogy puncija ismét benedvesedik. Közben Feri már a farizmait gyúrta körkörös mozgással, olykor a két félgömböt annyira széthúzva, hogy feltárult fenekének rózsaszín gyuruje és a mozdulattól kinyíló duzzadt, nedves szeméremajka, de látható lett az ismét megduzzadt csiklója is, amit eddig öntudatlanul és jobb híján a lepedohöz dörzsölt. Ildi hangját hallotta a feje felett:

– Most mutasd meg az a mozdulatot!
– Akkor cseréljünk helyet, vedd át a fenekét – mondta a férfi, s pár másodpercre teste érintetlenül hevert az ágyon, Majd Ildi gyengédebb kezét érezte a fenekén és a masszor lapátnyi tenyerét a hátán. Elobb lapockáit simította végig, majd le egészen a derekáig és vissza a gerincén a tarkójáig. Visszafél megállt a két kéz és egy határozott eroteljes mozdulattal lenyomta gerincét. Laura úgy érezte, mintha villámcsapott volna bele. Mintha lelke kiszállt volna testébol és kívülrol figyelte, ahogy lebegni kezd egy különleges orgazmus hatására.

Homályosan érzékelte, hogy teste valósággal szétesik. Megnyugtató és izgalmas, pihenteto és fárasztó volt egyszerre az érzés. Úgy érezte meg kell kapaszkodnia valamiben. Bal kezével fogódzót keresve hátranyúlt és Ildi fenekébe markoló kézfejét fogta meg. Jobbja ívbe lendült, de beleütközött a férfi testébe. Megmarkolta és hatalmasakat sóhajtott. Fogalma sem volt, hogy mennyi ideig tartott ez az állapot, amikor végre felnyitotta a szemét. Jobboldalán ott állt a masszor és o a vékony sorton át szorosan a kezében tartotta annak farkát. Kemény volt és forró.- Bocsánat – suttogta, s nagyon lassan és óvatosan engedte el, miközben a masszor már a csuklójától kezdve nyugtatóan simogatta a karját. – Ez fantasztikus volt, köszönöm -azzal önkéntelenül is hanyatt fordult, egy pillanatra sem gondolva arra, hogy anyaszült meztelen. Szép, kerek, kemény mellei izgatóan domborodtak, teljesen kopasz puncija kiemelkedett hasa aljából.
– Ki az a Miklós? – kérdezte Ildi – Ismernem kellene? Az o nevét kiáltottad, mikor Feri megmutatta azt a spéci fogást.
– Akit legjobb lenne elfelejtenem, bár eddig nem nagyon sikerült, pedig már majdnem mindent megtettem ennek érdekében. Folyton o jár az eszembe, holott nem lenne szabad, Férjem, gyerekem van, még ha nem is vele közös. De ez a szerelem feléget, úgy vágyok rá, hogy azt elmondani sem tudom. Felejtenem kellene, de nem tudok.
Lelki kiborulásában észre sem vette, hogy teljesen meztelenül fekszik az ágyon, s két, majdhogynem idegen ember elott tárulkozik ki lelkében és testében. Ildi gyengéden simogatta a combját, a férfi pedig még mindig a karját fogta.
– Segíthetünk elfelejteni – mondta a no, s már Laura duzzadt szeméremdombját cirógatta kézfejével. – Feri biztos tud valami jó módszert erre is.
– Hálás lennék érte – felelte Laura anélkül, hogy tudatában lett volna, mi lehet kijelentésének következménye.

Ildi felkúszott mellé az ágyra, s közelebb húzta magához Laurát, így a túloldalán maradt hely a férfinak is, aki szintén mellé telepedett, de csak félig az ágyra ülve. Laura lehunyta a szemét, úgy gondolta, a beszélgetéshez igazán jó ez a meghitt közelség.
– Pár hónapja ismertem meg a neten – kezdte, már ismét Miklós mosolygós arca jelent meg elotte -, és igen hamar megkedveltük egymást. Ma már ott tartok, hogy nem merek elmenni az elso randira, mert attól félek, hogy felborítom az egész életemet – fejezte be az egy szuszra elsuttogott bevezetot, de akkor egy gyengéd kéz tapadt puhán a szájára, nem engedve ki belole több szót.
– Csssss – hallotta valahonnan a kéz alól, s egy pillanat múlva nedves nyelv kezdte cirógatni a jobb mellbimbóját. Kinyitotta a szemét, Ildi rövid szoke fejét pillantotta meg, Arca felett pedig Feri fürkészo, mosolygó tekintetével találkozott. Megrémítette a másik no tette, s emelte volna balkezét, hogy eltolja, de akkor a masszor öléhez ért, beleütközve a nadrágon keresztül immár félkeményen felmeredo falloszba. Önkéntelenül is odanézett, s elmosolyodott: „igen, talán csak ez segíthet, újabb és újabb élvezet, hogy ne ot kívánjam”. Azzal ismét kezébe fogta, de most puhábban, óvatosabban, mint a masszírozáskor. A férfi elore hajolt és jobbjával kezébe vette a másik mellet, balja pedig a hasát simogatta. Laura érezte, ahogy bimbói mind jobban felmerednek a kéz és a száj ingerlésére. Ildi felemelte a fejét és mosolyogva hajolt föléje. Laura látta, hogy nyáltól csillog saját bimbója, amit immár a férfi két ujja közé csippentett és gyengéden morzsolgatni kezdett.
– Gyönyöru – dicsérte Ildi is és Laura fülét, nyakát kezdte csókolni.

O közben a férfi nadrágjának madzagját kereste, s mikor megtalálta, csak úgy, egy kézzel kibontotta és lehúzta róla. Feri felegyenesedett és az ágy mellett állva lerúgta a sortot. Szerszáma így Laura arca mellett meredezett. Ráfonta a kezét és finoman húzogatni kezdte rajta a bort. Csak kicsiket mozdított rajta, élvezte a kényeztetést. Nagyon tetszett neki, ahogy a makk nyílása éppen csak elobukkan, majd visszafelé a bor összezárul rajta. Csak két ujjával fogta meg, hogy minél többet láthasson belole. Közben gyönyörködve nézte a frissen és gondosan borotvált dákót és alatta a hasonlóan sima, a golyók súlyától lecsüngo zacskót. Eddig csak képen látott ilyet, de éloben még jobban tetszett neki.

Ildi már ismét lejjebb csúszott és felváltva vette a szájába kemény mellén ágaskodó bimbóit. Laura másik kezével a no testét kezdte simogatni. A fenekétol indulva, a csípojét, derekát, majd feszes hasát kényeztette, s ahogy a másik lejjebb haladt egyszer csak az övéhez képest kicsi, kemény, hegyes mellekbe ütközött.
Idegenkedett korábban a leszbikus kapcsolatoktól, bárhogy is találkozott vele. Személyes élménye sem volt, de elképzelhetetlennek tartotta, hogy szexuális okból érjen egy másik nohöz, vagy az ohozzá. A masszírozás, és az a bizonyos speciális fogás most azonban egyfajta kábítószerként hatott rá, egyszerre volt felfokozott és apatikus állapotban. Megérintette a kicsi, de keményen meredo mellbimbót, s ettol Ildi szenvedélyesebben nyalta az övét. Elhúzta a kezét, s ekkor a másik is visszahúzódott. Laura önkéntelenül is rájött: társnojének izgatásával szabályozni tudja saját ingerlését.

Feri makkján ekkor megjelentek az elso cseppek. Ahogy hátra húzta a bort, a feszessé vált makkon fényes réteg maradt, ami megcsillant a fényben. A következo csepp már a csuklójára pottyant, s ekkor teljesen visszahúzta a fitymát, szabaddá téve a vöröslo kupakot. A masszor ezalatt combjai belsején az érzékeny bort cirógatta, néha hozzáérve szeméremajkaihoz. Még jobban szétterpesztette a lábát, nagyobb teret engedve a kutakodó kéznek, amikor Ildi ujját érezte meg csiklóján. Felnyögött a hirtelen jött ingerléstol, mire a másik no felemelte a fejét.

Pont abban a pillanatban, amikor Feri a farkát Laura félig nyílt szája felé tolta, de így Ildi arcába ütközött. O eloször egy picit visszahokölt, de a következo pillanatban már kinyújtott nyelvével nyalta le az ismét kibuggyanó elonedvet. Nyelvével körbejárta a makkot, majd a dárda szárát simogatta végig a szerszámot tartó vékony ujjakon keresztül le egészen a tövéig, majd vissza a kupakig. Laura éloben még sosem látott más not szopni, s most visszafojtott lélegzettel figyelte, ahogy Ildi kicsit szétnyitja ajkait, amik rátapadnak a makkra, s láthatóan megszívja. Felette a férfi szemét lecsukta, s fasza egy kicsit megremegett az ingerléstol. O akkor a sima zacskót kezdte simogatni, tenyerében tartva az érzékeny golyókat.

Szeme elott a szerszám egyre mélyebbre került Ildi szájában, aki mind lelkesebben fogadta magába a kemény testrészt, aminek oldalán egyre vastagabb lett az ér. A makk már teljes terjedelmében a szájban volt, sot még valamivel több is. Akkor a no kicsit kiengedte, s ajkait felhúzva, hegyes fehér fogaival gyengéden megharapta. Feri sziszegni kezdett, mire Laura kihúzta a másik no szájából, s mintegy bocsánatkéroen az elobbi „inzultusért” gyengéd csókolt lehelt a bántott területre. Nyelvét körbefuttatta rajta, majd ismét megcsókolta, kiengedte a szájából, s ráfújt a nyálas szerszámra. Tudta, hogy ez a husítés roppant izgató, ugyanakkor segít, hogy ne menjen el ido elott a férfi, s megismételte még párszor.

Mikor látta, hogy már nem olyan feszült, akkor bevette szájába, s határozottan, de nem túl intenzíven szopni kezdte. Ildi közben lejjebb csúszott és tovább simogatta a csiklóját, szája pedig újra a mellét kényeztette. Laura megérezte, hogy a másik no puncija forrón és lucskosan a térdéhez tapad, s elkezdi hozzá dörzsölni. Szokatlan, egyszersmind izgató volt, különösen, hogy egy vékony és egy vastagabb ujj utat keresett a hüvelyében. Megindult az ismeros lüktetés, hüvelyébol intenzívebben kezdett csepegni az élvezet nedve. Mélyebben szívta be szájába a szerszámot, majd kicsit megszorította, s kiengedte.

– Basszál meg! – szólt a férfira, aki odahagyta a száját és a mellét, az ágy végébe ment, Ildit félretolta és Laurát lehúzta az ágy végébe, hogy feneke éppen csak támasztékra talált. Kezébe vette szerszámát és a széttárt combok közé állt. Ildi, akit ez eltávolított Laura testétol most annak öle fölé hajolva tágra nyílt szemekkel nézte, ahogy a kemény fasz a szétnyílt szeméremajkak közé lendül. Mielott azonban célt ért volna, Ildi megfogta, és a szájába szívta, mélyen benyelte, majd nyálától síkosan és nedvesen visszairányított az eredeti cél felé, másik kezével széthúzva a rózsás, lucskos ajkakat és betolta a férfit Laurába.
Tenyerével a férfi izmos fenekébe markolt és úgy irányította annak mozgását, sebességét. Szinte rajongva nézte, ahogy a rózsaszín szeméremajkak követve a merev szerszám mozgását, hol összezárulnak, hol kinyílnak. Megsimogatta a duzzadón kitüremkedo csiklót, ettol Laura követelozoen emelte feljebb a csípojét, jobban odakínálva ölét a lassan benne mozgó pénisznek és a simogató ujjnak. Ildi ráhajolt és kinyújtott nyelvét is rányomta a csiklóra, körkörösen megnyalta. Tetszett neki az íze, így amikor Feri farka éppen kifelé haladt, akkor nyelvével, szájával a szárát vette célba, s leszopta arról Laura nedveit.

A masszornek is tetszett a dolog, így teljesen kihúzta, és Ildi szájába nyomta a faszát. O örömmel és cuppogva szívta magába a másik no nedveit, majd ismét visszatette a pinába és visszatért nyelvével a csiklóhoz. A férfi ott folytatta, ahol abbahagyta, módszeresen és egyenletes ritmusban járatta szerszámát a mind nedvesebb lukban. Laura öle feljebb és feljebb emelkedett, s amikor Feri és a másik no, a melleit is ingerelni kezdték, akkor hangosan felnyögött. Keze közben mintegy öntudatlanul rálelt a másik no immáron kokeményre megduzzadt mellére, s hol gyengéden, hol erosebben morzsolni kezdte e hegyes, apró bimbókat.

Ildi teste szinte együtt az övével kezdett remegni, s Laura homályosan érzékelte, hogy feltehetoen a saját résébe nyomott ujjai is siettetik élvezetét. Azonban most csak saját magával törodött, mert érezte, ahogy elönti a forróság, egyre hevesebben remegett, kezét ökölbe szorítva a szájába vette és sikoltozva, hatalmasat élvezett. Combjai remegtek, melle szinte elviselhetetlenül megduzzadt, feszes hasa hullámzott, ahogy egyre magasabbra jutott a kéj hullámain. Ahogy a csúcsra jutott, máris hiányérzete támadt, az eddig a hüvelyében mozgó fallosz odahagyta. „Még nem is élvezett el!” – méltatlankodott magában.
Feri azonban már az eddig is hason fekvo és éppen élvezo Ildit húzta magához és hátulról olyan kíméletlenül nyomta a pinájába farkát, hogy az körmeit a lepedobe vájta és hangosan felsikoltott. Gyors iramban dugta a not perceken keresztül, hosszú eroteljes lökésekkel, közben benyúlt a lába közé és a csiklóját morzsolta. Mikor már ki tudja hányadszor sikoltott fel, akkor kivette a farkát és ismét Laurába nyomta, akit meglepett a hirtelen jött „támadás”. Felemelte a lábait, mintha menekülne, de ezzel csak nagyobb lehetoséget engedett a kemény dárdának.

A férfi nyakába vette a kemény vádlikat és a korábbi gyors tempóban dugta, amíg Laura ismételten fel nem sikoltott. Akkor újra a hason elterült Ildihez lépett, felnyalábolta és Laurára fektette. Betolta a farkát, egy pillanatra sem tévesztve a ritmust, folytatta a baszást. Talán egy percig volt benne, akkor az alul fekvo Laurába tette vissza, s ot dugta egy percig. Ok ketten már szinte öntudatlanok voltak, amikor Feri kirántotta a szerszámát és a nok fejéhez térdelt. Párat húzott a farkán, s egyszerre spriccelte le az arcukat, töltötte meg a frissen, ritmusosan csapódó ondóval az izgalomtól elnyílt szájukat.

Percekbe telt, míg úgy ahogy magukhoz tértek. Lenyelték ami a szájukba jutott, s lustán elmaszatolták ami az arcukra, nyakukra ment. Ildi szólalt meg eloször:
– Gyere ide Feri, ezt meg kell, köszönjem, nem gondoltam volna, hogy te ilyesmire is képes vagy. – azzal a lányok mellé dolo férfi mellkasát, hasát kezdte csókolgatni, majd gyengéden megnyalta és puszilgatni kezdte péniszét. Megfogta Laura kezét, és ahol az elobb a nyelve kalandozott, ugyanazon az úton a szerszámhoz vezette és ráfonta a vékony ujjakat. – Isteni ez a szerszám, nagyon jó vagy – folytatta – bár csak elobb tudtam volna, hogy ilyeneket tudsz – nevetett fel és tovább nyalogatta a még puha, de éledni kezdo fasz hegyét.
– Te még nem feküdtél le vele? – ült fel Laura meglepetten. – Azt hittem, hogy nem ez az elso dugásotok, olyan nyílt, szemérmetlen meztelen voltál. De az tény, hogy nem semmi amit a farkával muvel – nevetett fel o is és húzott néhányat a hátracsúszott fitymán. Közben becsukta a szemét, s azt hitte megoldódtak kételyei, ehelyett ismét Miklós pajzánul mosolygós arca jelent meg. – ÁÁÁÁ!!! A francba!!! – kiáltott fel. – Ez így borzalmas! – azzal könnybe lábadtak szemei, s visszahanyatlott az ágyra.

