Arşiv 2019

İlk Fetiş, İlk Temas.

Herkese tekrardan selamlar öncelikle. Bir önceki hikayeme gelen güzel tepkilerden dolayı bir hikaye daha yayınlamaya karar verdim ancak bu hikaye biraz erotik olmaktan ziyade erkekliğimlee fetişizmimi bir arada yaşadığım ilk olay olmasından dolayı yazdığım bir şey olacak, o yüzden fazla pompa muhabbeti beklemeyin. 🙂

Hikayem ben 14 yaşımın son dönemlerindeyken yaşandı ki o zamanlar tam anlamıyla ergenliğimin verdiği ateşle cayır cayır yanıyordum. Ve bu dönemlerde de keşfettiğim şeylerden birisi de ayak fetişizmimin ne boyutlara ulaşabileceğini ve cinselliğimin ne kadar üstünde etkili olacağını öğrenmemdi. Çünkü neredeyse tüm hayatım boyunca zaten kadınların ayaklarından, o giydikleri ince çoraplardan çok hoşlanıyor, okul dönemlerimde ise bazen ayaklarına, çoraplarına bakmaktan dersi dinleyemiyordum daha küçük yaşlardayken bile. Lakin yine de bunu cinsel bir dürtüyle yapmıyordum, daha ziyade beni estetik olarak çeken birşeyler vardı tıpkı gözleri güzel kadınarın beni çektiği gibi. 😀

Neyse uzatmadan devam edeyim. Ergenliğe erken girmiş ve cinsellikle 12-13 yaşlarındayken tanışmış birisi olaraktan o zamanlar sadece normal şekilde cinselliği biliyor, internette sadece normal pornolar izliyordum. Fakat zamanla sadece pornolardaki sahneler kadar o filmlerdeki kadınların ayaklarına bakmaya başladığımı, ince çorap, jartiyer giydikleri zaman daha çok tahrik olduğumu farketmeye başladığımda çevremdeki özellikle de okulumdaki güzel kızlarında ayaklarına, çoraplarına cinsel güdülerle bakar olmaya başladım.

Ama her daim beni en çok escort bursa escort etkileyen kişi annemin üniversiteden öğrencisi (annem sporcuydu ve ayrıca step aerobic kursu veriyordu) daha doğrusu hocalık için yetiştirdiği y.lisans öğrencisi olan Ceylan’ın (fake isim yine) çorapları ve ayaklarıydı çünkü bize annemden dolayı sık sık gelip gider, o olmasa bile bizde kalır muhabbet ederdi, bu yüzden de ayaklarını görme imkanım aşırı fazlaydı. Kendisinin de en büyük özelliği yüzü çirkin olmasına rağmen çok bakımlı olması ve her daim ellerine, ayaklarına farklı farklı ojeler sürüp ders dışındaki normal zamanlarda hep ince siyah ya da ten rengi çorap giymesiydi ki bu şahsen o zamanlar ergen olan beni günde 3-4 posta atmaya yetecek derecede azdırıyordu. Hatta bir keresinde çorabına kola döküldükten sonra çıkartıp bana kirliliğe atmam için verdiğinde tuvalette bir çorabını koklayıp, öteki çorabı sikime takıp 3 posta boşaldığımı iyi bilirim yarım saatte. Ki kendisi gitmeden evel çoraplarını alıp giyerken bana baya manalı manalı bakmamıştı ki ben onun birşeyler anladığını sanıp deli gibi utanmış, odama kaçmıştım.

Yine böyle bize gelip beni delirttiği günlerden birinde karşılıklı muhabbet ediyor ve havadan sudan konuşuyorduk ama benim gözler fellik fellik ayaklarını taciz ediyordu veo bunu bazen görmesine rağmen umursamıyordu hiç. Bu esnada annem kalkıp lavaboya girdi ve biz de Ceylan’la başbaşa kaldık. Zaten o anda direkt olarak oturduğumuz yerin havası bambaşka bir hale büründü; benim alet istem dışı başbaşa kalmaktan dolayı deli gibi kalkmıştı gemlik escort ve terlemeye başlamıştım. Tam bu esnada konuşurken Ceylan bana “bütün gün spor yapmaktan her yanım ağrıdı, heleki tabanlarım beni öldürüyor” dediğinde hayal kurduğumu sandım ve yaklaşık bi 5-6 sn mal gibi yüzüne baktım kadının. Kendime gelebildiğimde ufaktan ayaklarını ovar gibi yapıyordu ve birşeyler diyordu ama hiç hatırlamıyordum çünkü ayaklarına kilitlenmiştim resmen. Sonra ne dediğini umursamadan “eğer çok ağrıyorlarsa seve seve masaj yaparım onlara” diye beni bile şaşırtan bir cümle kurduğumda bana direk ayaklarını uzatıp “hiç hayır demem canım ya” dedi. Ayaklarını bana uzattığında benim için Dünya o iki ayaktan ibaret hale gelmişti ve başka hiçbirşey umrumda dahi değildi. Direkt ilk komutla o ince çoraplarını çıkarttım ve ayaklarını okşar gibi ovmaya başladım. Ayakları çok güzel değildi ama aşırı bakımlı olduğundan tabanları yumuşacıktı ve resmen bir meme okşar gibi hissettriyordu ve bu yüzden de resmen azıyordum ki o zaman anladım işte ben ayaklardan tahrik oluyordum onları estetik olarak sevdiğim kadar.

Bir 5-10 dk iki ayağını da ovdum, parmaklarını esnettim, topuklarına dokundum ki zaten bir yerden sonra resmen olay fetişizme bağlamıştı ama beni en şaşırtan şey Ceylan’ın hafften inlemesi ve “sen bunları nereden öğrendin bakalım”, “büyümüş erkek olmuş da masaj yapıyor ablasına” gibi şeyler söyleyerek beni daha da çıldırtmasıydı. Tam artık sözlerden ve ayaklarının güzelliğinden dolayı ayaklarına dalacakken lavabodan gelen sesle görükle escort irkildik ve tüm bu olay sırasında illkez yüzüne baktım Ceylan’ın, o da bana “artık daha sonra ovarsın tekrar” diyip toparlanmamız gerektiğini belli etti. Ben de apar topar çoraplarını ararken “onlar zaten kirli, yıkayıp getir” dedi ve gözkırptı bana ki o anda zaten geçenki olayı bildiğini anladım ama bu sefer utanmadan gülümsedim ona karşı. O da gülümsememe karşılık verince hayatımda ilk defa olarak bir kadının ayaklarını öptüm, parmaklarını emdim ki sanırım o anı hala daha her fetiş ilişkimde yaşıyorum. Sonra zaten tek söz demeden kalkıp gittim lavaboya ve malum işlemi 5 defa yapıp çoraplarını yıkadım. 😀 Oturduğumuz yere döndüğümde Ceylan bana gülümseyip duruyordu ve kendimi ilkkez böyle mutlu hissetmeme neden olan anıları hatırlatıyordu.