– Mi a baj, fájt talán? – kérdezte Ildi.
– Pedig vigyáztam vele – mondta a masszor.
– Nem, egyáltalán nem fájt, nagyon jó volt, de még mindig nem tudok másra gondolni csak Orá. Mennyit kell még kefélnem, hogy ne O legyen a legfontosabb az életemben? – tette fel a költoi kérdést.
– Akkor jól sejtettem, hogy ma már dugtál valahol mielott hazajöttél – simogatta meg a könnyes arcot Ildi. Ezek szerint nem volt túl eros a reggeli pasid…
– Péternél voltam, ismered, de vele együtt összesen ma már négy volt mire hazajöttem – mondta elkeseredve Laura -, Feri az ötödik, de még mindig csak Miklósra tudok gondolni, ot kívánom.
– Pedig akinek Peti beakaszt, az nem panaszkodik egy … – harapta el a szót Ildi, de aztán befejezte – … darabig. Én is dugtam vele párszor, nagyon jó a srác. Ugye nem haragszol?

– Dehogy haragszok, egészségedre „sógorno” – nevette el magát Laura -, sot, immár kétszeres sógorno. Nem vagyok belé szerelmes, így féltékeny se. Ha viszont ha Miklós félrekefélne, meg is ölném, azt hiszem. Tudom, ez nem túl korrekt a részemrol, de nem tehetem meg, hogy annyira belé szeressek, hogy felforgassam az életem. Más megoldást nem láttam, mint kipróbálni, hogy kielégülten is ot kívánom-e?- Elég kielégültnek tunt az elobb a sikoltozásod – szólt közbe kissé öntelten a férfi is, akinek farka közben ismét majdnem harcra kész, félkemény állapotba került a kéz és a száj együttes kényeztetésétol. – Vagy kevésnek találtál? Pedig legalább háromszor elmentél – azzal lenyúlt és megsimogatta Laura punciját.

Neki ekkor jutott eszébe az iménti szeretkezés és bár kicsit érzékeny volt az öle, szétnyitotta a combját, amitol a férfi ujjai beljebb csúsztak, majd rabul ejtve azokat, összezárta. – Próbáld meg, hátha sikerül még -, mondta a masszornek. Ildi felkönyökölt és látta, hogy ezzel a szerszámmal még nem sok sikert lehet elérni. A hanyatt fekvo férfi fölé hajolt és hatalmas hozzáértéssel tempósan szopni kezdte, hol csak a makkon jártatva a nyelvét, hol pedig tövig letolva a torkán, szorosan szívva. Közben figyelmet szentelt Laura melleinek is, aki addig érdeklodve figyelte, mit is csinál társnoje. Mikor Ildi már megfeleloen keménynek találta a szerszámot, akkor Laurát odavonta és a férfi öle fölé ültette. A terpeszben szétnyílt combok között már nedvesen csillogtak a kicsit túlpirosodott szeméremajkak. Megfogta a péniszt és a makkal a csiklót kezdte ingerelni, amelyik ettol egyre duzzadtabbá vált.

Laura már nyögdécselni kezdett, támaszkodó karja, öle meg-megremegett, ha érzékenyebb felületet talált el a kemény, vöröslo makk. Még jobban benedvesedett, s egy csepp végigszaladt a makkon, majd a férfi farkán, le a csupasz golyókig. Ildi egy óvatlan pillanatban megcsiklandozta a talpát, s a hirtelen ingertol Laura valósággal belezuhant az alatta meredezo falloszba. Mozdulatlanná dermedt a hirtelen jött ingertol, majd lassan megemelte ölét, kicsit kijjebb engedte a férfi farkát, visszaült, aztán még jobban kiemelkedett és kicsit körbe mozgatta csípojét, majd újra tövig beleült. Ezt a mozgássort váltogatta, úgy, hogy a végén a makk már szinte csak futólag érintette nagyajkait.

Feri, ekkor kezdte el mozgatni az ölét, s hol vele ellentétesen mozgott, hol egy irányban, ezzel rafináltan ingerelve Laura hüvelyét. Laura addig a férfi mellett könyökölt, hegyes, kemény mellét a másik testéhez szorította, így testének mozgásával is ingerelte. Kicsit belefáradt ebbe a testtartásba, s felült, de a mozgást nem szakította meg. Megfogta a férfi kezét, s a melleire vonta. A nyitott tenyerekkel és az ujjakkal simogatta saját bimbóit, hagyta, hogy éppen csak érintse, majd erosen rászorított, ilyenkor valósággal marcangolta partnere. A szájába vette a masszor két ujját. Nyelvével masszírozta, kényeztette, mintha egy faszt szopna, járatta az ajkai között, közben nyála már szinte csöpögött az ujjakon. Akkor kivette, és a mellére húzta, majd a másik kéz ujjait vette be, s azokkal is hasonlóan tett.

Külön élvezetet okozott ez a nedves ingerlés, kivette ezt a két ujjat is a szájából és melleit erosen k**omborítva homorítani kezdett. Mivel Feri kezei így már nem érték el a bimbókat, derekát és csípojét simogatta. Az új testtartásban ingerloen kínálta fel magát a szeméremdomb. Kezét Laura combjaira tette és két mutatóujjával széthúzta a szeméremajkakat, hüvelykujjaival pedig két oldalról a már duzzadt csiklót közrefogva ott is izgatni kezdte. Laura azonban rövidesen eltolta a kezét, s ismét ráborult a férfira. Még nem akart elélvezni, még fokozni akarta a kéjt. Csípoje lazán emelkedett fel-le a meredt péniszen, fehér habot hagyva annak szárán, ami már a heréken is csordogált lefelé. Lassan vált bódulttá, hüvelyfalának redoin egyre élénkebben érzékelve a feszes makkot, s olykor még talán a száron dagadó ér vastagságát is.

Ildi egy darabig gyönyörködött bennük, aztán felkelt, bekapcsolta cd-lejátszót, majd az ágy elott álló fotelbe telepedett, szétterpesztett lábait a karfára téve simogatni kezdte a mellét, hasát, majd ölét. Ahogy hozzáért érzékeny mellbimbójához, kicsit megnyalta az ujja hegyét, s így ingerelte tovább. Nézte az ágyon hol lassan, hol gyorsan kefélo párt, s amikor ott kinyíltak Laura szeméremajkai, akkor o is széthúzta a sajátjait. Amikor a merev dákón lassan lecsúszott, o is lassan bedugta egy ujját a hüvelyébe. Velük szinkronban kezdte el dugni magát, s közben másik kezével hol a mellét, hol a csiklóját ingerelte. Amikor Laura feszes feneke eloször kezdett el remegni, Ildi is hatalmasat élvezett. Kicsit pihegett, gyengéden simogatta érzékeny punciját még egy kicsit, aztán felkelt és a fürdobe ment.

Eközben Laura már kevésnek érezte a pinájában rafináltan, de mégis mechanikusan mozgó fasz ingerlését. Ráült a férfira és csiklóját annak hasához nyomta, majd hol lassan, hol gyorsabban, gyengéden, majd erosebben ingerelte magát a sima, csupasz borön. Amikor Feri ismét a melléhez nyúlt, akkor élvezett el eloször. Gyorsított a tempón, egyre jobban átvéve az irányítást, olykor megfogta a férfi kezét és melle nem annyira szakszeru, mint inkább érzéki masszírozására késztette. Újra felsikoltott, hüvelye összeszorult, pulzálni kezdett. Feri megvárta, míg lecsengenek az élvezet legelso hullámai, akkor leemelte magáról a not. Négykézláb állította az ágyon, mögé térdelt, széthúzta a fenekét és farkát egy mozdulattal betolta a még mindig szuk pinába. Ettol Laura ismét hangosan felnyögött, hiszen még abba sem maradt elozo élvezete.

Ildi a fürdobol kifelé jövet kopogást hallott a bejárati ajtón. Gyorsan magára kapta a férje egyik ingét, s kifelé indult. Attól nem félt, hogy kihallatszott valami, a lakás tökéletesen volt hangszigetelve, a ház rajtuk kívül amúgy is üres volt így déltájban. Benézett a szobába, ahol Feri éppen erosen döfölte hátulról Laurát, akinek hasa alá már az összes létezo díszpárnát begyömöszölték, így tartania sem kellett magát, feneke éppen a megfelelo magasságban volt. Ahogy benyomult a masszor farka, Laura úgy nyögött fel. Kicsit beljebb hajtotta az ajtót, majd kikémlelt a kukucskálón. Péter arcával találta magát szemközt.

– Ez aztán a nap! Vajon mit akarhat? – Kinyitotta az ajtót, s akkor látta, hogy nem csak Péter, hanem annak lakótársai, Marci és Erno is a zárt lépcsoházban várnak. Kilépett az ajtó elé, közben az ing szétnyílt rajta, láthatóvá téve kicsi, kemény melleit és meztelen ölét. Nem zavartatta magát, mind a három látta már meztelenül, bár csak kettovel feküdt le eddig: Péterrel és a jóval szerényebb farokkal rendelkezo Marcival.

– Mi járatban fiúk? Egyszerre hárman jöttök látogatóba? De ne álljatok itt, gyertek be!
– Ez aztán a fogadtatás – hördült fel Péter, ahogy a hegyes mellbimbókat éppen csak takaró, ám a teljesen meztelen ölu not meglátta -, vagy rosszkor zavarunk valami kellemes tevékenységben? Egyébként sörözni indultunk, csak Laura kulcsa maradt nálam, amikor, – öööö -, szóval véletlenül nálam maradt. Gondolom, elobb-utóbb haza akar menni, hozzád biztos bekopog, add majd oda neki! – azzal egy kulcscsomót nyomott Ildi kezébe.
“Ez lesz csak a móka” – gondolta Ildi, s úgy érezte, aznap a háromból két srác már biztos megdugta a szomszédnojét. “Egy biztosan, de akkor kik lehettek a többiek?” – Ne menjetek sehova, söröm nekem is van, Ha csendben maradtok, kaphattok egyet a konyhában. S még az is lehet, hogy te is odaadhatod neki a kulcsait – csukta be az ajtót a srácok mögött. Elore ment és gyorsan becsukta a szobaajtót, a srácokat beterelte a konyhába, egy-egy hideg sört nyomott a kezükbe, s felült a konyhapultra, kicsit terpeszben hagyva combjait, hogy kello belátást engedjen.

– Csak iszunk, vagy máshoz is lenne kedvetek? – kérdezte, s odahívta magához Marcit, aki a legközelebb állt, s elmélyülten bámulta pináját. A vékony trikón át megsimogatta a csenevész mellkast, majd tenyere lejjebb csúszott, míg a nadrágon keresztül meg nem fogta a már kemény szerszámot. – Ez az, alakul, de csinálj te is valamit végre – azzal a srác kezét a mellére húzta. Erre már a másik ketto is felbátorodott, elé álltak, s ahol érték tapogatták, simogatták. A szoba felol ekkor tisztán hallatszott Laura élvezettol kéjes sikolya.
Ildi új játékot talált ki: – Gyertek velem, de ha egy pisszenést hallok, vége a bulinak, mehettek haza mindannyian – azzal maga után hívta meglepett partnereit. Beléptek a szobába, ahol már Feri is üvöltve döfölte a sikoltozó Laurát, fenekébe markolva rángatta magához, s egy hatalmasat élvezett. A végén mozdulatlanná dermedt, s szorosan magához húzva tartotta, míg o fenekét rángatózva dobálta és sikoltozott, majd csak éppen lihegett.

Ildi kibontotta Marci nadrágját, elohalászta a farkát, odavezette Laurához, Ferit félretolta az üresen álló fotelba, s beirányította a még mindig remego és az élvezettol görcsbe szorult pinába a pihent srácot. Az úgy kezdte el dugni, mint aki most nyerte meg a fonyereményt. Lelkes volt, gyors, amitol Laura néhány pillanat múlva ismét nyögdécselni, majd nyögni kezdett. Ezalatt Ildi Péter farkát is lemeztelenítette és a fiút a másik fotelbe ültette. Ledobta az inget és az újszeru élményt adó iménti akciójától benedvesedett pinájával ráereszkedett a mereven álló faszra. Kicsit szokatlan volt neki, hogy a fityma még takarja a makkot, de szuk puncija akadálytalanul tolta le a bort, s hamarosan hüvelye falán érezte az érzékeny kupakot.

Odaintette Ernot is, aki már készséggel gombolta ki és tolta le nadrágját. Az o farkát nem ismerte, vele még sosem feküdt le, s most meglepetten látta, hogy még Péterétol is erosebb, vastagabb. Lovaglás közben simogatni kezdte Erno farkát, majd megállt a mozgásban és megnyalta, majd beszívta a makkját. Péter ismét akcióra késztette, ahogy ölét feltolta, ezért kiengedte a másikat a szájából, nehogy lovaglás közben kárt tegyen benne. Kezével azonban nem engedte el, s érezte, ahogy egyre keményebben és forróbban lüktet benne.

Laura mögött már Marci is rekord sebességre kapcsolt, farka mellett cuppogva folyt ki a korábbi ondó és a friss élvezés összekeveredett nedve. Ölét elorefeszítette és Laura ismételt sikolyai mellett annak rángatózó ölébe spriccelt. Erre már Ildi is felkelt és a korábban még ot kefélo Petit vezette oda, ahogy Marci farka kicsúszott máris a vastagabb faszt nyomta a helyébe. Laura kérlelve kiáltott fel: – Elég volt, hagyd abba, nem bírom tovább! – senki nem törodött vele.

Péter ugyanazzal a tempóval dugta tovább, ahogy elodje abbahagyta. Laura már folyamatosan remegett és élvezett. Pár percig kefélhette csak Péter, amikor helyét Erno vette át, s durván betolta vastagabb a farkát az érzékeny hüvelybe. Laura eszelosen sikoltozott, menekülve dobálni próbálta magát, de a fáradtságtól és a fenekét markoló kezektol csak vergodni tudott.
S akkor elsötétült minden.
Ájultan dolt el a lepedon.
Észre sem vette, hogy abbahagyta puncijában a kefélést partnere. Homályosan ugyan eljutott a tudatáig, hogy magára maradt a teste, de nem tudta ez a valóság-e. Agyában akkor már egy másik mozi filmje pergett.

Miklós feküdt mellette, s melegbarna szemeivel az övét kereste. Nem tudott szembenézni vele, de halkan suttogta: – “Csak téged szeretlek, bármit is tettem, csak téged kívánlak! Nem akarlak elengedni, Te kellesz nekem! Ne hagyj el, bocsáss meg kérlek! Ki kellett próbálnom, hogy eltudlak-e felejteni. Azt hittem, csak az újdonság, a szokatlanság varázsa vonz hozzád, de tévedtem. Ezért kellett kipróbálnom, hogy a testem mit bír el nélküled, ki tudja-e törölni a vonzalmat, ha mással élvezek. De egy kevés volt, mindig és mindig csak te jártál az eszemben. Ahányszor élveztem, elotte, közben, utána csak rád vágytam. Minden idegsejtem téged szeret, téged kíván!”
Közben simogatta a sosem érintett férfi testét, szorította magához kezét. Hozzányomta kemény mellét, forró ölét, s cirógatta, ölelte, simogatta. Ájultában sem érezte, hogy a férfi hozzáérne, csak jól ismert hangját hallotta: “Megbocsátok, szeretlek kicsim!”

Ájulása ekkor mélyebb lett, ám alig tartott pár másodpercnél tovább. Kinyitotta a szemét, s megpróbált felkelni, de csak csúszva tudott helyzetén változtatni. Maradék erejével legurult a párnákról, s a szoba felé fordult. Homályos tekintetével akkor látta, hogy Ildi egy a földön fekvo férfi farkán lovagol, elotte Péter áll, s löki kemény farkát egyre mélyebben a torkába, mögötte pedig a fürdokádból megismert srác keféli a seggét. Ildi testérol szinte patakokban folyt a víz, mellén a bimbók olyan hegyesek voltak, hogy akár üveget lehetett volna vágni velük.