Sonra yolcu ederken baya kocaman sarıldı bana ve öperken kulağıma fısıldayıp, sikimi çaktırmadan avuçlayarak bana “erkek olmuşsun sen seni ayaksever” diyip öptü ve gitti ki benim için resmen bu bir başka gerçekliğe, farkındalığa adım atmanın ilk adımı olmuş, ilerisi için bana umut vermişti. Ama bu olaydan sonra tekrar gelmesini ya da bu olayın olmasını tekrardan daha fazlasıyla olmasını çok beklediğim halde bize birdaha gelmedi çünkü bu olaydan 2 gün sonra birisiyle sevgili olup aynı sene nişanlandı, biz de başka şehire taşındık. Ama asla ve asla ilk fetiş deneyimimi bana yaşatak o yumuşak ayaklı kadını unutamadım ve her daim bir fetişist olarak kaldım. Ki hala daha artanbir şekilde öyleyim ve her daim böyle olmaktan dolayı gurur duyacağım her ne kadar bana “sapık, iğrenç adam, pisliksin sen” denilse bile çünkü ben buyum ve böyle mutluyum. 🙂

Okuduğunuz için şimdiden teşekkür eder, her türlü kusurum için özür dilerim sabahın 5’inde bu kadar oluyor. 😀

Arkadaşım Karımın Küloduna Boşalmış!

(3) (Bekir 40 Y., İstanbul)

Dükkana vardığımda, kardeşim ve eşi oradaydılar. Ofise geçtim. Kameranın USB girişi vardı, kullanımı çok kolaydı. Sesi kıstım ve izlemeye başladım. Doğal olarak videonun başlarında bir şey yoktu. İleri sardım. En merak ettiğim şey ise ben evde yokken neler olduğuydu. Bu arada videoda karım Nizamettin’in aldığı eşarp elinde yatak odasındaydı. Eşarbı incelerken birden burnuna götürdü. Kokladı ve beklemediğim bir hareketle diliyle yokladı. Sonra da gülerek kendi kendine konuşmaya başladı, ama sesi açamıyordum.

Aklıma telefonun kulaklığı geldi. Onu taktım ve sahneyi yeniden başa aldım. Karım eşarbı yaladıktan sonra, “Vay orospu çocuğu, buna da attırmış, sonra da bana hediye getirmiş! Ah Bekir, nerden buldun bu adamı, başımıza iş açacaksın! Adam yakışıklı, parası da var, bana mı bakacak?” diye kendi kendine söyleniyordu. Ben ise şaşkınlık ve heyecan içindeydim. Karım, kurumuş ta olsa, başka bir adamın döllerini yalamıştı ve bu adam benim en yakın arkadaşımdı.

Videoya devam ettim. Karım, “Demek oyun oynamak istiyorsun Nizamettin bey!” diye söylenerek ışığı kapatıp odadan çıktı. İleri sarmaya devam ettim. Sonunda odanın ışığı yandı. Karım içeri girdi, ardından da Nizamettin. Karım, “Abi ne yapıyorsun sen? Sana yakışıyor mu? En yakın arkadaşının karısıyım ben!” dedi. Nizamettin de, “Hanife beni yanlış anladın. Niyetim o değildi!” dedi. “Ya neydi abi?” diye sordu karım. Nizamettin, “Yanlışlıkla oldu. Kusura bakma!” dedi. Karım bu arada yatağı düzenliyordu. “Abi çok kızgınım, git, çık odadan!” dedi.

Nizamettin, öne doğru eğilmiş olan karıma arkadan yanaştı ve beline sarıldı. Karım, “Abi ne yapıyorsun, bağıracağım şimdi!” dedi. Nizamettin, “Bağır lan, herkes gelsin! Demezler mi, bu adamla evli kadın yatak odasında bir başına ne yapıyor? İçeride içki masası. Çağır herkesi! Kızım ben salak mıyım?” diyerek karımı bıraktı ve karımın çamaşırlarının olduğu koltuğa gitti. “Salak mıyım ben? Bana odanızı veriyorsunuz yatmam için, sonra külotlarını burada yanı başımda bırakıyorsunuz!” diyerek eşarpları ve külotları karıştırmaya başladı. “Çok güzeller, üstünde görmeyi çok istiyorum!” diyordu karıştırırken de.

Karım tam kapıya doğru hareket edince, Nizamettin önünü kesti ve yeniden kucakladı karımı. Karım, “Ne istiyorsun benden? Çocuğum var, sen nasıl bir adamsın, hayatımı mahvedeceksin!” deyince, “Öyle bir niyetim yok, sadece senden hoşlanıyorum!” dedi Nizamettin. “Allah belanı versin senin!” dedi karım. Nizamettin, “Versin versin. O gün yaptıklarımı biliyorsun. Senin çamaşırlarını aldığımı da biliyorsun. Bugün de boşaldığım eşarp bak başında, ki anlamamana imkan yok! Şimdi cevap ver bana, bunlardan Bekir’in haberi var mı, yok mu?” dedi.

Karım kurtulmak için çırpındı ama nafileydi, Nizamettin sıkıca tutmuş kurtulmasına izin vermiyordu. Yeniden sordu, “Bekir’in haberi var mı, yok mu?” diye. Karım sessizce başını öne eğdi. Nizamettin karımın kalçalarını basma eteğin üzerinden okşuyordu. Sonra karıma iyice sarıldı ve eşarbını öpmeye başladı. Nizamettin, “Demek var! O zaman sorun yok Hanife. Sen çok güzel bir kadınsın, hele biraz da kendine baksan. Hanife sana güzel şeyler alacağım. Kadın olduğunu anlayacaksın. Peki ya Bekir? O neden böyle bir şey yaptı?” dedi. Ama karım cevap vermedi. Nizamettin, “Niye böyle bir şey yaptı, sen niye yaptın?” diye sordu bu sefer.

Karım, “Nizamettin, sana yalvarıyorum, ne olur, Allah rızası için, bırak beni, hayatımızı mahvedeceksin, ne olur, çocuğum var benim, onun başı gözü için, yapma, vazgeç, bu işin sonu iyi olmaz!” deyince, “Ne o, beni tehdit mi ediyorsun?” dedi Nizamettin. Karım cevap vermedi. Nizamettin gene, “Niye böyle bir işe giriştiniz, niye yaptınız?” diye sordu. Karım cevap vermiyordu.

Nizamettin, “Basit bir karı koca fantazisi miydi bu? Niye yaptınız? Senin çamaşırlarına boşaldım, çamaşırlarını çaldım. Sizden ne tepki gelecek diye bekledim, ama sessiz kaldınız. Hanife, her gün seni düşünerek otuz bir çekiyorum. O sexy külotuna kaç kere senin amına boşaldığımı düşünerek boşaldım biliyor musun? Bak bu gece yine seni düşünerek otuz bir çekeceğim! Hanife’m, bir tanem, amını değil, ama eşarplarını ve külotlarını dölleyeceğim! Söylesene, neden tepki vermediniz?” diye üsteliyordu.

Karım en sonunda, “Bekir istedi!” deyince, “Niye istedi, fantazi olsun diye mi?” diye sordu Nizamettin. escort bursa escort Karım, “Yok, ben bilmiyorum, benden istedi ben de bir şey demedim!” diye ağlamaklı bir cevap verdi. Nizamettin, “İyi de, sen nasıl kabul ettin? dediğinde ise, “Kocam o benim, karşı gelemem. Hem o gece ilk defa zevk alarak seviştik!” dedi. Nizamettin, “Sen Bekir’le sevişirken beni mi düşündün, yoksa kocanı mı?” diye sorunca, karım cevap vermeden başını öne eğdi.

Şaşkın bir haldeydim. Videoyu durdurup bir sigara yaktım. En yakın arkadaşım yokluğumda karımı sıkıştırıyordu. Ve görünüşe göre karım da karşılık veriyordu. Bu işin sonunun böyle olacağını tahmin etmemiştim. Videodan etkilenmiş ve sikim kalkmıştı. Korkuyla karışık bir heyecanla devamını izlemek istiyordum. Sonunu merak ediyordum videonun açıkçası.

Nizamettin konuşmasına devam etti. “Hazır olana kadar bekleyeceğim sizi, sabırlıyımdır. Siz de istiyorsunuz, ama cesaret edemiyorsunuz. Her şey çok güzel olacak, bekle göreceksin!” deyip, karımı serbest bıraktı. Karım odadan çıkmak yerine olduğu yerde duruyordu. Nizamettin cebinden bir tomar para çıkardı ve karıma uzattı. “Al Hanife, kendine bir şeyler al. Artık bir daha maddi sıkıntı yaşamayacaksın!” dedi. Karım tepki vermeyince elini tuttu ve avucuna sıkıştırdı parayı. “Utanma, Nizamettin abinden hediye, sen her şeyin en iyisine layıksın. Bak bakayım bana!” dedi ve karımın çenesinden tutup gözlerine baktı. “Kocan da istiyor, sen de istiyorsun, ama daha hazır değilsiniz. Bir gün seninle birlikte olacağız!” deyip, karımın elinden tuttu ve yatağın kenarına oturdu. Sonra karımı kendine çekerek yanına oturttu. Karım ürkek bir kuş gibiydi. Sesini çıkarmıyordu. Sadece kendine söylenenleri yapıyordu.

Nizamettin elini karımın beline attı ve “Utanma Hanife, artık yabancı değiliz. Bak başındaki eşarpta döllerim var! Birazdan şuradaki, senin en mahrem yerine değen külotlarını alacağım ve onlarla otuz bir çekip döllerimi boşaltacağım, sen de yarın onları eline alıp çamaşır makinesine atacaksın. Bak neleri geçmişiz. Hanife’m senden küçük bir isteğim var. Kırma beni!” dedi. Karım cevap vermeyince, “Kırmayacaksın değil mi Nizamettin abini?” dedi.

Karım sanırım başına gelecekleri anlamış gibi, hayatının şokunu yaşıyordu. Kızarmış gözlerinde yaşlar belirdi ve Nizamettine baktı. Nizamettin, “Korkma, sana zarar vermeyeceğim, istemediğin bir şey yapmayacağız. Aramızda kalacak. Hiç kimsenin haberi olmayacak!” dedi. Karım, “Senin yaptığın insanlığa, Müslümanlığa sığar mı?” dedi titreyen sesiyle, sonra da, “Birisi senin karına yapsa…” dedi. Nizamettin karımın lafını kesip, “Kimse benim karıma yapamaz, çünkü evli değilim!” dedi. Karım, “Ben seni böyle bilmezdim!” dediğinde, Nizamettin de, “Ben de sizi böyle bilmiyordum!” dedi yanıt olarak.

Karım, “Ne olur, kocam yaptı bir hata. Benim başımı yakma, çocuğum var benim, onların başı için, Allah rızası için…” diyerek, bir yandan ağlayıp, bir yandan da Nizamettin’i ikna etmeye çalışıyordu. Ama kaçış yoktu karım için. Bunlar son çırpınışlarıydı. Nizamettin, “Bak, ben sana söyleyeceğimi söyledim. Boşuna çeneni yorma, kabul edeceksiniz, ama bugün, ama yarın. Ben her şeyi göze aldım!” dedi. Karım çaresizce, “Ne istiyorsun söyle, ama bugün olmaz!” dedi. Nizamettin gülerek, “Elbette bugün olmaz, istemediğin bir şey yapmayacağım. Sana söz verdim. Sadece seni yakından tanımak istiyorum. Kendini bana bırak. Öyle oldu bitti şeyleri sevmem. Şimdi beni tanıyacaksın!” dedi.

Karımı ayağa kaldırdı. Etrafında çevirdi karımı ve “Hanife çok güzelsin. Bakalım benim için neler hazırladınız bu akşam?” diyerek koltuğun yanına götürdü karımı. Koltuğun üzerinde duran eşarpları ve külotları karıştırıp baktı. Sonra yeniden yatağın kenarına oturdu, karım ise önü dönük halde ayaktaydı. Nizamettin birdenbire yüzünü eteğin üzerinden karımın amına gömdü. “Hanife’m, amcığına kurban olduğum!” diyerek yüzünü sağa sola oynatıyordu. Yüzünü çekti ve “Sıcacıksın, ateş gibi kavuruyorsun!” dedi.

Eteği yukarı çekmek için uçlarından tuttuğunda, niyetini anlamış olan karım, “Bugün olmaz dedim!” dedi. Nizamettin ise, “Sadece ne giydin altına, onu merak ettim, görmek istiyorum!” dedi. Karım eteğini yukarı çekince, süt beyazı güneş görmemiş bacakları ortaya çıktı. Nizamettin karıma bakarak, “Hmm, tahmin ettiğim gibi beyaz külot, bu o gün attırdığım külot değil mi?” diye gemlik escort sordu. Karım, “Evet, o külot!” dedi. Nizamettin yüzünü iyice yanaştırdı. Derin bir nefes çekerek külotun üzerinden karımın amını öptü.