Egyre jobban rázkódott, remegett, amikor a mögötte levo srác felkiáltott és telelotte fenekét, majd szinte azonnal ki is csúszott belole. Ettol Ildi felszabadultabban lovagolhatott, kivette szájából Péter farkát, felgyorsította öle mozgását, s amikor az alatt levo felkiáltott, akkor o is sikoltott egy hatalmasat, majd rárogyott a férfira. Péter azonban nem hagyta békén, felhúzta magához térdelo helyzetbe, kemény farkával szétfeszítette ajkait, kezét a no tarkójára tette és valósággal megbaszta a száját. Nem kellett sok, talán egy percnyi döfölés után remegve élvezni kezdett, amit Ildi eleinte még megpróbált lenyelni, de késobb kicsordult a száján, nyakán, mellén csíkokban lefolyva.

Mindannyian eldoltek, kinek merre engedte a tér, a bútorok. Laura ámulva nézett körül. Hármójuk helyett immár Péter és barátai is a szobában voltak, s szemmel láthatóan nem unatkoztak. Megpróbált ismét felkelni, de mozdulni is alig bírt. Lenézett az ölére, s látta, szeméremajkai szinte rojtosak, megnyúlva, kivörösödve nyílt utat engedve a kisajkaknak tátongnak, Combjain száradó, vastag fehér folyadékcsíkok húzódtak, s nem volt kétsége afelol, hogy honnan erednek. Mindenki aléltan pihegett csak a zene hallatszott. Ildi volt, aki elsoként bizonyult a legéletképesebbnek.
Végignézett a társaságon, megsimogatta a mellette fekvo Erno testét, szép lassan az izzadt mellen át le a farkáig. Odahajolt, egy csókot nyomott rá, majd megszólalt:
– Ezt kár lett volna kihagyni. – Laurához fordult, rámosolygott és megkérdezte: – Élsz még? Ahogy elnézem, rendesen elintéztek.
– Szerintem meghaltam. Mint akit egy mozdony ütött el. Mi történt, mi az hogy elintéztek?
– Semmi, csak a fiúk megtalálták a lakáskulcsodat, idehozták, én meg úgy gondoltam, hogy ezért a becsületességért megérdemelnek egy kis jutalmat. Te voltál a bonusz…
– Csak nem? Mindegyik megbaszott? – nézett le Laura meggyötört ölére – Atyavilág, akkor értem, miért akarok atomjaimra esni.
– De bizony, elobb Feri farkalt meg el, aztán még szép sorjában megdugott mind a három srác. Nem nagyon tiltakoztál ellene, igaz nem is láthattad, hogy mi történik, csak a vége felé nem akartad már annyira. De azt hiszem megérte az élmény, tudnak ezek a srácok, csak jó partner kell nekik. Még nekem is jutott belolük egy kis “maradék” – ezzel a mellén csorgó spermát kezdte kenegetni.
– Ti is tudtok, azzal sincs baj – szólalt meg Erno. – Laurának majdnem olyan jó a segge is, mint a puncija – nevetett fel. Ebbol Laura rájött, hogy reggel feltehetoen ennek a srácnak a farka járt a fenekében, de akkor a fiú hason feküdt, nem hanyatt, csak az izmos farát látta. Most jobban megnézte, rácsodálkozott a már ernyedt faszra, s egy pillanatra elborzongott: már értette, hogy mi adott tekintélyes igénybevételt szegény fenekének.
– Most végre rájöttem, hogy Péter miért szeretett téged kúrni – fordult Erno Ildihez. – Régen élveztem akkorát, mint a te forró puncidban.
– Laura szája utolérhetetlen – kontrázott Marci a fotelbol, miközben farkán matatva sóvárogva nézte, ahogy az ágyon oldalt fekve kivillantak hófehér, apró fogai.
– Tolem repetázhatunk – szólalt meg ismét Ildi, aki akkor már célirányosan simogatta Erno farkát, nem is eredménytelenül. Feri is kinyitotta a szemét, addigra kissé kialudta a korábbi igénybevételt. Hamar átlátta a helyzetet, de úgy dönthetett, hogy neki elég lesz az elobb már alaposan megismert no, vagy talán ismét aludni készült, ezért vette az utat az ágy felé.
– Én ezt a repetát már kihagyom – szólalt meg Laura -, inkább hazamegyek, ha már úgy is megvan a kulcsom. – Megpróbált felkelni, de ahogy talpra akart állni, azonnal össze is csuklottak a térdei. Szerencséjére Feri éppen abban az ütemben ért oda, s elkapta. – Húúú, vigyetek haza, Mindjárt meghalok.

Ildi azonnal átlátta a helyzetet. Felkapott egy köpenyt, és pillanatok múlva Lauráék ajtaján csengetett. Várt egy kicsit, majd újra, megint várt, megint csengetett. Mikor semmi válasz nem érkezett, visszament, összeszedte Laura holmiját, intett Ferinek, hogy hozza a lányt, aki felnyalábolta és az ajtót szélesre nyitó Ildi után vitte. Bevitték a saját fürdoszobájába, Ildi félig engedte a kádat, bele tették, cuccait pedig a mosógépre rakták. Ahogy jöttek, úgy távoztak is, maguk után halkan behúzva a lakás ajtaját.

Laura már majdnem teljesen öntudatánál volt, de mozgásra szinte alig képes. Lecsutakolta magát, leengedte a fürdovizet, majd frisset eresztett, megint lemosakodott, és módszeresen elkezdte mozgásra bírni remego lábait. Öle sajgott, hüvelye érzékenyen lüktetett, fájt. – Atyavilág, ezek majdnem halálra basztak! Mennyi is volt? Az éjjel-hajnalban a férje, reggel a három srác, aztán a taxis, meg az o sebváltója, majd a masszor, utána ismét a fiúk. Egyetlen nap alatt hat férfi, illetve ha úgy nézzük, akkor kilenc, legkevesebb tucatnyi dugás, ha a gruppent is hozzáveszi, és ki tudja mennyi kisebb és nagyobb orgazmus. És hol van még az este?…
Lehunyta a szemét, s akkor ismét bekövetkezett: Miklós mosolygott rá és azt kérdezte: – Kívánsz még kicsim? – Laura pedig önkéntelenül félig hangosan válaszolt: – Igen kedvesem, csak téged akarlak, téged kívánlak!…
Kikászálódott a kádból, felvett egy meleg, vastag köntöst, ruháját a szennyesbe dobta, még mindig remego térdekkel átment a szobába, bekapcsolta a számítógépet, s behívta a csevego programot. Megnézte az órát, alig múlt dél, még volt egy rövid órája, hogy pihenjen. Szinte abban a pillanatban elaludt, ahogy feje a párnára ért, s magára húzta a takarót. Álomtalan, mély, gyógyító alvás volt. Az ismeros “bejelentkezo hangra” ébredt, s mint aki az elozo este óta pihent, annyira éber és fürge lett.

Átült a kényelmes karosszékbe, bekopogta a csevegobe szokásos köszönését. Miklós egy új, kedveskedo választ küldött. Néhány semmitmondó érdeklodés után Laura megkérdezte, hogy mi az, amiért félnie kellene, hogy elveszíti. Miklós válasza ismerosen csengett, mintha egy korábbi saját hasonló kijelentését olvasta volna vissza: – Ha megcsalsz, ha becsapsz, ha hazudsz. Lenne okom valamelyiktol félni? – kérdezett vissza. Laura ösztönszeruleg írta le a nemleges választ, majd maga is meglepodött, hogy milyen könnyedén hazudott.
-Végül is hazugság ez? Egyáltalán megcsaltam? – Egyik pasi iránt se érzett semmit. Péter kivételével a taxis, a masszor, a másik két srác teljesen idegenek – bár tulajdonképpen szimpatikusak -, de sajnos ettol többet ma már a férjérol sem tud elmondani. Ha a férfiak csak úgy, “sportból” össze-vissza kefélhetnek az élvezet kedvéért, s azt nem tekintik megcsalásnak, akkor miért ne viselkedhetne ugyanúgy egy no? Ma nem is tett mást, mint pusztán az élvezetért dugott, még ha kicsit túlzásba is vitte. Vagyis nem csalta meg Miklóst, mert egyik iránt sem érzett nem, hogy szerelmet, de még különösebb vonzalmat se. Egyébként korábban a férfi is mesélt a kalandjairól, jól tudta, hogy nem egy novel volt egyéjszakás kapcsolata, s ha a farkára akadt valaki, azt nem hagyta ki. Persze könnyu neki, már régen elvált, egyedül él, senkinek sem tartozik elszámolással.

– Te mennyit csajoztál ma?
– Ma még csak két not dugtam meg, de az egyiket kétszer – írta vissza férfi, vagy féltucatnyi mosolyjelet téve a mondat után. – Kíváncsi vagy, elmeséljem? – kérdezte. Ugyanakkor érezte, hogy szívébe féltékenység költözik, bár Miklós feltehetoen tréfált vele.
– Inkább azt meséld el, hogy mit csinálnál velem, ha most itt lennél. Csak egy szál köntös van rajtam – elozte meg a korábban már megszokott kérdéseket.
Miklós részletesen leírta, hogyan állna mögé, csókolgatná a nyakát, cirógatná a fülét, aztán hogyan simogatná a vállait, majd a melleit. Hogyan térdelne le elé, húzná a szék pereméig a fenekét. Miként cirógatná a vádlijától felfelé az öléig, majd a szeméremdombjáig. Mit tenne a nyelvével, hogyan nyitná szét velük a szeméremajkakat, venné a szájába és csókolgatná a csiklóját, miközben egy, majd két ujját dugná be a puncijába. Azután elé állna, a szájába adná a már keményen meredo farkát, hogy szopja még keményebbre és nyálazza össze, míg o tovább járatja puncijában az ujjait. S amikor már nem bírja tovább, akkor felnyalábolná, az ágyra vinné, gyengéd csókokkal kényeztetné szájától az öléig, majd lábait széles terpeszben tartva hogyan hatolna belé. Miként repítené a csúcs felé, hogy azután a méhszájáig tolva a farkát, végül telespriccelné spermájával.
Laura mind izgatottabban olvasta Miklós szavait. Olykor tett egy-egy rövid megjegyzést, hol irányította a férfit, hol meg dicsérte. Nyitott szemmel is látta maga elott, ahogy élvezés közben egymásra néznek, és sikoltozva egyszerre élik át az orgazmust. Addig a férfi mozdulatait kopírozva saját kezeivel is végigjárta a testét, s öntudatlanul is lába közé nyúlt, amikor partnere “beledugta” a nyelvét. Gyengéden, majd mind erosebben simogatta a csiklóját, mutatóujját néha betolta hüvelyébe, másik kezével keményen meredo mellbimbóit morzsolgatta. Amikor a partnere odaért, hogy a forró ondó a testébe fröccsen, remegve, nyögve élvezett el. Hogy egy ilyen délelott után ismét fel tudott izgulni Miklóstól, s el is élvezett, már nem csodálkozott. Szerette, kívánta a férfit.
– Csodás szereto vagy, szerelmem – pötyögte be remego ujjakkal.
– Elélveztél kicsim?
– Igen, nagyon jó volt! Te simogattad a farkad, te is elélveztél?
– Még nem, de ha most a szádba vennéd, akkor biztos hamar teleélvezném.
– Akarod, hogy leszopjalak? Csak kérned kell, s megteszem.
– Igen! Kérlek, szopd le a faszom! – írta vissza Miklós.
Laura a nem túl szalonképes szavak olvastán ismét megborzongott, majd pedig aprólékosan leírta, hogyan nyalogatná, csókolná, szopná, miként tolná le a torkáig, milyen érzékien cirógatná a heréit. A végén pedig hogyan fogadná be a szája a kitöro gecit, mennyit nyelne le belole, s hogyan kenné szét mellein a szájából kifolyó felesleget. A szavai hasonlóan izgatón-közönségesek voltak.
– Csodásan szopsz szerelmem – olvasta a férfi szavait – hatalmasat élveztem. Laurának is az a képzete támadt, hogy szája megtelik a férfi forró spermájával, s nagyot nyelt.
Ezután még hosszan beszélgettek, eloször maradva az erotikánál, olyan utójátékot produkálva, amely minden szerelmespár álma. Késobb mindenféle más is szóba került, a korábbi információkat kiegészítve, egyre többet tudtak meg egymásról. Beszélgettek a gyerekekrol, a családról, munkáról, színházról, kirándulásokról. De legtöbbször odakeveredtek, hogy milyen jó lenne minden ilyen élményt közösen is átélni.

Órákig beszélgettek, közben ellátta a hazatért gyereket, még a leckét is úgy kérdezte ki, hogy közben Miklóssal is beszélgetett, s egyszer segítséget is kért tole, mert nem tudta eldönteni, vajon jó-e a gyereke matematika megoldása. Azután elnézést kért, vacsoráztatta a családot, addig Miklós is megmelegítette a saját elemózsiáját, de fél óra múlva megint ott folytatták, ahol korábban abbamaradt. Jócskán elmúlt éjfél, mikor férje sokadik unszolására végre elköszönt, s odahagyta Miklóst és a gépet. Boldogan aludt el, hiszen elotte számtalanszor vallottak egymásnak szerelmet. Úgy érezte a férfi oszintén írja, önmaga érzéseiben pedig immár biztos volt.

Hetekig tartott még ez a távolsági szerelem. Ha Miklósnak el kellett utaznia, akkor elozo este “együtt” csomagoltak be, s amíg az nem tért haza, naponta tucatnyi sms-t váltottak, vagy beszéltek telefonon. A férfi számtalanszor próbálta rábírni, hogy végre személyesen is találkozzanak, de mindannyiszor kitért elole. Nem bírta volna elviselni, hogy lopott félórára lássa csak, s legfeljebb egy futó “kapualji dugásban” legyen részük. Szerette volna ünnepélyessé és egy életre emlékezetessé tenni a pillanatot, amely érvelést, ha nehezen is, de végül elfogadta a férfi.

Laura az ido elorehaladtával mind nehezebben viselte az otthoni bezártságot. Miklós egyre vonzóbbá vált számára, s ahogy mind jobban megismerte a férfi környezetét, egyre erosödött benne az elhatározás, hogy vele akar élni, de ahhoz legalább találkozni kellene, a nélkül pedig kicsit nehezen kivitelezheto a dolog.

Bátorsága azonban kevés volt, hogy o maga induljon útnak, s már majdnem beleegyezett abba, hogy Miklós meglátogassa. Ám az élet közbeszólt. Egy este a férje többet ivott a szokottnál, ilyenkor pedig eloszeretettel szexelt, ám Laurának semmi kedve nem volt hozzá, egy cseppet sem kívánta, s ezt meg is mondta neki, majd csevegett tovább Miklóssal. A férje azonban nem bírta már nézni, hogy a gép elott tölti a fél éjszakát, nem pedig vele, s szó nélkül kitépte a modembol a kábelt. Laura eloször meg sem tudott szólalni a döbbenettol, ám egy pillanattal késobb már méltatlankodva vonta kérdore a férjét. A válasz nem késett sokat, s elég egyértelmu volt:
– Ezt a kurva gépet is kibaszom, csak meglássalak még egyszer, hogy azon csevegsz. Indulj az ágyba, de azonnal! – Laura azt hitte, rosszul hall.-
– Normális vagy? Mi ez a hang, hogy beszélsz velem? Normálisan is lehet szólni az emberhez, nem rongálni, tombolni. És mi az, hogy indulj az ágyba? Nem vagyok a tulajdonod, hanem a feleséged. Ilyen hangot pedig még neked sem engedek meg. – abban a pillanatban csattant az arcán az elso pofon, s visszakézbol a második is. Ösztönszeruen cselekedett, ültében hatalmasat rúgott a férje ágyékába, az abban a pillanatban összegörnyedve rogyott a földre.

Laura azon az éjszakán a gyerekkel aludt, kulcsra zárt ajtó mögött. Másnap már nem volt otthon a férje, amikor o felkelt, ám délután ismét kapatosan került elo, virággal a kezében, pezsgoket cipelve, s nem gyozött bocsánatot kérni. Laura akkor mondta meg neki, hogy el fog utazni. Azt nem árulta el, hogy mikor, de még azt sem, hogy délelott megvette a jegyeket, a gyereket pedig két hétre, a szüleire bízta, úgy is nyár van, falun jobb helye lesz. Azt tudta, hogy o már képtelen tovább élni ebben a házasságban.