Sonra eteği yeniden indirip, karımı yanına oturttu, karıma sarılıp yine eşarbın üzerinden saçlarını öpüp koklamaya başladı. Sonra da saatine bakıp, “Bizimki gelmek üzeredir, çabuk olmamız lazım Hanife!” dedi. Yatağın ortasına uzandı ve karımı yanına çekti. Şimdi Nizamettin yatakta yatıyor, karım ise yanında yatağın ucunda oturuyordu. Nizamettin bir çırpıda pantolonunu ve Boxerini sıyırdı, kalkık olan kalın yarağı ortaya çıkmıştı. Karım şaşkın halde başını öteki tarafa çevirince, “Utanma Hanife, merak etmiyor muydun nasıl yaptığımı. Şimdi sana göstereceğim!” dedi.

Nizamettin’in yarağı oldukça kalın ve uzundu. Karım Nizamettin’in yarağına bakıyordu şimdi. Ben de aynı heyecanla bekliyordum. Nizamettin karımın çamaşırlarını işaret ederek, “Ver bakalım şunları!” dedi. Karım sırayla külotlarını Nizamettin’e verdi. Nizamettin tek tek öpüp kokladı külotları. Sonra sırayla sikine sarıp otuz bir çekmeye başladı. Bir yandan sol eliyle karımın sırtını, kalçalarını, başındaki eşarbı okşuyordu.

Nizamettin, “En güzel külotlar, saten, ipekli ve normal külotlar. Dantelli olanlar yarağımı tahriş ediyor. Tangalar çok ufak, sikimi sarmıyor. Senin külotların var ya çok güzeller. Tam otuz birlik. Ama eşarpların yok mu, beni asıl onlar deli ediyor. İpek ve saten eşarplar, tülbentler değil, ama özellikle beyaz şifon eşarplar. Senin de vardır kenarları iğne oyalı. Bu gece hepsini sikeceğim. Şimdi soracaksın nasıl sikeceksin diye. Eşarp nasıl sikilir diyeceksin!” diyordu.

Birden yatakta doğruldu. Yastığı aldı ve dizleri üzerindeyken önüne koydu. “Versene şu çiçekli eşarbını, geçen gün buna attırmayı çok istemiştim, bugüne kısmetmiş!” dedi. Karım eşarbı Nizamettin’e uzattı. Önce eşarbı öptü kokladı. Karım olanları sadece izliyordu. Sonra eşarbı yarağının etrafına sardı. Yarağa sarılı olan eşarbı yastığın üzerine koydu sol elini üzerine koydu ve yarağını, sanki bir amın içerisinde gidip geliyor gibi, ileri geri hareket ettirmeye başladı. Dediği gibi resmen eşarbı sikiyordu, tıpkı bir kadını siktiği gibi. Yüzünü karıma çevirince karım başını öne eğdi. Boştaki sağ eliyle karımın çenesini tutup yukarı kaldırdı. Dudaklarından, “Ah Hanife’m, bebeğim, çok güzelsin, amın sıcacık, daracıksın, sana doyamıyorum, sadece seni sikmek istiyorum, hiç içinden çıkmak istemiyorum!” lafları döküldü.

Karımın yanaklarını okşuyor, parmaklarını dudaklarında gezdiriyordu. Karım da tahrik olmuştu, artık karşılık veriyordu. Nizamettin’in elini tuttu ve kendisi hareket ettirmeye başladı. Ve sonunda Nizamettin:in ellerini göğüslerinin üzerine götürdü. Şimdi iri göğüslerini Nizamettin hoyratça sıkıyor, mıncıklıyordu. Nizamettin bir yandan da karımın eşarbının içinde gidip geliyordu. Sonunda Nizamettin karımı kendisine doğru çekti, sağ elini eşarbının üzerinde gezdiriyordu. Bu arada yanak yanağa gelmişler, tenlerini birbirine sürtünüyordu. Karım kendinden geçmiş, başını hafifçe geri atmış, beyaz boynu ortaya çıkmıştı. Karımın boynunu öpen Nizamettin, sonra çenesini öptü, ardında da dudaklarına yumuldu.

Nizamettin yaptığı hareketi durdurup karımı sırtüstü yatağa yatırdı. Yeniden dudaklarına yumuldu ve sonunda karım kendini Nizamettin’e bıraktı, kollarını adamın boynuna doladı. Birbirlerine hasret iki aşık gibi öpüşüyorlardı. Yeniden karımın boynunu boğazını öpmeye başladı. Karımın ağzından, “Seni içimde istiyorum, keşke Bekir olmasa, al beni sik sabaha kadar Nizamettin!” kelimeleri döküldü. Nizamettin karımı dudaklarından yeniden öptü ve “O günler de gelecek, sabret bebeğim, doyasıya, korkusuzca sevişeceğiz!” dedi.

Biraz daha öpüştüler. Karımın gözlerine bakarak, “Şimdi başındaki eşarba boşalmak istiyorum, döllerimi fışkırtmak istiyorum!” dedi. “Bağlamam uzun sürer, başımı açamam şimdi!” dedi karım. “Açmayacaksın zaten, başın bağlıyken boşalmak istiyorum!” dedi Nizamettin. Karım olur anlamında başıyla karşılık verdi.

Nizamettin demin yarağına sardığı eşarbı yeniden yarağının etrafına doladı, ama bu sefer yarağının başı dışarıdaydı. Yarağının başı kocaman olmuştu, nerdeyse boşalmak üzereydi. (Ben de bu arada ondan farklı durumda değildim!). Yarağının kafası görükle escort karımın tam yüzünün üzerindeydi, Nizamettin sağ elini yarağın üzerinde hızlıca ileri geri hareket ettiriyordu. Sol eli karımın eşarplı başını okşuyordu. Birdenbire duran Nizamettin yarağının başını karımın yüzüne sürttürmeye başladı. Karım kafasını yana çevirerek, “Olmaz, yüzüme boşalmanı istemiyorum!” dedi. “Aşkım daha boşalmadım. Sana dedim ya, ben eşarbına attıracağım döllerimi. Hadi çevir başını, korkma, istemediğin bir şey yapmayacağım!” dedi Nizamettin.

Karım yüzünü yeniden çevirince Nizamettin’in yarağını yeniden gördü. Yeniden karımın yanaklarına, alnına, burnuna sürttürmeye başladı. Ama daha esas hedefine gelmemişti. Sonunda yarağın başı karımın dudakları ile buluştu. Karımın ağzı kapalıydı, Nizamettin de ruj sürer gibi dudakların üzerinde sikini hareket ettiriyordu. Birdenbire beklenmedik bir şekilde karım dudaklarını araladı. Bunu gören Nizamettin yarağını karımın dudakları arasında ağzının içine doğru kaydırmaya başladı…

Karım sol eliyle Nizamettinin yarağını tuttu ve sikin üzerine sarılı eşarbı çekti, eşarp yarağın ağzına girmesini engelliyordu. Nizamettin’in damarlı koca yarağı resmen karımın ağzının içine yuvasında hareket eden bir piston gibi ritmik şekilde bir ileri bir geri gidiyordu. Karım yarağı dibinden tutmuş hareketlere yön veriyordu. Ağzından belli belirsiz, “Ummm, hımmm!” diye sesler çıkıyordu. Karım yarağı ağzından çıkardı, kökünden başına kadar boylu boyunca öptü. Yanaklarına sürttürdü ve sonunda yarağın başına ‘Mucuk!’ diye bir öpücük kondurdu, “Habi çabuk ol, bir an önce boşal!” dedi.

“Gelmek üzereyim aşkım!” dedi Nizamettin. Karımı yataktan indirip dizleri üzerine oturmasını istedi. Karım dediğini yaptı. Nizamettin ise arkasında ayakta durur pozisyonda, “Hazır mısın aşkım?” diye sordu. “Evet aşkım, istiyorum, boşalt sıcacık döllerini, birtanem!” dedi karım. Nizamettin karımın eşarbını ucundan tutup yukarı kaldırdı. Altındaki siyah bone görünüyordu. Boyu karımdan uzun olduğu için dizlerini hafif kırarak ayağa kalktı. Yarağını bone ile eşarbın arasına soktu. Elleriyle karımın kafasını sabit tutmaya çalışıyodu. Yine aynı şekilde bir am siker kalçalarını hareket ettirmeye başladı…

Bir elimde sigara olanları izlerken, gayrı ihtiyari diğer elim de kalkık sikime gitti. Arkadaşım karımın üzerinde fantazilerini deniyor, ben de onları izleyip yarağımı okşuyordum.

Nizamettin hareketlerini hızlandırmaya başlamıştı, sanırım artık boşalmak üzereydi. Süreli tekrar eden bozuk plak gibi, “Hanife’m, bir tanem, geliyorum aşkım. Eşarbını döllerimle dolduracam aşkım!” diyordu. Karım da, “Gel aşkım gel, boşalt döllerini. Hadi aşkım, attır Hanife’ne, yıka Hanife’ni döllerinle!” diye gaza getiriyordu. Nizamettin, “Aşkım, Hanife’m, ahhhh, geliyorummm aşkımmm!” dediğinde, karım, “Gel aşkım, gel artık…” derken, Nizamettin birden durdu. Ve “Oğğğhhhh!” diye böğürerek boşalmaya başladı…

Bir süre öylece durdular. Nizamettin’in yarağı eşarbın altından belli oluyordu. Döllerini her püskürtmesinde hortum gibi hareket ediyordu. Son bir kez daha yarağını ileri geri hareket ettirdi ve yatağın kenarına oturdu. Heybetli yarağı yavaş yavaş sönüyordu. Yatağın üzerindeki eşarbı aldı ve yarağını temizledi. Karım kalktı ve yanına oturdu. Nizamettin’e sarılıp başını omzuna koydu ve “Ne kadar çok boşaldın öyle, saç diplerime kadar attırdın!” dedi. Nizamettin eşarbın dış kısmına bakıp, “Sen birde dışarısını görmelisin!” dedi.

Gerçekten de Nizamettin çok fazla boşalmıştı. Eşarbın üstü dölle kaplıydı. Karım kontrol etmek için elini eşarba değdirince parmakları ıslak ve yapış yapış sıvıya değdi. Karım, “Ne yapacağız şimdi Nizamettin?” diye sordu. Nizamettin, “Hiçbir şey!” dedikten sonra elindeki eşarpla karımın başındaki döllerle kaplı eşarbını kuruladı. Sonra da, “Oldu bitti, belli olmuyor bak, zaten birazdan kurumaya başlar!” dedi.

Nizamettin hemen giyinmeye başladı. Karım ise onu seyrediyordu. Nizamettin giyindikten sonra karımla sarılıp öpüşmeye başladılar. Nizamettin, “Bu gece seni düşüneceğim, hep aklımda olacaksın!” dedi. Karım, “Yanında aynı yatakta olmayı aklında olmaya tercih ederim!” deyip, ortalığa çeki düzen verirken, Nizamettin odadan ayrıldı.

Şok içindeydim. Gördüklerim hayal değil gerçekti. Biraz zamanları olsa kesinlikle sikişeceklerdi. Videonun devamını merak bile etmiyordum. Gördüklerim bana yetmişti. Suçlu kimdi? Bir fantazi nerelere gelmişti! Anladığım kadarıyla karım ilk fırsatta Nizamettin’le sikişecekti. Bu açıktı, ama ya ben, kızmamış, izlemiş ve zevk almıştım!

[Bekir]

Arkadaşımın Karısına Hülle! (1)

Çocukluktan arkadaşım Ramiz ile bir tesadüf sonucu yıllar sonra karşılaştım. İlkokuldan mezun olduktan sonra başka bir ilçeye taşınmıştık, eski mahallemle bağım kalmamıştı. Aradan nerdeyse 30 yıl geçmişti. Ramiz amcasının ve babasının izinden gitmişti. İlahiyat okumuş, özel bir kursta din öğretmenliği yapıyordu. O günden sonra Ramiz ile haftada en azından bir kez telefonlaşmaya, Sosyal Medya üzerinden görüşmeye başladık. Evliydi ama Sosyal Medya sayfasında karısının tek bir fotoğrafı bile yoktu. Oysa kendisinin yüzlerce fotoğrafı ve videosu vardı. Dünya görüşü olarak birbirimizin zıddıydık ama ne de olsa çocukluğuma ait bir hatıraydı Ramiz. Beraber az oynamamıştık. Evlerine çok girip çıkmıştım, rahmetli annesinin yemeklerini az yememiştim.