Bárhogy is erosködött a férje, o nem bocsátott meg. A férfi ettol (is) egymás után ürítette ki a pezsgos poharat, megtetézve amúgy is érezheto ittasságát. Laura viszont a búcsúzás örömére ivott meg majdnem egy fél üveggel, ami az o teherbíró képességét tekintve már majdnem alkoholmérgezésnek számított. Közben olykor sóvárogva nézte a hasznavehetetlen számítógépet. Nem emlékezett hogyan, s mikor aludt el, de hajnalban a férje mellett ébredt, igaz pizsamában.
S most itt ül a vonaton és száguld a repülotér felé, hogy egy fél nap múlva csengessen Miklós ajtaján. Az eddigi visszaemlékezés annyira felizgatta, hogy észre sem vette, idoközben többen is helyet foglaltak a fülkében. Az ablaktól visszafordulva látta, hogy vele szemben egy fiatal, szinte még tinédzser pár és egy 40-es férfi ül, mellette pedig egy idosebb, igen magas katonatiszt. A múlt kalandjainak felidézése kipirosította az arcát, melege lett, érezte, ahogy combja alatt nedvesen tapad az ülés.

– Ugye nem zavar senkit, ha lehúzom kicsit az ablakot? – fordult a többiekhez, de a választ nem várta meg, hanem belekapaszkodott az ablak lehúzójába. Az azonban nem engedett, bárhogy is rángatta. Segélykéron nézett a többiekre, s akkor kapcsolt, hogy kék miniszoknyája bizony alaposan felhúzódhatott, jócskán megmutatva combját, feneke gömbölyuségének alsó ívét. A katonatiszt pattant fel elsoként, s szorosan mögé állva o is belekapaszkodott a fogantyúba. Laura érezte a férfi forró leheletét, és merevedését. Elso reflexbol elhúzódott, de aztán fenekét kicsit visszanyomta, s alig észrevehetoen a másik öléhez dörzsölte. Nem akart kikezdeni vele, de nem tudta legyozni magában a csábító not.
Az ablak azonban nem mozdult. A férfi bocsánatkéron magyarázkodott, s ahogy elengedte a fogantyút, tenyere útban lefelé – mintegy véletlenül – futólag megsimogatta Laura mellét, majd a fenekét. Azonnal a helyére is ült, keresztbe téve lábait, s o is visszahuppant az ülésre. Nem hitte, hogy rajtuk kívül más is észrevette ezt a kis közjátékot, de ahogy a szemben ülo lányra nézett, meglátta annak szemében a huncut, elismerést és izgatottságot jelento csillogást. Féloldalasan behúzódott a sarokba, lecsukta a szemét, s aludni próbált. Félórát alhatott, mélyen, álomtalanul.

Csendre ébredt, szemét csak annyira nyitotta fel, hogy ne vehessék észre a többiek, hogy ismét éber. A fiatal lány hozzá hasonlóan ült, bent a sarokban, a fiúja felé fordulva átkarolta, s hogy a másik két férfi ne lássa, úgy simogatta a mellét. Azzal azonban nem törodött, hogy barátnoje combjai szélesre tárva meglehetosen jó belátást engedtek a katonatisztnek. Laura félig lehunyt pillái alatt látta, hogy o is hasonlóképpen ül, s a vele szembeni negyvenes férfi bizony leplezetlenül bámul a lábai közé. – Legyen egy jó napja, ebbol baj nem lehet, bugyi van rajtam, egy strandon is láthat ennyit… – gondolta. Ahogy jobban megvizsgálta útitársait, látta, hogy mind a két férfinak k**udorodik a nadrágja. A fiatal srácnak is felállhatott a farka, de azt nem látta, lévén barátnoje éppen azon nyugtatta a tenyerét.

Laura tudta, hogy biztonságban van, senki nem próbál majd vele eroszakoskodni, ezért ismét becsukta a szemét, de már nem aludt el. Néha összébb zárta a combjait, majd még széjjelebb tette, így játszott az ot leso tekintetekkel, élvezve önnön nárcizmusát. Újabb fél óra múlva a vonat erosen lassított és begördült a pályaudvarra. Szedelozködni kezdtek, a pár és a katonatiszt kilépett a fülkébol. Laura felállt, hogy levegye sporttáskáját, akkor a korábban vele szemben ülo férfi felpattant és segítségére sietett. Levette a táskát, s készséggel vitte volna helyette, de Laura köszönettel kivette a kezébol, majd indult kifelé, amikor a férfi rekedtes hangon megszólalt:
– Gyönyöru pinád lehet, nagyon megbasználak!
– Majd legközelebb – válaszolta nevetve, örült az elismerésnek. Hálája jeléül a férfi öléhez nyúlt, a nadrágon keresztül megfogta a farkát és kicsit megszorongatta. – Szép darab, sajnálom, de most nem jön össze – fejezte be. – És soha többet senki mással nem jön össze, mert már nem lesz *legközelebb*, csak Miklóssal. – Azzal kilépett a fülkébol, le a vonatról.
Taxit keresett, s hamarosan már a repülotér tranzitjában várta gépe indulását. Nem muködött a légkondicionáló, érezte, hogy fehérnemuje, topja egyre elviselhetetlenebbül ragad rá. Az egyik butikban meglátott egy csinos fehér blúzt és habozás nélkül megvette. Bevonult a noi mosdóba, levette átizzadt felsojét, a melltartóját, s felvette a frissen vásárolt inget. Szuk volt, de puha anyaga rendkívül kellemes.

Hirtelen ötlettel benyúlt a szoknyája alá, bugyiját is levette, s a viseltes ruhákat begyömöszölte sporttáskájába. Ahogy végzett, már szólították is a beszálláshoz. Azt hitte, a gépen már kellemesebb ido lesz, de ott még nagyobb volt a forróság.
Ablak mellé kért jegyet, mellette a középso ülésen egy vele egykorú no, a folyosó feloli széken pedig annak férje foglalt helyet. Pár perc múlva indították a hajtómuveket, s hamarosan friss huvös levego áradt a feje felett levo fúvókából. Élvezte a légáramlatot, kibámult az ablakon, nézte a felszállást, ahogy a gép lassan elindul a kifutópálya felé. Csak akkor fordította vissza a fejét, amikor már alig látta az alatta elsuhanó tájat. A mellette ülo pár még mindig kifelé bámult. A férfi szorosan markolta partnernoje combját, de nem a felhoket, hanem Laura blúzát bámulta. Diszkréten lepillantott, s akkor látta, hogy felso gombjai kinyíltak, szinte a hasáig belátni, bimbói pedig a huvös levegotol és a repülés izgalmától felmeredve szinte átlukasztják blúzát.

-Ma megengedo napom van, hadd bámuljo… – ezzel ismét az ablak felé fordította a fejét. Hamarosan hozták az italokat, majd az ebédet, és valamivel késobb már össze is szedték a használt tálcákat. Visszaállította asztalkáját, s egy morzsát sepert le a combjáról, így feljebb húzta a szoknyáját. Nem zavarta, hogy immár mindkét szomszédja leplezetlenül bámulja a harisnya felett meztelen borét. A pár felállt, s a gép farába vonultak, pár perc múlva jöttek vissza, de akkor a gép már süllyedni is kezdett. Illatuk, kipirult arcuk félreérthetetlenül jelezte, hogy túl vannak egy rapid légiszexen. Laura részben saját sikerének tudta be, hogy azok jól érezték magukat, s jelképesen megveregette a vállát.

A gép leszállt, viszonylag hamar átesett a formaságokon, s nem sokkal késobb már a szikrázó koradélutáni napsütésben állt a terminál elott. Mélyen magába szívta a mediterrán levegot, Narancsfák, egzotikus virágok illata keveredett a közeli tenger felol érkezo sós levegoben. Taxit keresett, s ahogy beült a hátsó ülésre, bemondta Miklós címét. Izgatottan húzódott középre, elorehajolva falta szemével a látványt, ahogy a kocsi a hatalmas forgalomban haladt mind beljebb a városban. Egy piros lámpánál vette csak észre, hogy a sofor hatalmas visszapillantó tükrében leplezetlenül bámulja dekoltázsát, s széttárt combjai között az ölét. Nem érdekelte. Más, sokkal izgalmasabb gondolatok kavarogtak agyában.
-Milyen a férfi valójában? Mit fog szólni Miklós a meglepetéstol, ha meglátja? Tényleg szereti ot annyira, ahogy azt oly’ sokszor leírta? Otthon lesz egyáltalán? – Afelol kétsége sem volt, hogy szeretkezni fognak, annyira kívánta a férfit. De milyen lesz az ágyban? Úgy simogat, úgy csókol, úgy kényeztet? Jaj! Annyi kérdés! Egyik fontosabb, mint a másik, de már hamarosan választ kap mindenre. Megszólalt a mobilja, sms érkezett. Megnézte, elore sejtette, hogy Miklóstól érkezett: – Mi van veled szerelmem, hova tuntél, csak nincs valami baj? – Gyorsan megírta és elküldte a választ: – Nincs baj, hamarosan örökre a tied leszek… – Hiányzol, kívánlak! – jött szinte azonnal a felelet.

Laura eros kísértést érzett, hogy megírja a férfinak: bírj még ki egy félórát. Azonban visszafogta magát, érkezik a meglepetés drágám! Érezte, hogy közelednek Miklós lakásához, a korábban elmondott és részben képen látott városrész egyre ismerosebb volt. Befordultak egy sarkon, pár ház után a taxi leparkolt és Laura szíve hevesen dobogni kezdett. – Úristen! Itt vagyok, most mi lesz?…
Fizetett és táskáját felmarkolva belépett az egy éppen kilépo no által készségesen nyitva hagyott kapun. Laura léptei úgy lettek egyre bizonytalanabbak, ahogy haladt felfelé a lépcson. Térde remegett, amikor Miklós ajtaja elé ért. A párás melegtol és az izgatottságtól nyirkos volt a bore, blúza, szoknyája szorosan tapadt testére. Szíve úgy kalapált, hogy azt hitte, az egész házban hallani. Megnyomta a csengot, de nem hallott semmit bentrol. Újra megnyomta, majd pár másodperccel késobb ismét.

Semmi. – Úristen, lehet, hogy nincs is itthon, vagy nincs egyedül, vagy rossz a csengoje? – Laura homlokával az ajtónak akart dolni, a sírás kerülgette. Lecsukta a szemét, elore dolt, s egy gyengén szorös, meztelen mellkason állapodott meg homloka. Illata izgató volt, friss, száraz bor. Meglepetésében felsikoltott. Ha két eros kar nem fogja meg, beesett volna a lakásba.
– Ezt nem hiszem el! – hallotta Miklós meglepett kiáltását. – Ilyen nincs, csak a mesékben! Tényleg te vagy szerelmem? – Magához ölelte és a lakásba húzta a néma not. Becsapta az ajtót, s már csókolta, simogatta, ahol érte.

Laura nedves szája éhesen kereste a férfi ajkait, mikor rálelt mohón csókolta, kiejtette a táskát a kezébol és karjait Miklós nyaka köré fonta. Húzta magához, remegett minden porcikája, mellével, ölével tapadt a férfihoz, szinte bele akart bújni. Heves csókjuk közben foguk összekoccant, már tépték, harapták egymás száját, hogy szinte vérük serkent. Laura öntudatlan bódult állapotba került, homályosan érzékelte, hogy Miklós blúza kivágásába nyúl és gombokat szaggató mozdulattal tépi szét. A csók ebben a pillanatban abbamaradt, hátradolt, hogy meztelen kemény mellét odakínálja a férfinak.

Egyikre nedves szája, másikra eros tenyere tapadt. Szívta, markolta Miklós, o pedig két kezével vállaitól végigsimította a derekáig, amíg a sort peremébe nem ütközött a keze. Belekapaszkodott a nadrág szegélyébe és letolta ameddig tudta, azonnal érezte a combjához csapódó szerszámot. A kemény dárdára fonta a kezét, érezte forróságát, oldalán a k**agadó erek lüktetését. A férfi akkor már szoknyáját cibálta a derekára, s amint hozzáért meztelen, simára gyantázott öléhez, hangosan felnyögött. Felemelte Laura bal lábát és reszketve tört utat farkával a puncijába.

Amint makkja hozzáért a csiklójához, Laura azonnal elélvezett. Felsikoltott, remegett, ha a férfi nem tartja, össze is esik. Lába elgyengülésével önkéntelenül is utat engedett kéjnedvtol tocsogó hüvelyébe, ahova egy pillanat alatt tövig szaladt a határozott cél felé töro fallosz. Ahogy beért, a férfi mozdulatlanná vált, Laura pedig ismét élvezett. Miklós dereka fonta immár mindkét combját, aki a feneke alá nyúlva tartotta, s az ajtónak nyomta. A férfi amint megérezte a biztos támasztékot, megmozdította csípojét és kíméletlen, gyors, eroteljes mozgásba kezdett. Farka cuppogva mozgott az egyre szorosabbá váló punciban, szájuk a másikét kereste, de minduntalan tovább kalandozott, összemaszatolva a másikat.

Laura még szorosabban fonta combjait Miklós derekára, érezte puncija kinyílik, mint egy nagy, nedves virág, miközben hüvelye egyre szorosabban fonódik a férfi farkára. Reszketni kezdett, öle hullámzott, körmét a férfi nyakába, hátába vájta. Megfeszült minden izma, görcsös remegés rázta a testét, Nyögni, majd sikoltozni kezdett. Hüvelyének izmai hirtelen rándultak össze, s akkor Miklós is kiáltozva nyögni kezdett. Szorosabban markolt a no fenekébe és farka pulzálva ontotta ki a spermát, mélyen Laura puncijába szorulva. O pedig szorította, karmolta, harapta fékevesztett extázisában.
Lihegve, izzadtságban fürödve kapaszkodtak egymásba. Enyhült a szorítás, Laura lassan ismét saját lábára állt, Miklós korábban kokemény farka puhulni, zsugorodni kezdett hüvelyében, majd lassan kicsúszott onnan, amit a no egy hangos, csalódott nyögéssel vett tudomásul. A férfi nyakához bújt, vállgödrébe temette az arcát, csatakos haja a másik boréhez tapadt. Mindketten úgy ziháltak, mint sprinterek célba érkezés után. Egyszerre nyílt szóra a szájuk:
– Tudtam! – egy pillanat múlva már mindketten felnevettek, s ismét hasonlóan szólaltak meg: – Vigyori!
Kedves korábbi becézésük még jobban nevettette oket. Miklós kicsit elhúzódott, végignézett Laura tépett ruházatú, izzadtságban fürdo, fénylo testén. Szemébol elragadtatott öröm és szerelem áradt. Kezébe vette a no arcát és gyengéd csókot lehelt a szájára.
– El sem hiszem, hogy ez igaz, hogy itt vagy velem. Ez életem legboldogabb pillanata szerelmem. Mi történt, mi ez a hirtelen látogatás? De menjünk be, nem csak eloszobám van – nevetett fel, azzal kilépett a sortjából, kezében Laura kezét szorongatva, húzta maga után a not. Odabent Laurát a széles franciaágyra ültette.