Birkaç ay sonra evine davet etti. “Yarın akşam gel, sohbet, muhabbet ederiz!” deyince teklifini kabul ettim. Ramiz de artık başka bir semtte oturuyordu, beni dostça karşıladı. Karısının adı Huriye idi. Ramiz’den çok daha gençti. Uzun boylu ve kapalı, tesettürlü ama güzel bir kadındı. Soğuk bir şekilde, “Hoş geldiniz!” dediğinde, “Hoş bulduk!” diyerek elimi uzattım, ama elim havada kaldı. (Ulan salak din hocasının karısına el uzatılmaz tabii ki!) dedim içimden. Ramiz bozulur gibi oldu ama belli etmek istemedi. Ben Ramiz ile salona geçerken karısı başka bir odaya girdi. O akşam çay, tatlı ve meyve ikramını Ramiz kendisi yaptı. Karısı yanımıza hiç uğramadı.

10 yıl evli kaldıktan sonra boşanmıştım, 2 oğlum vardı, anneleriyle kalıyorlardı. Ramiz 5 yıldır evli olmasına rağmen çocuğu olmamıştı. Problemin kimde olduğunu sorduğumda net cevap vermek yerine kaçamak sözlerle geçiştirdi. “Doktora hiç gittiniz mi, bunun artık tedavisi var sonuçta.” dediğimdeyse, “Ben pek inanmıyorum tıbba, Allah vermeyince vermiyor!” dedi. Üniversite mezunu, eğitimli bir adamdı ama sofuluğu hepsinin önündeydi.

Ben yine de doktora gitmelerini tavsiye ettim. Eski baldızım uzun yıllar tedavi gördükten sonra hamile kalmış, anne olmuştu. İsterlerse onların gittikleri doktordan randevu alabileceğimi söylediğimde, “Gerek yok, sağ ol!” diyerek istemedi. Gece boyu yaptığımız sohbette Ramiz ara ara laf sokup durdu. Kendisi gibi dini yönü kuvvetli biri olmadığım için böyle davranıyordu. Hoşlanmadım hareketlerinden, ama yine de sesimi çıkartmadım ayıp olmasın diye. Ancak o günden sonra Ramiz’i aramadım. O beni aradı birkaç kez. Soğuk soğuk yaptığım konuşmalara karşın o gayet sıcakkanlı konuşuyordu. Hatta yine davet etti beni. “Bu sefer yemek de yeriz!” dediğinde kibarca teklifini geri çevirdim. Ondan sonra da uzun bir zaman aramadı.

Ama altı ay kadar sonra bir akşamüstü aradı. Sesi sıkıntılıydı. “Ne oldu, hayırdır?” diye sorduğumda karısından boşandığını söyledi. Benim için ufak çaplı bir şoktu bu söylediği. “Ciddi misin, ne oldu peki?” dediğimde, “Oldu artık, yapacak bir şey yok!” dedi. Karısının babasının yanına taşındığını, kendisinin de evde kaldığını söyledikten sonra benimle konuşmak istediğini, çok sıkıntılı olduğunu, kabul edersem çok sevineceğini ekledi.

Böyle bir durumda onu yalnız bırakmak istemedim. “Tabii ki gelirim, ne demek!” dedim. Hemen o akşam Ramiz’in yanına gittim. Sesindeki sıkıntı yüzüne de yansımıştı, zayıflamış gibiydi. “Kavga mı ettiniz, niye boşandınız, nedir sebebi?” diye sorduğumda, “Derin mesele. Bir sürü sebep var aslında ama en önemlisi çocuğumuzun olmaması. Allah bize bir evlat nasip etmedi. Çok istedik ama olmadı. Sık sık tartışıyorduk bu yüzden. En son tartışmamızda daha fazla dayanamayıp üçüncü defa boşadım. Evden kovdum, babasının yanına gönderdim!” diye karşılık verdi.

“Resmi olarak boşanmadınız mı yani?” diye sordum, şaşırmıştım. Ramiz başını kaldırıp, “Benim için resmi nikahın bir önemi yok, formalite icabı yapılan bir şey. Dini nikah olmadan evlilik olmaz, bizim de nikahımız düştü, artık evli değiliz!” dedi. Ramiz sandığımdan daha sofu bir adamdı.

Beni salonda bırakıp mutfağa gitti. İki bardak çayla döndü. Boşanmıştı ama yaptığına pişman olduğu her halinden belliydi. O da sanki ne düşündüğümü anlamış gibi, “Huriye’yi boşadım boşamasına ama pişman oldum. Bir hata ettik, nefsimize yenildik, şeytana uyduk. Arayıp konuştum, pişman olduğumu söyledim, o da benim gibi pişman, sakarya escort barıştık. Anlayacağın o da dönmek istiyor…” dediğinde, araya girip, “Ne güzel işte, dönsün, madem barıştınız daha ne diye üzülüyorsun?” dedim.

Ancak Ramiz bana öyle bir baktı ki küfreder gibiydi. “Ah benim güzel arkadaşım, her şey o kadar kolay olsa keşke. Dini meselelerde zayıf olduğun gene belli oldu. Bir hata ettik, boşadık karıyı ama geri almanın da şartları var. Kendine göre kuralları, kaideleri var. Üç talakla boşadım ben Huriye’yi. Şimdi yeniden benimle evlenmesi doğru değil, helal olmaz. Yeniden nikah yapsak bile o nikah geçerli olmaz. Huriye’nin önce başka biriyle evlenmesi, ondan boşandıktan sonra benimle evlenmesi gerekli. Öbür türlü hemen nikah yapamayız!” dediğinde şaşkınlığım daha da arttı. “Nasıl yani, yenge önce bir adamla evlenecek, ondan boşanırsa seninle evlenecek öyle mi?” diye sordum emin olmak için.

Ramiz başını sallayarak, “Aynen dediğin gibi, önce birini bulup evlenecek, nikah kıyılacak, ondan da boşandıktan sonra benimle evlenecek. Öbür türlü evlenemeyiz. Seni de bunun için çağırdım zaten!” dediğinde olduğum yerde kıpırdadım ister istemez. “Ne demek bu, nasıl yani?” diye sorduğumda, “Şey, senden Huriye ile evlenmeni istiyorum!” deyince göğsüme ayı oturmuş gibi oldu. “Ne demek bu Ramiz, nasıl iş bu dediğin, tövbe tövbe!” dediğimde, kalkıp yanıma oturdu.

Elini dizime koyup, “Beni dinle, bunun dinen böyle olması gerekiyor. Arkadaşım olarak da senden yardım istiyorum. Huriye ile aranda dini nikah yapılacak, bir zaman onunla evli kalacaksın, ondan sonra da boşanacaksın. O zaman Huriye benimle evlenebilir. Şeyhimle konuştum, bunun başka yolu yok. Huriye Şeyhimin kızıdır. İşin kötü tarafı da o zaten. Cemaat içinde duyulur edilirse Şeyhim de ben de insan içine çıkamayız. Cemaat içinden biri olmaz. Kimsenin tanımadığı, bilmediği biri lazım bize. Şeyhim ehli namus, feraset sahibi, düzgün birini bulmamı istedi benden. Ben de seni seçtim. Ayrı dünyaların insanı olsak da etrafımda güvenebileceğim başka kimse yok. Senden Allah rızası için yardım istiyorum!” dedi. Sözleri biterken hafiften ağlıyordu, gözleri nemlenmişti.

“Hülleci mi olacağım yani?” dediğimde ise birden coşup ellerini kaldırdı havaya ve “Tövbe haşa, tövbe haşa!” dedi sert bir sesle. “Hülle sonradan uydurulan bir şey, öyle bir şeyin dinde yeri yoktur. Tövbe de Sinan, günaha girme. Bu hülle değil, gerçek bir nikah olacak. Şeyhimin belirleyeceği bir süre boyunca Huriye ile evli kalacaksın, ondan sonra da boşanacaksın. Başka yolu, çaresi yok bu işin. Ama Hülle deme sakın, günaha girme!” dedi.

İlk andaki coşkulu hali kaybolmuş yeniden sakinleşmişti. Ramiz beni ikna etmek için dil döküp durdu bir süre. Unuttuğum, çocukluğumuza dair anılarımızı anlattı. İki elimi hararetle tutmuş ağlamaya başlamışken sonunda yelkenleri suya indirip, “Tamam tamam, yeter artık ağlama, yapacağım, ne istersen yapacağımé” dedim. Sıkı sıkı sarıldı boynuma, hatta elimi bile öpmeye kalktı ama izin vermedim. O gece yapılacak nikahla ilgili konuşup anlaştık. Nikahı Şeyhim dediği kayınbabası kılacaktı. İki de şahit getirecekti. Nikahın gününü ve saatini kararlaştırdık.

Ertesi hafta Cuma öğleden sonrası için izin aldım. Ramiz beni arabasıyla işyerinin oradan alıp Şeyhin evine götürdü. Fatih’te iki katlı, eski ahşap bir evin önünde durduk. Arabadan inecekken Ramiz ceketinin cebinden 1.000 Dolar çıkarıp uzattı. “Bu ne böyle?” diye sorunca, “Bunu mehir olarak geline vereceksin!” dedi. Pek anlamadım ama parayı cebime koydum.

Kapıyı üstünde uzun bir hırka olan genç bir adam açtı. Eliyle gösterdiği odaya geçtik. Yerdeki minderlerin üzerinde yaşlı, kafasında sarık olan çember sakallı bir adam vardı. Gri bir şalvarla gene gri bir hırka vardı üstünde. Yerinden kalkmadan elini uzatınca Ramiz atıldı, önünde diz çöküp elini öpüp başının üstüne koydu. Ben de aynısını yaptım gayriihtiyarî. Şeyh denilen adamın yanında birisi daha vardı. Şahitti anlaşılan. Adam oldukça sessizdi, şaşı gözleriyle beni süzüyordu. Bize kapıyı açan genç de gelip karşımıza oturduğunda Şeyh beni tanımak için sorular sordu, ben de kendimce doğru olduğuna inandığım yanıtlar verdim.

Cevaplarım kendisini pek tatmin etmemiş gibi sakarya escort bayan görünüyordu, ancak Ramiz, “Ben kefilim Şeyhim, Sinan kardeşime her türlü kefilim!” deyince, Şeyh, “Tamam o zaman. Huriye’yi çağırın gelsin!” dedi. Bize kapıyı açan genç fırlayıp odadan çıktı. Az sonra merdivenlerden ayak sesleri geldi. Gencin ardından Ramiz’in boşandığı karısı, benimse karım olacak Huriye Hanım içeri girdi. Etekleri yeri süpüren uzun siyah bir çarşaf giymişti. Elleri ve yüzü bile kapalıydı, sadece küçük bir aralıktan gözleri görünüyordu.

Şeyhin yani babasının işaretiyle yanıma oturduğunda Ramiz odadan çıktı. Şeyhin huzurunda nikahımız kıyıldı, adamla genç şahitlik yaptı. Şeyh, “Mehir olarak ne vereceksin?” deyince Ramiz’in verdiği parayı çıkarıp uzattım. Şeyh parayı kızına yani karıma vermemi istediğinde ona uzattım. Siyah eldivenli elini uzatıp çekinerek aldı parayı. Sonrasında şahitler ve Huriye Hanım odadan çıktılar. Şeyh ile baş başa kalmıştım.

Bana Huriye Hanım ile en az 3 ay boyunca evli kalmam gerektiğini söylediğinde, “Nasıl isterseniz!” dedim. İşim bitmişti, nikah da yapılmıştı. “Bana müsaade, elinizi öpeyim!” diyerek yerimden kalkmak istediğimde, “Nereye?” dedi geriye yaslanarak. “Gidiyorum, nikah yapıldı ya?” dediğimdeyse, “Bu iş böyle olur mu yahu, Allah’ı mı kandırmaya çalışıyorsun sen? Ramiz seninle konuşmadı mı?” dedi sinirlenmiş gibi.

Boş boş baktığımı görünce, “Bu öyle basit bir şey değil, sen anlayamamışsın durumu. Sen şimdi benim kızımla evlendin, gerçek bir evliliktir bu. Gerçek evliliklerde ne olur? Karı kocanın vazifeleri vardır. Görevleri vardır. En az 3 ay boyunca Huriye ile evli kalacaksın, bu gerçek bir evliliktir. Sen anlayamadın mı” dedi sakallarını çekiştirirken.

“Valla kusura bakmayın, tam anlayamadım. Nikah oldu, tamam. 3 ay sonra da boşanacağım kızınızdan. O süre boyunca ne olacak yani, nasıl bir şey bu anlamadım ki?” dediğimde Şeyh oflayıp pufladı. Elindeki kehribar tespihi çekerken, “Bak evladım, sen belli ki dini hükümler konusunda zayıfsın. Olabilir. Herkes bizim gibi olacak değil elbette. Senin anlamadığın şey bu gerçek bir evlilik, bunu çözemedin mi? Karı koca aynı evin içinde yaşayacaksınız, aynı sofradan yiyeceksiniz, aynı yatağı paylaşacaksınız!” dediğinde beynimde şimşekler çaktı birden.