O még mindig némán, bár már egyre kevésbé zihálva nézett körül. Minden ismeros volt, pedig még csak fotókat látott a lakásról. Mosolyogva vett szemügyre minden bútordarabot, végül a férfin állapodott meg a tekintete. Meztelenül állt elotte, még mindig a kezét fogva. Lehúzta maga mellé, s elnyílt, nedves szájával csókolgatni kezdte a férfi körmöktol, fogaktól szántott borét. Hihetetlen jó illata volt, feszes, nem túl izmos, de jó eroben lévo teste ismét felkorbácsolta érzékeit.
– Majd késobb elmesélek mindent, most csak szeress, szeretkezz velem – suttogta a férfi fülébe. Miklós lefejtette róla a gombjai java részétol megfosztott blúzt, ledöntötte az ágyra, s a csípojét megemelo no segítségével a szoknyát is levette. Laura lerúgta a cipojét, s csupán harisnyája maradt rajta. A férfi mellé feküdt, s lassú, gyengéd, érzéki mozdulatokkal végre elkezdték felfedezni egymás testét. Puha szájjal csókolgatták a másik nyakát, fülét, ujjaik bebarangolták borzongó borüket.
Miklós tenyere Laura mellének ívét cirógatta, s elragadtatott szemmel nézte, ahogy a bimbók mind jobban merednek a plafon felé. A no tenyere lemásolta a férfi mozdulatait. Csak forró leheltük, s a borüket ismét beborító verejték választotta el oket. Miklós tenyere odahagyta a kemény melleket és a lapos, izmos hasra csúsztak. Megcirógatta a köldökét, majd a szeméremdomb ívét tapogatta ki. Laura keze továbbra is követte a mintát, o már a farok tövét cirógatta, s örömmel vette tudomásul, hogy a férfi is frissen borotválta szerszáma környékét.
Széjjelebb tárta a combjait, hogy a tenyér becsúszhasson a lába közé, s amikor az rátapadt puncijára, o is gyengéden megmarkolta a már éledni kezdo szerszámot. Miklós nyitott tenyérrel kezdte elobb lágyan, majd egyre erosebben dörzsölni a forrósodó puncit, amibol gyengén szivárogni kezdett az elobb belespriccelt ondó. Szétkente a szeméremdombon, a combok hajlatán, Laura pedig szorosabbra fonta ujjait a már majdnem teljesen kemény péniszén.

Ahogy a férfi hüvelykujja behatolt a hüvelyébe, immár teljesen összezárultak ujjai. Egy ritmusra kezdték ingerelni egymást, majd amikor Miklós hüvelykujja a csiklóját kezdte dörzsölni, Laura teljesen lehúzta a fitymát, szabaddá téve a rózsaszínu makkot.
A férfi szája most barangolni kezdett a testén, lassan eljutva a melléig. Elobb csak a nyelvével kényeztette a baloldali bimbót, majd beszívta az ajkai közé és mind erosebben ingerelte, egyre erosebben szorította rá a száját, csókolta, harapdálta. Áttért a jobb mellre és ott ugyanazt tette, míg immár két ujja valósággal dugta a hüvelyt, a csiklót pedig egyre erosebben dörzsölte. Laura nem bírta tovább, megragadta a férfit, hanyatt fordította, lábát átvetve terpeszben elhelyezkedett felette. Megfogta meredt péniszét, mozgatni kezdte rajta kezét, ám mielott ráült volna, lejjebb csúszott, nyelvével végsiklott a szárán, majd lassan beszívta és szopni kezdte. Rövid ido alatt ízelítot adott szopási tudományából, majd visszacsúszott, s a nyálától nedves makkal csiklóját dörzsölte.

Nagyon jó volt, annyira jó, hogy be kellett csukni a szemét, száját összeharapta, s rácsúszott a faszra. Térdbol mozogva lovagolni kezdett, Miklós pedig tenyerébe vette a melleit, ujjai között morzsolgatta a bimbókat, markolta kemény halmokat. Baljával lenyúlt és a szétnyílt punci szirmait még széjjelebb tárta. Laura kinyitotta a szemét, mindketten azt nézték, hogyan forr össze a testük, hogyan jár ki-be a fénylo fasz a lucskos pinában. Hüvelykujjával a kitüremkedo csiklóhoz ért és kérdon nézett Laurára, s amikor bólintott, módszeresen dörzsölni, duzzasztani kezdte a növekvo pecket. A no nyögdécselt, érezte, ahogy egyre feljebb jut, mint aki hegyre mászik, s akkor elérkezett az elso robbanás. Csak nyögött, hasa megfeszült, hüvelye ritmusosan összehúzódott.

Miklós vérszemet kapott, csípojét mind gyorsabban lökte föl, egyre mélyebbre hatolva. Laura folyamatosan élvezett, csiklója majdnem tojásnyira duzzadt. Hátrahajolt, tenyerével a férfi lábán támaszkodva élvezte a mind gyorsabb mozgást. Ölébol a nedv lefolyt a pénisz szárán, a lassan felhúzódó herékre, onnan az ágy takarójára. Mikor Laura már annyira remegett, hogy nem tudta a kezével megtartani magát, ráborult a férfira és a fülébe súgta:
– Nem bírom tovább, beleorülök. Gyere, és hátulról basszál meg! – Lecsúszott a férfiról, feltérdelt és könyökére támaszkodva kínálta magát neki. Miklós megfogta a farkát és a punci bejáratához tette. Két kezével megmarkolta a no csípojét és gyors határozott mozdulattal tövig betolta szerszámát. Számára ez volt a világ leggyönyörubb segge és most tempósan mozgott elotte, ahogy hol rátolta, hol elhúzta hüvelyét.

Laura ismét nyögött, combjain a belso izmok megfeszültek, majd már sikongott. Gyorsabban mozgatta a fenekét, puncija összeszorult, egyre hangosabb “Igen!” kiáltásokkal buzdította partnerét. Miklós széthúzta a két félgömböt, s a rózsás fenékluk is feltárult elotte. Nem bírta megállni, hogy kicsit be ne nyomja az ujját. A no még jobban sikongott. Tépte, marcangolta az ágyterítot, értelmetlen szavakat kiabált. Lába nem bírta megtartani, az élvezet minden erejét és eszét elvette. Összerogyott.

A férfi azonban még nem élvezett el, sikerrel akarta befejezni az aktust, s már nem járt messze o sem. Hanyatt fordította Laurát, combjait széles terpeszbe húzta, feneke alá egy gömbölyu díszpárnát tett és tovább folytatta az ingerlon k**omborodó punci kefélését. A no teste folytonos mozgásban volt, de önkéntelen, akaratától független izomrángások vezették. Már hang sem jött ki a torkán, csak kapkodta a levegot. Miklós közben hol a nyakába vette valamelyik lábát, vagy mindkettot, hol még nagyobb terpeszre húzta.

A férfi érezte, hogy eljött az igazság pillanata, ám mielott farka lüktetni kezdett, mutatóujját is betolta a hüvelybe, amilyen mélyen csak tudta. Megtalálta Laura belso érzékeny pontját, izgatni kezdte. Amikor az ondó mélyen a nobe spriccelt, már mind a ketten csak hörögni tudtak. Laura izmai kontroll nélkül rángatóztak, lélegzete elakadt, hüvelyébol az élvezet nedve egy addig sosem tapasztalt eros sugárban spriccelt Miklós farka és ujja mellett, elöntve az ágyat. A férfi sem bírta tovább, s ráomlott Laura testére.

Mindketten percekig ájultan hevertek, mire még mindig reszketo kezekkel tétován egymáshoz értek. Egyszerre szólaltak meg, száraz torokkal suttogták:
– Szeretlek kedvesem. Veled akarok élni…

Komşu Karısı

Komşu Karısı
Kapıyı açtığımda karşımda komşu karısı gamze vardı. elinde de laptop. şuna bir bakar mısın dedi gülerek. tabi diyerek bilgisayarı almak için elimi uzattığım anda içeri doğru hareketlendi. bende doğal olarak kenara çekilip yol verdim kendisine. doğruca odaya geçti.

laptopu koltuğa bırakıp bana doğru dönerek aylardır sizin sevişmelerinizi dinliyorum. ya beni de dahil edersiniz ekibe yada bu işe bir son verirsiniz dedi tehditkar bir ses tonuyla. şaşırdım ne diyeceğimi bilemedim.

üzerinde tek parça önden düğmeli bir kıyafet vardı. ben bocalarken o üstten başlayarak düğmelerini açmaya başladı. açıkçası zayıf vücudu ve iri memeleriyle dikkatimi her zaman çekiyordu. ben tutulmuş onu izliyordum. o ise göbeğine kadar düğmeleri açmıştı.

İri memeleri ortaya çıkınca gözüm karardı ve hızlıca üzerine yürüyerek memelerini avuçladım. gözlerine bakarak sen iste yeter ki. ne zaman istersen sikerim seni dedim arzulu bir sesle.

geriye kalan düğmeleride açarak üzerindeki elbiseyi tamamen çıkardım. kalçalarını avuçlayıp kendime doğru sıkıca çektim. boynundan bi kaç öpücük alıp kokusunu derince içime çektim. mis gibi kokusunu alınca derin bi oooh çektim. kahkaha atarak güldü ve deli ya dedi.

freni boşalmış kamyon gibi hissettim kendimi. deli gibi dudaklarına yapışıp dilimle ağzının içini sömürdüm. her zerresinin tadına bakmak istiyordum. bir süre dudakları ve boynunun tadına baktım.

zayıf vücudu ellerimin arasında sıcacıktı. yatak odasına götürmek istiyordum ama kendimi ayıramıyordum dudaklarından. yandaki kanepenin üstüne oturdup bacaklarını araladım . dizlerimin üstüne çöküp amına ağzımı dayadım. bu an için özellikle hazırlanmış olmalıydı. tertemiz pürüzsüz yumuşak bi amı vardı. amının dudakları ince ve ıslaktı. amının dudakları dudaklarımın arasında eziliyordu. inlemeler eşliğinde gamze eliyle kafamı bastırıyor kendi eliyle amını dilimle siktiriyordu.

pantolonumun içinde sıkışan yarrağım rahatsız etmeye başlamıştı. yerimden doğrulup hızlıca kemeri çözdüm ve pantolonumu indirdim. yarrağımı elime alıp bir iki sıvazladıktan sonra gamzeye doğru salladım. hemen mesajı alıp yerinden kalkarak aletimi eline aldı. o da şöyle bir bakıp sıvazladı. sonra bakışlarını bana çevirim gülümseyerek yarrağımı ağzına aldı.

önce başını vakumlayarak yaladıktan sonra geri kalanını da ağzına alıp her defasında daha derine inmeye başladı. bir eliylede toplarımı okşuyordu. yalarken ki o istekli tavrı çok geçmeden yarrağımın kazık gibi olmasını sağlamıştı. bir ara temposu düşünce iki elimle kafasını tutup ağzına girip çıkmaya başladım.ıslak ve sıcak ağzını iyice siktikten sonra sırtını geri yaslayıp ayaklarını havaya kaldırdım.

bir bacağını omzuma alıp elimle yarrağımı amının dudaklarına sürttüm. sonra deliğine yerleştirip yavaşça bastırdım. o sırada gözlerini kapatmış içine giren aletimin her zerresini hissetmeye çalışıyordu. içine iyice girdiğimde derin bir nefes aldı. içine girip çıkmaya başladım. istek heyecan arzu had safhaya ulaşmıştı. inlemeler odayı dolduruyordu. içine her girdiğimde memeleri dalga dalga sallanıyordu.

ben hızlandıkça neden bunca zaman bekledim ki.. keşke kocamda böyle olsa diye mırıldanıyordu. onun bu keyif alan hali beni dahada hızlandırıyordu. üzerine kapanıp bir taraftan içine girip çıkarken diğer taraftan dudaklarından öpüyordum. daha fazla dayanamayacağımı hissettiğim anda sanki düşüncelerimi okumuş gibi az kaldı biraz daha dayan demeye başladı. kollarıyla beni sardı titreyerek ve kasılarak boşalmaya başladı. iyice kayganlaşan amının içinde bende daha fazla dayanamayıp yarrağımı çıkardım ve göbeğinin üstüne doğru boşaldım. sonra yana doğru devrilip toparlanmaya çalıştım.

nefes nefese kalmıştık. bir süre sessizce kendi halimizde bekledik. ikimizde sakinleşince bakışıp gülüşmeler başladı. içerden peçete getirmek için kalktığımda gamze de doğrulup toparlanmaya başladı.

getirdiğim peçetelerle göbeğindeki döllerimi temizlerken yüzüme bakarak gitmem gerek dedi isteksiz bi şekilde. ama daha yeni başlamıştık dedim şaşkın bi ifadeyle. daha arka kapıya uğramadım dedim yaramaz bir çocuk edasıyla.

bu tanışma faslıydı. açılışı yaptık nasıl olsa dedi. kalkmak istedi ama ben bırakmadım. üzerine eğilip yanağından öptüm. sonra dudağına bir öpücük kondurdum.önce karşılık verdi ama sonra kendini geri çekti. gözlerindeki çelişkiyi görünce bırakmak istemediğim halde izin vermek zorunda kaldım.

toparlandık. kapıya doğru giderken dayanamayıp arkasından sarılıp memelerini avuçladım. hiç tepki vermedi. umarım arayı çok açmazsın dedim. hafif bana doğru dönüp yarın eşim 7.30 da işe gidiyor dedi. eğer sen biraz gecikirsen belki arka kapıyı görürsün dedi gülerek.

bu sözlerin ardından bende şimşekler çakmaya başladı yeniden. biraz önceki o mahzun hava dağılmıştı.

şimdi tek gereken sabahın olmasını beklemekti…

Kayınpederimin Sayesinde Yediğim Yarraklar! (2. B&

Kayınpederimin Sayesinde Yediğim Yarraklar! (2. B&

Sabah erkenden kalkıp işe gittim. Büroyu havalandırdım, çöpleri çıkarttım. Yarım saat sonra Ali bey geldi büroya, “Günaydın fıstık!” diyerek götümü avuçlayıp, sabah kahvesini istedi ve direk odasına geçti. Hemen kahvesini yaptım götürdüm. Beni çekti kucağına oturttu ve “Bir öpücük ver bakayım! Dün çok yordun bizi ya! Seninle çok işimiz var! Hele o götün sabaha kadar gözümün önünden gitmedi!” dedi. Dudaklarımı öptükten sonra göğüslerimi sıktı, “Hadi biraz emeyim şunları da, işimizi yapalım!” dedi. Gömleğimin düğmelerini açıp, sütyenimin askılarını indirdim. Memelerimi öptü, kokladı, yaladı ve emdi, sonra da, “Hadi git şimdi işinin başına!” dedi. Öğlene kadar odasından çıkmadı. Öğlen de, “Yemeğini sen burda ye, sonra da alışverişe çık, al şu parayı, kendine güzel seksi birşeyler al, akşamüstü gelirim ben!” deyip, bana AVM’de bir mağaza tavsiye etti.

Öğlen yemeğimi yedikten sonra, büroyu kapatıp AVM’ye gittim. Dediği mağaza çok lüks bir yerdi, çok kaliteli, seksi ve pahalı iç çamaşırları falan satıyordu. Ordan kendime iki takım seksi iç çamaşırı aldım, aynı renklerde topuklu terlik aldım, pahalı bir parfüm aldım, bir de beyaz saten gömlek aldım. Büroya döndüm. Akşamüstü Ali bey geldi. “Hoş geldin patron!” dedim. Güldü, “Hoşbulduk fıstık, aldın mı güzel birşeyler?” deyince, paketleri açıp gösterdim. “Çok güzel, aferin sana, bunları giyince tam bir oruspu olacaksın!” dedi. Ben de gülerek, “Ama sizin orospunuz!” dedim. “Hadiii git başımdan, azdırma beni şimdi!” dedi. Paketleri odama götürdüm dolabıma sakladım, sonra işimi yaptım. Akşam da erkenden beni eve gönderdi, “Yarın için iyice dinlen, öğlene doğru gel!” dedi.

Ertesi günü öğlene doğru işyerine gittim, açtım büroyu. Normalde Cumartesileri öğlene kadar Ali beyle ‘Fazla mesai!’ yapıyordum, ama bugün öğleden sonra Cavit beyi memnun edecektim. Tam etrafı temizliğe girişmiştim ki, kapı açıldı Ali bey geldi ve gülerek, “Hayırdır, ne yapıyorsun?” dedi. “Ortalığı toparlıyordum, bugün Cavit bey gelecek dedin ya?” dedim. Yine güldü ve “Bırak şimdi ortalığı, sen kendine bak! Cavit birazdan seni almaya gelecek!” dedi. “Tamam!” deyip, hemen üstümü başımı düzelttim, makyajımı tazeledim. Hazırdım. Ali bey, “Yanına dün aldıklarını da al!” dedi. O sırada Ali beyin telefonu çaldı. Konuşup kapadıktan sonra, “Cavit aşağıda seni bekliyor, hadi git! Unutma bak, onu perişan et, tamam mı? İhaleyi bizim almamız lazım, eğer senden memnun kalıp ihaleyi bize verirse, sana çok büyük ikramiye var!” dedi. “Sen bana bırak, hallederim!” dedim, dudağından öptüm ve seksi iç çamaşırların olduğu paketleri alıp aşağıya indim.

Aşağıda Buzgrisi renkte lüks bir Jeep bekliyordu beni. Kapıyı açtım, öne oturdum. Külotuma kadar sıyrılan mini eteğimi düzeltme gereğini bile hissetmedim. Kısa bir tanışma faslından sonra yola çıktık. “Gölbaşına gidiyoruz!” dedi. “Tamam!” dedim. Yolda havadan sudan, ordan burdan konuştuk. Güzelliğimden, Ali ve Mustafa beylerin beni nasıl beğendiklerinden bahsetti. Övgü dolu sözler söylemişler benim hünerlerim için. Sohbet ede ede, göl kenarında güzel bir villaya geldik. Arabayı villanın garajına soktuktan sonra içeri girdik. Harika bir villaydı. Elindeki poşetleri mutfağa koydu. Bahçeye ufak bir çilingir sofrası hazırladı. Etleri ızgaraya koydu. Ben de yardım ettim. Bu arada Cavit bey de Ali beylerin yaşlarındaydı. Çok güzel seks fıkraları anlatan, samimi, içten biriydi, sevecendi, nazikti. Ayrıca yaşına göre çok karizmatikti.

Izgaradaki etler pişince, oturduk yedik. Sonra sofrayı kaldırdık, içeri girdik. Duvarda kocaman dev ekran bir TV vardı. Ses düzeni harikaydı. Bira, kuruyemiş ve meyva getirdi, sehpanın üstüne koydu. Sonra bir porno film koydu. Evet, sanırım bizim sikiş başlamak üzereydi. Bana, “Yere oturalım rahatça şöyle, hadi gel!” dedi. Ben de, “Önce üstümü değiştireyim…” dedim, paketleri aldım ve giriş kattaki ilk gördüğüm odaya girdim. Üzerimi değiştirdim. Üstümde şimdi kırmızı dantelli bir Beybidoll vardı. Göğüslerim gözüküyor, ucunda kurdele vardı. Altımda yine kırmızı, dantelli tanga külodum vardı. Ayağımda ise topuklu, üstü tüylü bir terlik vardı. Kıyafetim kırmızı rujumla tamamlanmıştı. Saçlarımı açmıştım. Evet, bu halimle tam bir orospuydum. Salona döndüğümde porno çoktan başlamış, Cavit bey de üstünü çıkartmış, sadece Boxerla yerdeki beyaz uzun tüylü peluş halının üzerine oturmuştu. Beni görünce bir ıslık çaldı ve “Üfff, sen gel bakayım kucağıma otur!” dedi. Cilveli hareketlerle gittim kucağına oturdum. Beni uzun uzun öptü, göğüslerimi öptü, kulak memelerimi emdi, “Harika kokuyorsun!” dedi.

O benim kulak mememi emerken, ben de onun göğsündeki kılları okşuyor, kılları hafif hafif çekiyordum. Sonra elini bacağıma atıp, bacaklarımı araladı. Ben de bir ayağımı sehpanın üstüne koydum, iyice ayırdım bacaklarımı. Eli şimdi tangamı kenara çekmiş, amcığımı okşuyordu. Ben de onun Boxerını sıyırıp, ayaklarından çıkardım, yarağını aldım elime, sıvazlamaya başladım. Yarağının başı iyice şişmiş, morarmaya başlamıştı. Dayanamayıp toparlandım, hemen yarağına yumuldum. Yarağının başını yavaş yavaş dudaklarıma sürtüyor, dilimi gezdiriyordum. Bunu yaparken de taşaklarını okuyordum. Yarağını ağzıma alıp emmeye başladığımda, o da kasılıp inlemeye başladı. Keyif aldığı her halinden belliydi. Yarağı ağzımda iyice büyüyordu. Boşalmamak için kendini tutuyordu belli ki. Kısa bir an yarağını ağzımdan çıkarıp, “Hadi boşal ağzıma, yutayım döllerini, sik ağzımı hadi aşkım!” deyip yeniden soktum ağzıma ve emmeye devam ettim. Birden gırtlağıma kadar sokup yanardağ gibi patladı. Yutuverdim hepsini. Sonra ağzımdan çıkarıp yarağının başını öptüm ve “Sen harika bir erkeksin, yarağın çok müthiş, döllerinin tadı da bir başka!” dedim.

Sarıldı bana. Bu söylediklerimi daha önce hiçbir kadından duymamış. Biraz dinlendikten sonra beni yatırdı yere, tanga külodumu çıkardı, gömdü başını amcığıma. Kokluyor, öpüyor, yalıyor, parmaklarını sokup çıkartıyor amıma. Arada bir de baş parmağını götümün deliğinde gezdiriyor, başparmağını götüme sokmaya çalışıyordu. O böyle yaptıkça ben de zevkin doruklarına çıkıyordum. Sonra yeniden kalkmakta olan yarağını gösterdi ve sırtüstü yattı, beni üstüne ters aldı, 69 olduk. Ben onun yarağını emerken, o da göt deliğime diliyle masaj yapıyordu. İki parmağını amıma sokmuş, sanki parmağıyla kavanozdan bal çıkartıp yalıyormuş gibi, resmen zevk sularımla ıslattığı parmaklarını emiyordu.

Yarağı yeterince sertleşince beni üstünden indirdi, yere yatırdı, yan çevirdi, bacağımı araladı, arkadan amıma soktu yarağını. Gidip geliyordu. Bir taraftan da meme uçlarımı parmaklarıyla kıvırıyordu, ufalıyordu. Harika bir şeydi bu. Bir süre sonra yarağını amımdan çıkarıp, sırtüstü yattı ve kalkıp yarağına ters oturmamı söyledi. Kalkıp dediği gibi oturdum, yarağını amıma alarak. “Yavaş, kıracaksın!” dedi. Kalktım, tekrar aynı pozisyonda, ama busefer ağırlığımı vermeden, elimle yarağını tutup yavaş yavaş amıma sokup sokup çıkartmaya başladım. O ise ellerini başının altına kenetlemiş, yarağının amıma giriş çıkışını seyrediyordu. Sonra isteği üzerine yüzümü ona döndüm. Başladı sırayla memelerimi emmeye, bir taraftan da amıma pompalamaya devam ediyordu. Bu durum beni iyice azdırıyordu. İkimiz de aynı anda boşaldık.

Kan ter içinde kalmıştık. Banyoya gidip güzelce yıkandık. Banyodan çıkınca, o salona gitti, ben de iki dakika müsade isteyip paketleri bıraktığım odaya gittim. Bu sefer dantelli siyah iç çamaşırı takımı giydim. Üstüme de beyaz saten gömleği giyip, düğmelerini de kapatmadım. Salona gittim. Yine ıslık çaldı, müthiş olduğumu söyledi. Yanına oturdum. Bana da bira açmıştı. İlk defa bira içecektim. Biralarımızı içtik, biraz çerez, biraz meyva yedik. Biranın tadı rakıdan daha güzel geldi bana. İlk şişeler bitmişti, ikinci biraları da açtı. Kendimize gelmiştik biraz. Bacaklarımı okşadı. Saten gömleğimi çıkarmadan, dantelli südyenimin üstünden taşan göğüslerimi öptü. Sonra bacaklarımın üstüne yattı ve o halde südyenimden kurtartdığı memelerimi emmeye başladı. Ben de yine göğsündeki kılları çekiştiriyordum. Epeyce emdi memelerimi. Göz göze geldik. “Doydun mu memelerime?” deyince, “Doymak mümkün mü? Sabaha kadar emsem bu memelerini ve amını, doymam ben!” dedi.

Baktım yarağı yine kalkmıştı, elimi atıp okşadım biraz. Müsade isteyerek kalktı, çekmecelerin birinden Vibratör ve krem aldı geldi. Dörtayak üzerine domalmamı istedi. Domaldım hemen. Vibratörün titreşimini çalıştırıp, amıma soktu. Titreşim amımdan bütün vücuduma yayıldı sanki. Sonra, “Götüne girmek istiyorum, müsade var mı?” diye sordu. “Tabi erkeğim, neremi istiyorsan sikebilirsin!” dedim. “Harikasın, iyice aç bacaklarını ozaman!” dedi. Açtım bacaklarımı iyice. Göt deliğimi epeyce bir yaladı, parmaklarıyla genişletti. Sonra kremi de sürdü göt deliğime ve daha ne olduğunu anlamadan öyle bir soktu ki yarağını götüme, çığlığı bastım. İlk defa Ali bey sikmişti götümü, ama hiç bu kadar acımamıştı. Cavit bey şimdi götüme yarağını köküne kadar sokup çıkarttıkça, benden elimde olmadan anırır gibi sesler çıkıyordu. Amımda Vibratör titreşiyor, götüme de gerçek yarak girip çıkıyordu ve ben zincirleme orgazm olup boşalıyordum. Cavit bey ise parmaklarını ağzıma sokmuş, şuursuzca götümü sikiyordu…

Sonunda o da boşalmış ve yarağı götümün içindeyken üstüme kapaklanmış kalmıştı. İkimiz de burnumuzdan soluyorduk ve yine terden sırılsıklam olmuştuk. Dizlerimin ağrıdığını söyleyince, yarağını götümden çıkarıp üstümden kalktı. Beni de kaldırdı, gidip yıkandık tekrar. Ama bacaklarım titriyordu. Salona geldiğimizde bana, “Bitirdin beni aşkım, müthiş bir kadınsın, seni sürekli sikmek isterim, ama bu günlük bu kadar yeterli, hadi giyin de çıkalım!” dedi. Çok sevinmiştim buna, bir daha sikmek isteseydi dayanamazdım sanırım. O salonda giyinirken, ben de odaya gidip normal kıyafetlerimi giyindim. Salona geldiğimde çantama tomarla para koyarken gördüm. Birbirimize teşekkür edip, öpüştük, villadan çıktık. Arabaya bindik hareket ettik, ama bir süre götümün üstüne oturamadım, çok canım yanıyordu. Beni büronun önünde indirdi, kendisi devam etti. Ben de iç çamaşırlarımın olduğu paketleri bürodaki dolabıma koyup çıktım. Bir taksiye bindim, eve gittim.

Eve girer girmez, görümceme, “Başım ağrıyor, çok yorgunum!” dedim ve odama gidip yattım. Kayınpederim evde değildi, muhtemelen kahvehaneye gitmişti. Aradan birkaç saat geçmişti, görümcem geldi uyandırdı, “Yenge yemek hazır, hadi gel babam çağırıyor!” dedi. Kalktım, elimi yüzümü yıkadım, yanlarına gittim. Kayınpeder belli ki para istiyordu, fazla mesaiden geldiğimi biliyordu. Hemen çıkartıp geçen günkünden biraz daha fazla para verdim. Kayınpederim, “Aferin kızım sana, bak isteyince nasıl çalışıyor insan!” dedi ve parayı cebe indirdi.

Kayınpederimin ağzı kulaklarına varıyordu, çalıştığım ve para getirdiğim için çok memnundu. Hoş ben daha çok memundum bu durumdan. Hem evde oturup sıkılmıyordum, hem bir sürü para biriktiriyordum. Hem de bol bol yarak yiyordum ve erkeksizliğimi gideriyordum. Evdekiler de beni daha çok seviyorlar ve artık bana evişleri yaptırmıyorlardı. Yemekten sonra sofrayı da görümcem topladı, bulaşıkları yıkadı, çay demleyip getirdi, meyva hazırlayıp getirdi. Aslında görümceme de çok üzülüyordum, normalde benim yaptığım evişlerini zavallı kızcağız yapıyordu şimdi. Yine de keyfime diyecek yoktu, onlarla oturdum biraz TV seyrettim, sonra odama gidip yattım. Ertesi gün Pazar’dı, iş te yoktu, ‘Fazla mesai!’ de yoktu.

Pazar sabahı geç uyandım. Uyanık halde yatakta bir süre tembel tembel yattım, gerindim. Sütyen takmam, sadece külot ve gecelikle yatarım hep. Geceliği sıyırıp göğüslerime baktım, Cavit bey morartmış mı diye. Morluk falan yoktu, çok güzel görünüyorlardı. Açlıktan midem guruldamaya başlayınca kalktım. Sütyenimi takıp eşofmanlarımı giydim, elimi yüzümü yıkadım, salona geçtim. Kayınpederim yine kahvehaneye gitmişti. Görümcem evde tekti, TV’deki moda programlarından birini seyrediyordu kızcağız. Beni görünce hemen gülümseyerek kalktı, “Günaydın yenge, kahvaltını hazırlayım!” diyerek koştu mutfağa. Görümcem liseyi bu sene bitirmiş, evde kısmetini bekliyordu. Aklı fikri, biran önce zengin biriyle evlenip, evin baskısından kurtulmaktaydı. Babaevinde sıkılan her genç kız gibi, o da evlenince daha özgür ve bolluk içinde yaşayacağını sanıyordu. Görümcem çok güzel bir kızdı, boyu posu da yerindeydi, ama henüz hiç talibi çıkmamıştı.

Ben kahvaltımı yaparken, görümcem de bana eşlik etmek için kendine çay doldurdu. Neşeli bir şekilde kahvaltımı yaptım, sohbet ettik. Görümcem masayı toplarken kalktım yardım ettim. Sonra içimden geldi, “Hadi Müjgan, seninle bugün Kızılay’a inip, biraz gezip dolaşalım! Ben babamı arar izin alırım!” dedim. Görümcem, “Ciddimisin yenge!” diyerek sevinç çığlığı attı ve boynuma sarıldı. Ben de ona sarıldım. Ama o bana okadar sıkı sarılıyordu ki, eşofmanın üzerinden bile vücudunun sıcaklığını hissediyordum. Yanağı yanağıma, göğüsleri de göğüslerime yapışmıştı. Göğüslerinden göğüslerime sanki elektrik akımı geçiyor, tüm vücuduma yayılıyordu. İçim bir tuhaf olmuştu, göğüs uçlarımın sertleştiğini hissediyordum. Bacak aram da karıncalanmaya başlamıştı. Biraz daha o halde kalsak, kesin orgazm olacaktım.

Gülerek, “Tamam Müjgan! Yeter bu kadar!” dedim. Ama görümcem, “Seni çok seviyorum yenge!” diyerek daha sıkı sarılıyor ve yanağıma ıslak ıslak öpücükler konduruyordu. Sanki içimde ılık ılık birşeyler akıyordu. “Dur kız, boşaltacaksın beni!” deyince, görümcem sarılmayı bırakıp çekildi. Ama yüzü kıpkırmızı olmuştu. Acaba o da benim hissettiklerimi hissetmiş miydi, bunu bilmiyordum. “Hadi oyalanmayalım, giyinip çıkalım!” dedim. Giyinirken kayınpederimi aradım, “Baba, biz Müjgan’la Kızılay’a ineceğiz, biraz dolaşacağız!” dedim. O da, “Tamam kızım, ama akşam erken gelin! Haa, iktisatlı olun, gereksiz şeylere para harcamayın!” dedi. “Tamam baba!” deyip kapattım. Giyinip evden çıktık. Otobüs durağına kadar yürüdük. Ben ordan geçen bir taksiye el edince, görümcem şaşırdı, “Çok para tutar yenge, otobüsle gitseydik?” dedi. “Takma kafana, hadi bin!” dedim, arka kapıyı açtım, bindik. Şöföre Kızılay’a gideceğimizi söyledim.

Kızılay’da indik taksiden, yürüyerek epey bir dolaştık. Kavaklıdere, Küçük Esat, Tunalı Hilmi’de falan gezdik, Kuğulu parka gittik. Karnımız acıkınca güzel bir Cafeye oturduk, birşeyler yedik, içtik. Tabi iki tane genç güzel bayan olunca, erkekler sürekli takılıyor, asılanlar oluyor, çıkma teklifi falan ediyorlardı. Görümcem erkeklerin bu ilgisi karşısında hemen yılışıyordu. Bazıları çok yakışıklı gençler olsa da, ben onların bu teklifleri nazikçe geri çeviriyordum, (Kusura bakmayın, bizim sevgililerimiz var!) veya (Biz Lezbiyeniz!) diyerek görümceme sarılıp, yanağından öpüyordum. Erkekleri başımızdan savınca da, arkalarından gülüşüyorduk. Daha sonra yine Kızılay’a yürüdük, AVM’leri, mağazaları gezdik. Görümcemin içi gidiyordu vitrindeki pahalı şeyleri gördükçe. İstesem, gördüğümüz şeyleri alacak param vardı, ama görümceme bunu açıklayamazdım. Onun için birşey almadan çıkıyorduk. Akşama kadar gezdik, eğlendik, sonra bir taksiye atladık. Mahalleye gelince yine otobüs durağında indik, eve kadar yürüdük.

Eve girdiğimizde, kayınpederimin ilk sorduğu şey, “Gereksiz para harcadınız mı?” oldu. “Yok baba, sadece birer çay içtik!” dedim. Akşam yemeğini hazırlamakla yine görümcem görevlendirildi. Yemekten sonra, herzamanki gibi, hep beraber oturup, TV, çay, meyva faslından sonra, ben müsaade istedim, yatmak için. Yarın işe gitmem gerekiyordu çünkü. Ben odama girdikten hemen sonra TV’nin sesi kesildi, onlar da odalarına çekildiler. Geceliğimi giyinip, yattım, uyudum.

Kaç saat uyuduğumu bilmiyorum, gece bir ara odamın kapısının açılmasıyla uyandım…

[Hümeyra]

Kocamın Halasının Oğlu Tokmakcım Oldu! (Reyhan 39

Kocamın Halasının Oğlu Tokmakcım Oldu! (Reyhan 39
ALINTI

Selam, ben Aydın’da yaşıyorum. Adım Reyhan, 39 yaşındayım, balık etli ve beyaz tenliyim. Yaz dönemi bizim oralarda düğün zamanıdır. Kocam Aydın’ın bir ilçesindendir. Halası telefonla arayarak yakın akrabalarının düğünü olduğunu söyledi. Kocam işi gereği zaman zaman il dışına çıkıyordu. Halasına, kendisinin düğüne gelemeyeceğini, ancak beni göndereceğini söyledi.

Düğün günü kocamın halasına gittim. Giderken dizimin bir karış üzerinde siyah bir etek, topuklu ayakkabı giymiştim. İçime de tanga külot giymiştim. Yaz olduğu için çorap giymemiştim. Gece 23:00 sıralarında düğünden halaların evine döndük. Kapıyı halanın kocasının ilk evliliğinden olan üvey oğlu Engin açmıştı. Kapının ağzında beni baştan aşağı süzerek, “Ooo Reyhan sen de mi geldin?” diye sordu. “Evet düğün için geldim, yarın gideceğim!” dedim. Engin’i çok fazla gözüm tutmazdı. Hatta çok fazla sevmezdim. Beni ne zaman görse becerecekmiş gibi bakardı, ben de bundan çok rahatsız olurdum.

Hala yaşlı olduğu için yatmak için yerlerimizi hazırladı ve kendi yattı. Ben de üzerimi değiştirip yattım, ama hava çok sıcaktı uyuyamadım. Engin’den çekindiğim için gecelik giymemiştim, eşofmanlarla yatmıştım, fakat sıcağa dayanamadım. Nasıl olsa yatmıştır diye halanın gençliğinden kalan ince geceliği giydim. Halanın boyu benden kısa olduğu için gecelik zar zor kalçalarımı kapatmıştı. Rahat olur diye sütyenimi de çıkartmıştım. Hala salonda yer ayarlamıştı. Balkon kapısından balkona geçtim. Balkonda divan vardı, duvara sırtımı verip divana ayaklarımı uzatıp bir sigara yaktım.

Keşke kocam da yanımda olsaydı, şimdi burada kaçamak yapardık diyerek düşündüm. Kocamla nezamandır sikişmemiştim, amım yanıyordu. Bir elimle de bacaklarımı okşamaya başladım. Yavaş yavaş hoşuma gitmeye başlamıştı. Sigarayı söndürdüm. Bir elimle göğüslerimi okşarken, bir elimi de amıma kaydırdım. Önce külodun üzerinden okşarken, daha sonra külodumu kenara çekip parmaklarımı amıma sokup çıkarmaya başladım. Bir elimle de bızırımı okşuyordum. Kendimden geçmek üzereyken mutfaktan bir ses geldi. Telaşla üzerimi düzeltmeye çalıştım, ama zaten gecelik kısaydı. Bacaklarımı divandan aşağıya uzattım ama bacaklarım ve göğsümün yarısı meydandaydı. Bir süre bekledim mutfağın ışığı açılmadı, bulaşıklar kaymıştır diye düşündüm. Bir taraftan da acaba gören olmuş mudur diye içim içimi yiyordu.

Yatmak için salona gittim. Bir süre sağa sola döndüm, ama içimdeki sıkıntıdan uyuyamadım. Elimi yüzümü yıkamak için banyoya gittim. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra banyodan çıkarken Engin’in kapısı açıldı ve kapıda karşılaştık. Bana, “Sen de mi uyuyamadın?” dedi. “Evet ama şimdi yatıyorum!” diyerek hızlı bir şekilde oradan uzaklaşmaya çalıştım. Engin’in beni gecelikle görmesini istemedim. Salona gidip, salonun kapısını kapattım.

Ama sıkıntım daha da artmıştı. Hava almak için tekrar balkona çıktım. Bir süre sonra mutfağın ışığı yandı. Engin elinde su bardağı ile balkona çıktı. “Su içip yatacağım, sen de içermisin?” dedi. Teşekkür ederek istemedim. Tam giderken bana, “Reyhan odama gelirsen sana bir şey göstermek istiyorum!” dedi ve odasına gitti. Ben de içeri salona girdim. Salonda bir süre oturduktan sonra (Acaba beni gördü de o şekilde fotoğrafımı mı çekti?) diye düşündüm. Kafamın içerisinde bu düşünce iyice büyümüş, merak halini almıştı. Kafamı kemiren bu düşünceden sıyrılmak için Engin’in odasına gitmeye karar verdim…

Engin’in kapısını çaldım ve izin alarak girdiğimde şok olmuştum. Engin’in üzeri çıplaktı, altındaki kısa şortu da dizlerine kadar indirmiş, yarağına 31 çekiyordu. Sinirlenmiştim, “Bunun için mi beni çağırdın?” dedim. “Hayır, kızma, bak ben film seyrediyorum, seni balkonda izledim, daha çabuk rahatlarsın diye senin de seyretmeni istedim!” dedi. Engin benle yaşıttı ve halen evlenmemişti. Odasına Avrupa yayınlarını alan uydu yayını çektirmiş, bir seks kanalını izlediğini gördüm. Televizyonda iki adam bir kadını ortalarına almış, biri sikiyor, diğeri ağzına veriyordu. Evde kocam olmadığı zamanlarda bilgisayardaki seks filmlerini izleyerek masturbasyon yapıyordum. Demek ki bunların kanalı da varmış diye düşündüm. Engin, “Bunu beğenmediysen başka kanallar da var!” dedi. Yaklaşık on kanal dolaştı, hepsinde de Hardporno filmler vardı. Lezbiyenler, zenciler, gruplar, götünü siktirenler…

Benim ağzım açık dikildiğimi gören Engin, “Gel yanıma otur ayakta kalma, merak etme bir şey yapmam!” dedi. Benim gözüm televizyonda kalmıştı. Bana, “Kapıyı kapatır mısın ses gidiyor, istemiyorsan gidebilirsin!” dedi. Kapıyı kapatıp Engin’e doğru döndüğümde, gözüm Enginin yarağına takıldı. Kocamınkinden kalın ve biraz daha uzundu. Eliyle ovuşturuyordu. Kafası kocaman olmuştu. “Lütfen otur, rahat ol!” dedi. Yatağın kenarına emanet bir şekilde oturdum. “Hangisi kalsın?” dedi. “Bilmem…” dedim. Transa girmiş gibiydim, gözüm bir televizyonda, bir Engin’in yarağındaydı. “Amatörleri açalım!” dedi. “Nasıl?” diye sordum. “Normal insanlar çektiklerini gönderiyor, onlar da yayınlıyor!” dedi ve amatör kanalı açtı.

Kanalda bir kadını bir erkek sikiyordu, diğer adam da seyrediyordu. “Bak görüyor musun pezevengi, karısını siktiriyor, kendi de seyrediyor!” dedi. Televizyondan gelen inleme sesleri odayı dolduruyordu. Bir tarafta da Engin kısık sesle küfürlü konuşuyordu, “Ulan şimdi burada olacaksın, amına nasıl geçirirdim, hadi yavrum benimkini de yala, yavrum sendeki göte girmeyen erkek adam değil, götüne koyayım, ağzına akıtayım, yarağımı amına sokayım, orospum, kaltağım hadi beni boşalt!” gibi laflar ediyordu duyabildiğim kadarıyla.

Bir ara bana, “Rahat olsana, arkana yaslan!” dedi. Dediğini yaptım, şimdi hem Enginin yarağını ve 31 çekmesini hem de televizyonu görebiliyordum. Engin’in küfürlü konuşmalarından etkilenmeye başlamıştım. Sanki bana söylüyor gibi hissetmiştim. Engin’in yarağı taş gibi olmuştu, iyice irileşmişti. Kendini biraz arkaya verip hırlayarak göbeğine doğru fışkırarak boşaldı. Dölleri neredeyse gögüslerine kadar gelmişti. “Reyhan ben işimi hallettim, üzerimi temizleyim, sen de işini rahat gör!” dedi. Şortunu sıyırıp çıkardı. Çırılçıplak kalmıştı. İlk defa Engin’e alıcı gözle bakıyordum. İri yapılı bir erkekti, kocam biraz zayıftı hep şişmanlamasını isterdim.

Çok heyecanlanmıştım. Elimi amıma götürdüm vıcık vıcık olmuştu. Engin’e, “İşini halledememişsin seninki halen canlı!” dedim. O da, “Ne yapsın zavallı, ne zamandır bir amcık sikemedi!” dedi. “Neden?” dedim. “Para yok ki kerhaneye gidelim!” dedi.”Sen hep kerhaneye mi gidiyorsun? Normal birini sikmedin mi?” dedim. “Hayır, bu yarak orospu amından başka am görmedi ki!” dedi. Bu arada amımı okşuyordum. Bir anda boşalmaya başladım. Boşalırken inlerim ve bazen de kısık çığlık atarım, çok dolu olduğum anda da kendi kendime (Yarak istiyorum, sikilmek istiyorum!) diye inlerim. İstemdışı yine aynısı oldu. Engin bana, “Ne o, rahatladın mı?” dedi. “Boşaldım, ama rahatlamadım!” dedim. “Devam et o zaman, ben banyoya gidiyorum!” dedi. Kumandayı yanıma bırakmak için bana yaklaştığında yarağı nerdeyse ağzıma değecekti…

Tam bu sırada (benim şu anda da hayret ettiğim bir şeyi yaparak) Engin’in yarağını elime alıp ağzıma götürdüm ve kafasını emmeye başladım. Engin hayret içinde bana bakıyordu. Yarağının kafası kocamandı. Ağzımın içinde Engin’in yarağı tekrar canlanlanmaya başladı. Yarağın kafası ağzımda, gövdesi elimde idi, emerken elimle de yarağına 31 çekiyordum. Yarağının kafasını ağzımdan çıkardım ve Engine, “Bu akşam senin karın olmak istiyorum!” dedim. Artık ok yaydan çıkmıştı. “Sen siktirdikten sonra bence sorun yok, sonra pişman olmayasın bak!” dedi. “Hayır olmam kocacığım, bu akşam sen ne istersen o olacağım, yeter ki beni sik!” dedim. “Olur yavrum, benim yarak ne zamandır sikecek am arıyordu. Sen iste, ben seni darmadağın ederim!” dedi. “Hadi dağıt beni erkeğim!” dediğimde, iki eliyle kafamı tutup yarağını boğazıma kadar dayayıp ağzımın içine sokup çıkarmaya başladı.

Nefes almakta zorlanıyordum Engin azgınca ağzımı sikiyordu. Elimle bacaklarından itip ağzımı kurtardım, “Yavaş ol boğulacağım, bana bırak ben ağzıma alayım!” dedim. Ben emdikçe Engin boğa gibi böğürüyordu, “Ooohh Reyhaaan süper, hadi yavruumm dibine kadar!” diyordu. Yarağı ağzımdan çıkardım ve “Bana da az önce filmdeki kadına söylediklerini söylesene!” dedim. “Olur anam, sen devam et, mahvettin beni!” dedi. Yarağı elime alıp taşaklarını ve kasıklarını yalarken, Engin de, “Yıllardır seni sikmek için bekliyordum, seni gördükçe akşamları seninle 31 çekiyordum, amına girip seni sikiyordum, taşaklarıma kadar sana geçiriyordum!” diyordu.

Ona, “Engin beni yalarmısın?” dedim. Engin de, “Yalamak ne kelime, am sularından şerbet yapar içerim!” dedi. Sırtüstü yatağa uzandım, ağzını amıma dayayıp beni yalamaya başladı. O beni yalarken en az iki kere boşalmıştım. Dizlerinin üzerine kalkıp bacaklarımı havaya kaldırdı, amımda götümde apaçık ortaya çıkmıştı. “Sana öyle bir yarak tattıracağım ki, hayatın boyunca unutmayacaksın, amını darmadağın edeceğim senin!” diyerek yarağını amıma dayayıp yüklendi. Amımın sulanmış olmasına rağmen kocaman yarağı amımı yırtarcasına taşaklarına kadar içime girdi. Amım Engin’in yarağını kılıf gibi sarmıştı.

Engin hızlı bir şekilde üstümde hoplarcasına amıma girip çıkıyordu. Engin beni siktikçe zevkin doruklarına çıkıyordum. Sanki dünya ile irtibatım kopmuştu. “Hadiii sik beni, geçir bana erkeğiiim, bu gece senin orospun oldum, sik beni, orospu yap beni!” diye inliyordum. Hızımı alamadım ve “Üstüne çıkmak istiyorum!” dedim. “Olur bebeğim, nereye istiyorsan oraya çık!” dedi. Engini yatırıp üstüne oturdum. Elime yarağını alıp amıma dayadım ve yavaş yavaş üstüne oturmaya başladım. Taşaklarına kadar yarağı içimdeydi. Hareketlerimi hızlandırmaya başladım. Zevkten kuduruyordum. Oturup kalkarken Engin’in taşaklarını kalçalarımda, götümde hissediyordum.

Kaç kere boşaldığımı hatırlamıyorum bile. Üste olduğum için benim döllerim Engin’in taşaklarına kadar sızmıştı. Yarağı da taşakları da vıcık vıcık olmuştu. Engin de ellerini göğüslerime atmış, göğüslerimi sıkıştırıyor, ovuşturuyor, gazete kağıdı gibi büzüştürüyordu. Bir taraftan canım yanarken bir taraftan acayip zevk alıyordum. Engin, “Senin gibi bir karı sikmedim şimdiye kadar, süper bir şeymisin sen!” diyordu. Ben de, “Devam et erkeğim, devam et kocacığım, ben de şimdiye kadar böyle bir yarak yemedim. Daha da sok, daha da sokkk!” diyerek inliyordum.

Engin ellerini kalçalarıma kaydırdı ve oğuşturmaya başladı. İyice de sertleşmişti. Son noktaya geldiği belliydi. Elleriyle kalçalarımı ayırmış ve hızlı bir şekilde amıma girip çıkarken inliyor, hırlıyordu, “Iııığğğhhh, oğğğhhşşş, ıhhhmmğğğhhh!” diye. Okadar hızlanmıştı ki, ıslak taşakları kalçalarıma vururken dalganın kıyıya vurduğu gibi sesler geliyordu. Farkında olmadan kalçalarımdan güç alıyordu ve zevkin doruklarına yaklaştıkça elleri ile kalçalarımı biraz daha ayırıyordu, götümün ayrılacağını düşündüm bir ara. Engin içime öyle bir tazyikle patladı ki, amımın içi Engin’in dölleri ile dolmuştu. Engin’le hayvan gibi sikişmiştik. İkimiz de birbirimizi perişan etmiştik.

Engin’in üzerinden kalkarken içimi dolduran döller aşağıya doğru süzülmeye başladı. Elimle yere dökülmesin diye amımı kapattım. Elimde bir avuç dolusu döl vardı ve halen sızmaya devam ediyordu. Tam bu sırada Engin bana, “Ne o, yutacak mısın onları?” dedi. Aslında aklımdan geçmiyordu. Çünkü şimdiye kadar kocamın döllerini ağzıma almamıştım. “Bilmem…” dedim. Engin de, “Seninkileri ben çok sevdim, sen de onların tadına bak istersen!” dedi. Engin bana çok güzel bir gece yaşatmıştı ve şimdiye kadar bu kadar güzel sikilmemiştim. Ona ödül olacağını düşünerek avucumdaki dölleri göğüslerime, boynuma, kalçalarıma ve bacaklarıma sürmeye başladım. O kadar çoktu ki her tarafıma yetmişti. Avucumda son kalanları da yalayarak ağzıma aldım. Çok tuzlu ve keskin kokulu idi. Avucumda döl kalmayıncaya kadar avucumu yalayıp dölleri yuttum ve “Seninki de çok güzelmiş!” dedim.

Engin yattığı yerden elini uzatıp, “Gel yanıma!” dedi. Yanına uzandım. Çok hoşuma giden, ama kocamın çok fazla yapmadığı bir şeyi yapmaya başladı. Bana sarılıp beni sevmeye başladı. Hiç beklemiyordum ve çok hoşuma gitmişti. Hem beni seviyor, hem de bana, “Yıllardır seni sikmek istiyordum, rüyalarımı süslüyordun, bana bunu yaşattığın için çok teşekkür ederim!” diyordu. Bu son hareketleri beni tamamen koparmıştı. Çünkü kocamdan bu davranışları görmemiştim. Ben de Engin’e bana yaşattığı gece için ve gösterdiği incelik için teşekkür ederken, bir taraftan da göğsü ve karnı ile oynuyordum.

Elim yarrağına gitti, daha kendini bırakmamıştı. Elime alıp okşamaya başladım. Engine, “Gerçekten kocam olmak ister misin?” dedim. “İsterim, ama nasıl olacak?” dedi. “Sen hiç göt siktin mi?” dedim. “Bir kere kerhanede siktim, ama hiçbir şey anlamadım!” dedi. “Beni götten siker misin?” dedim. “Peki daha önce siktirdin mi?” dedi. “Birkaç kere kocamla denedik, ama acıyınca siktirmedim. Eğer sen istersen ilk sen sikeceksin ve kocam olacaksın, ister misin?” dedim. “İstemezmiyim mi yavrum, kalçalarına hastayım zaten!” dedi. Kendimi Engin’in büyüsüne kaptırmıştım, ama Engin’in kalın yarağı amıma zor girerken götüme nasıl girecekti. Bir kere yola çıkmıştım ve bu sefer götümü siktirecektim, kararlıydım. Kerhanedeki orospu siktirdiyse, o koca yarağı götten yedi ise, ben de götüme alabilirdim, ben de o yarağı yiyebilirdim. Çünkü Engin bunu hak etmişti.

Engin’e krem olup olmadığını sordum. “Var, ama banyoda!” dedi. Ben de hiç düşünmeden çırılçıplak odadan çıktım, önce tuvalete girdim. Daha sonra banyodan kremi alıp odaya girdim. Engin ayaktaydı. Uzattığım kremi elimden alıp, “Teşekkür ederim, hiç böyle bir şey beklemiyordum!” diyerek dudaklarıma yapıştı. Emerek dudaklarımı öpüyordu. Ben de karşılık verdim ve bir süre ateşli bir şekilde öpüştük. Sonra elimden tutup beni yatağa çıkardı ve dört ayağımın üzerine domalttı. İri elleriyle kalçalarımı ayırdı. Önce kalçalarımı öpüp yaladıktan sonra tersten amımın üzerinde dilini dolaştırmaya başladı. Yine mest olmuştum. Bir anda irkildim, amımı yalayan dili şimdi göt deliğimde geziniyordu. İlk defa biri götümü yalıyordu. Arada da kalçalarıma ufak ısırıklar atıyordu.

Birden parmağı götümde dolanmaya başladı ve yavaş yavaş götüme baskı yapıyordu. Parmağını yarısına kadar götüme sokmuştu. Bir taraftan da, “Kendini bana bırak, hiç acıtmadan götünü sikeceğim, oradan da sana zevk almasını öğreteceğim!” diyordu. Parmağını ortasına kadar götüme sokup çıkarıyor bir taraftan da deliğimin etrafını yalıyordu. Parmağın götümden çıktığını hissetim. Başımı arkaya çevirdiğimde, Engin ayağa kalkmıştı, krem kutusundan bolca kremi aldığını gördüm. “Şimdi götünü yağlayacağım, hiçbir acı hissetmeyeceksin!” dedi.

Engin önce kremi göt deliğimin etrafına sürdü ve az önce götümü parmakladığı parmağı ile götüme girmeye başladı. Az öncekinden daha rahat giriyordu parmağı ve daha derine. Parmağının tamamını götüme sokup çıkarmaya başladı. Götüm parmağına alışmıştı derken birden götümün zorlandığını hissetim. Bu sefer iki parmağını birden sokmaya çalıştı. Onu da içime almıştım. Parmakların yarıdan fazlası götüme girip çıkıyordu. Yatağa paralel durmamı söyledi. Öyle yaptım, bir taraftan götümü iki parmağıyla yağlarken, bir taraftan da yarağını ağzıma verdi. Ben Engin’in yarağını emerken, götüm de parmaklarına alışmıştı. İşi biliyordu. “Nereden öğrendin göt sikmeyi?” dedim. “Filmlerden! Bir gün senin götünü sikersem diye!” dedi.

Bu arada ben de Engin’in yarağını ağzımla ve elimle güzelce kaldırdım. Tekrar önünde domalttı. Bu sefer yarağını yağlamaya başladı. Taşaklarına kadar yağladıktan sonra kutudan aldığı bolca kremi alıp götümün içine parmakları ile pompalamaya başladı. Götümde vıcık vıcık krem olmuştu. Sonunda Engin götüme girecekti ve beni götveren yapacaktı. Biraz stresli idim ve kendimi sıkıyordum. Engin kalçalarımdan tutup beni sabitledi, “Fazla hareket etme ve kendini sıkma, bana bırak kendini!” dedi.

Taş gibi ve dimdik yarağını kalçalarımın arasında sürtmeye başladı. Götüme sokacak diye beklerken, yarağın amıma girdiğini hissetim. Bir taraftan amı sikerken bir taraftan da parmağını götüme sokuyordu. Bir süre amımı sikmeye devam etti. Yine mayışmaya başlamıştım ve götümün sikileceğini unutmuştum. Tam bu sırada Engin seri bir hareketle parmağını götümden çıkarıp yarağını götüme dayadı ve ani ve sert bir hareketle yüklendi. Engin’in kocaman yarağının kafası götümü yırtarak götümden içeri girmişti. O anda kalbimin ağzımda attığını hissetim. Attığım çığlığı halen duyabiliyorum, “Aaağğğhhhhh, ayyyyyy!” diye. İstem dışı yaraktan kurtulmak için kendimi ileri doğru çektim, ama Engin iki eliyle kasıklarımdan beni kendine doğru çekince yarağının yarısı götüme girmişti. Menge gibi elleriyle kasıklrımdan beni sabitlemişti ve kaçamıyordum.

“Tamam yavrum, bu kadardı, sık dişini, götüne girdim!” diyordu. Ama tansiyonum yükselmiş gibi beynim zonklarken, sesini arka fondan geliyormuş gibi duyuyordum. Engin bira daha yüklenince, “Uyyy, offf, aayyy, aağğhh, Engin erkeğim kocacığım, dağıldım, yırtıldım, çok acıyooor, ağğğhhhh!” diye inlemelerim eşliğinde Engin götüme gidip gelmelerini yapıyordu. Bir anda durdu, “Reyhan yeter bağırma, bak götünün içindeyim!” dedi. “Hepsi girdi mi?” dedim. “Evet hepsi götünde, sakin ol şimdi, bundan sonra zevk alacaksın!” dedi ve yavaş hareketlerle götümün içinde gidip gelmeye devam etti. Ara da bir hepsini çıkarıyor, nefes almamı rahatlamamı sağlıyor, daha sonra tekrar sokup çıkarmaya devam ediyordu. Bir süre sonra götüm uyuşur gibi olmuştu. Enginin yarağına alışmıştı. Kendimi iyice serbest bıraktım. Artık Engin amıma girer gibi rahat hareket ediyordu. Engin’in büyük zevk aldığı her halinden belliydi, kasıklarımı ve kalçalarımı sıkmaktan neredeyse moraracaklardı. Ben de Engin’in ritmine uymuştum.

Engin yarağını götümden çıkardı ve beni sırtüstü yatırıp, bacaklarımı havaya kaldırdı. Yarağını götüme dayayıp içine girdi. Şimdi rahat alabiliyordum götüme. Engin bir taraftan götümü sikerken bir taraftan da göğüslerimi okşuyor, sıkıyor, “Reyhan hoşuna gidiyor mu?” diye soruyordu. “Evet, değişik bir duygu, ama amımdan aldığım zevk kadar değil!” dedim. “Alışınca daha çok zevk alacaksın!” diyerek götüme pompalamaya devam etti. 15 dakika siktikten sonra yarağını götümden çıkardı ve döllerini fışkırtmaya başladı. Göğüslerime kadar fışkırmıştı yine bir avuç dolusu. “Ufff, nasıl fışkırdı öyle!” dedim. “Senin gibi bir yavruyu sikipte fışkırmadan olmaz ki!” dedi. Bunları konuşurken ben Engin’in döllerini göğüslerime ve göbeğime sürmeye devam ediyordum. Yine avucumda kalanları yalayarak yuttum.

Engin’e, “Erkeğim benim, güçlü kocacığım, ne zaman sikin kalkarsa bende indirebilirsin. Ne zaman ararsan, amım, götüm, ağzım, her tarafım yarağına amade! Ama başka karıları sikersen, hele kerhane orospularını sikmeye gidersen çok bozulurum! Sen iste, ben senin için orospuluk bile yaparım!” dedim. “Merak etme karıcığım sen benim küçük orospumsun, sen varken başka orospuyu sikermiyim hiç!” dedi ve dudaklarıma yumuldu. Uzunca öpüştük.

Gün ağarmak üzere idi, “Hala birazdan kalkar!” dedim. Giyinmek için iç çamaşırımı elime aldığımda, Engin, “Bırak Reyhan bana hatıra kalsın!” dedi. Zaten bir tek tanga külodum vardı, onu da Engin’e bırakıp, üzerime geceliği alıp çıktım.

Kahvaltıdan sonra Engin beni uğurlarken, “Çantana bak, sana bir hediyem var!” dedi. Ordan ayrılıp kendi evime gidince çantama baktım, bir CD vardı. Meğer Engin akşam yaptıklarımızı kamerayla kaydetmiş. Oturup seyrettiğimde hayretler içinde kalmıştım. Hem yaptıklarıma, hem söylediklerime. Ama hiçbir şey şu gerçeği değiştirmedi: Engin benim kocam ve tokmakcım olmuştu. Ben de onun karısı ve biricik orospusu. Engin’le halen her fırsatta sikişiyorum!

Büyük Yaraklara Hastayim

Büyük Yaraklara Hastayim

ALINTIDIR

Selam arkadaşlar 24 yaşında uzun boylu esmer oldukça çekici sexsi ve guzel sayılabilecek bir kızım.Hayatimda ilk defa basima gelen bir olayi anlatmak istiyorum size .Bu arada ben yurt disinda yasiyan bir bayanim birgun isten cikip eve gitmek icin arabama bindim evimle isimin arasi 45 km oldukca uzak sayilir bizim firmada calisan bir arkadas yolun kenarinda durmus otostop yapiyordu tabiki o kisiyi tanidigim icin durdum ve sordum , ne oldu konustuk benide birakirnisin deyip rica etti oldukca uzun boylu tam bir cukolata renkli cok yakisikli idi Zenci olmasina ramen firmada tum kizlarin agzinin suyu akiyordu cocuga,erotik filimlerde hep zencilerin yaraklari cok buyuk oluyordu eminimki bununk**e oldukca buyuktur icime kurt dustu ne yapip edeip kendimi siktirmem lazimdi coniye Otobana cikmistik iyice sohbeti koyulastirdik sira sexse gelmisti uzun zamandir sex yapmadim icin bilemiyiceyim dedim peki benle yapmak istemezmisin dedi ben tabiki kulaklarima kadar kizardim .konusmak normaldi ama boyle bir teklifi hic beklemiyordum .bilmem dedim hadi gel seni bir doyurayim dedi peki neden olmasin dedim .Bu aradada ben esinden ayrilmis dul bir bayanim .Arabayi yolun kenarinda bir parka cektim coni elini fermuarina atip fermarini acti sikini disari cakarti aman buda nedir boyle diyerek nerdeyse kucuk dilimi yutacaktim bileyim kalinlikta oldukca uzun olan o sey karsimda duruyor dona kaldim.hadi gel deyip coni uzerine cekti beni o harika seyi yalamak istiyirum dedim coni arabadan disari cikip kapinin onune dikildi ben koltukta oturarak yalamaya basladim sikinin basi yumrugum kadar vardi agzima alamiyordum dondurma yalar gibi yaliyordum ama ne dondurma bitip tukenmeyen sanki kirk yildir hasret gibi yaliyordum gerci normal esimden ayrildigimdan sonra ilk defa biriyle oluyordum.ben yaladikca coninin siki daha bir kalkiyor sanki kasiklarindan disari cikacak gibi ,bana yala bebeyim harika yaliyorsun muhtesemsin diyerek sanki gaz veriyordu ben cildirmis gibi yaliyor yukardan asagiya asagidan yukariya amimin sulari pontolanimdan akiyordu .coni beni tutup kaldirdi arabanin uzerine oturtup kilotumu çikartip amimi yalamaya baskladi oyle bir yaliyorduki sanki aklim cikacakmis gibi artik o yalamaya dayanamayip ben coninin agzina bosaldim sonra coni beni arabanin icersine ters cevirdi ve o muhtesem yaragini yavas yavas icime soktu okadar buyuk siki alabileceyimi hic tahmin etmemistim ama hepsi icimdeydi cildiriyordum sanki conininde benden farki yoktu oda kendinden gecmis bu kadar atesli am hic sikmedim diyordu adeta ikimizde cildirmistim ,coni cigliklar atarak ben geliyorum dedi bende geliyorum debim ikimizde cigliklar atarak bosandik.ikimizde yorgun dusmistuk birer sigara icip yola koyullduk ama bu sefer arabami coniye verdim o suruyor bense coninin muhtesem sikini yaliyor dum hala doymamistin ben yaladikca o kasiliyor ve cildiriyirdu daha fazla dayanamayip ben geliyorum deyip arabayi saga cekip suratima bosalti .kalani evde devam ederiz deyip evine gittik uc defada evinde yattik ayrilirken ben daha once hic tr ami sikmemistim muhtesem oluyormus dedi bende hic zenciyle yatmamistim dedim sonra sik sik beraber evine giderek coniye kendimi siktiriyordumm istediyim her seyi yapiyordu coni,ve coniyle konustuk anlastik bir arkadasini getiecek va 3 lu yapacaiz arkadaslar dusununsene iki zenciyle. Sizlere onuda yazarim en kisa zamanda opuyorum erkekleri aman sikinize iyi bakin ha ne olur ne olmaz.

sakarya escort bayan sakarya escort bayan sakarya escort bayan sakarya escort bayan eryaman escort bayan sakarya escort bayan