“Nasıl yani, bu nasıl iş Hocam? Kızınızla ben, yani, öyle şey olur mu, o Ramiz’le evlenmeyecek mi?” dedim. Şeyh sakalların örttüğü ağzında parlayan dişleriyle gülümsedi, “Evladım, Ramiz’le evlenecek ama bunun zamanı var. O zamana kadar da seninle evli kalacak. Belli ki Ramiz sana utandığı için anlatamamış durumu. Sen şimdi Huriye ile gerçekten evlendin, gerçek birer karı koca oldunuz. Bundan sonra en az üç ay boyunca sen nereye Huriye oraya, anladın mı? Şimdi karını al, evine götür. Karı koca ne yaparsa nasıl yaşarsa sen de onu yap, öyle yaşa!” dedi. Bir şey dememe izin vermeden de eliyle çıkmamı istedi.

Odadan çıktığımda Ramiz yan odada sandalyede oturuyordu. Beni görünce ayağa kalktı, “Ne oldu, ne konuştunuz?” diye sordu elimi tutup. Fısıltılı bir sesle, “Ya Ramiz, senin Şeyhin bir şeyler dedi ama benim kafam almadı. Bak şimdi kardeş, ben senin karınla evlendim!” dediğimde sözümü kesip, “O artık senin karındır!” dedi. “İyi tamam, öyle olsun. Şimdi evlendim ben, adam diyor ki bana al karını götür, siz artık karı kocasınız diyor. Bu nasıl iş Ramiz?” dedim dişlerimi sıkarak.

“Evet, doğrudur. Huriye ile sen karı koca oldunuz. Bu gerçek bir nikahtır. Ben sana söyleyemedim. Hem utandım hem de belki sen biliyorsundur diye sözünü etmedim. Şeyhimin dediği gibi en az 3 ay boyunca evli kalacaksınız, bu işin kuralı bu!” dediğinde onu sarstım. “Ulan geri zekalı, adam aynı yatağı paylaşacaksınız dedi bana, bu ne demek, nasıl iş böyle?” dediğimdeyse yüzüme bakmadan, “Sinan bu işi daha fazla uzatma, kurallar açık, Şeyhim sana söylemiş, ne denmişse onu yapacaksın. Huriye yukarıda, onu alıp evine gidebilirsin!” dedi.

“Ulan oğlum, ben bunu göstermelik bir şey sanıyordum, şimdi nasıl onu alıp eve götüreyim. Benim çocuklarım geliyor eve, onu görürlerse ne olacak? Hem sen nasıl bir adamsın lan? Karın benimle yatacak diyorum sana? Pezevenklik mi yapıyorsun sen?” dedim sinirle. Ramiz sağ elini ağzımın escort sakarya üstüne koyup bastırdı, “Tövbe de Sinan, o nasıl söz öyle? Dinimiz ne emretmişse ben onu yapıyorum, senden de yardım istedim. Böyle yapacağını bilseydim hiç konusunu açmazdım!” dedi. Ağzımdaki titreyen elini çekti. Sonra da bir şey demeden evden çıktı. Şahitlik yapan gençle adam da görünmüyorlardı. Anlaşılan evde Şeyh ve Huriye Hanımdan başka kimse yoktu.

Ne yapacağım ne edeceğim diye düşünürken odanın kapısı açılıp Şeyh çıktı. Düşünceli halimi görüp, “Ne var ne oldu, sen niye hala gitmedin?” diye sordu. Ona konuyu olduğu gibi anlattım. Derin derin iç geçirdi, elindeki tespihi hırkasının cebine koyup, “Sen artık evli bir adamsın. Huriye de senin haremindir, helalindir. Çocukların ona bir şey derler diye korkuyorsan hiç korkma, o da artık onların anaları olmuştur. Şimdi karını al evine götür, bütün bunları da dert etme!” dedi. (Bu nasıl iş amına koyayım!) dedim içimden birkaç sefer. Sonra da Şeyhin bakışları arasında ahşap merdivenlerden yukarı çıktım.

Kapısı açık odalardan birindeydi Huriye Hanım. Yatağın üstünde oturmuştu. Önünde iki tane büyük valiz vardı. Beni görünce ayağa kalktı. Küçücük aralıktan kahverengi parlak gözleriyle beni süzdüğünü görüyordum, bir şey demeden bir süre öylece kaldık. “Beraber gitmemiz gerekiyormuş. Yani benim evimde yaşayacakmışsınız artık. Ben bunu bilmiyordum, benim için de sürpriz oldu ama artık yapacak bir şeyimiz yok!” dediğimde, “Nasıl buyurulmuşsa öyle olacaktır elbette!” dedi fısıltılı bir sesle. Gene bir sessizlik oldu odada, ne diyeceğimi bilmiyordum çünkü.

“Bunlar mı eşyalarınız?” diyerek valizleri gösterince, “Evet!” dedi yine fısıldayarak. Valizleri kaptım, oldukça ağırlardı. Benim peşimden kendisi de siyah bir sırt çantasıyla deri çantasını alıp merdivenlerden indi. Şeyh kapının önündeydi. Huriye Hanım babasının elini öpünce ben de öptüm. Şeyhin yüzü gülüyordu şimdi. Omuzlarımdan tutup sarstı beni. “Artık sen de benim damadım oldun. Bundan sonra ne zaman istersen yanıma gelebilirsin. Huriye sana söyler nasıl yapacağını!” dedikten sonra da bizi evden yolcu etti.

Sokağın başına kadar elimde valizlerle yürüdüm, Huriye Hanım da birkaç adım arkamdan geliyordu. Bu arada kalın, yüksek topuklu siyah ayakkabılar giydiğinden ‘Tak tuk!’ sesleri dar sokakta yankı yapıyordu. Geçen bir taksiyi durdurdum. Evin adresini söyledim. Yol boyu ne yapacağımı düşünüp durdum ama işin içinden çıkamıyordum. Evim büyük bir sitede 2+1 dairelerin olduğu bloktaydı. Komşuluk ilişkileri hemen hemen yok gibiydi. 2 yıldır oturduğum binada tanıdığım tek kişi kapıcıydı. Kimse kimsenin hayatına karışmıyordu, bu iyi bir şeydi.

Asansöre bindik. İlk kez bu kadar yakındık birbirimize. Huriye Hanım başını önüne eğmişti. Yüksek topukluları ile boyu hemen hemen benimle aynı hizaya gelmişti. Dokuzuncu kattaki daireme geçtik. Genelde düzenli, tertipli birisi olduğum için evde dağınıklık yoktu. Huriye Hanım’a küçük evin odalarını, mutfağını ve banyosunu gösterdim. “Güzelmiş!” dedi sadece.

Yatak odasına valizlerini koydum, kendisi de odaya geçtikten sonra kapıyı kapattı. Salona geçip oturdum koltuğa. Çocukluk arkadaşıma yardımcı olmak için bir işe girmiştim ama işin ucu hiç tahmin edemediğim noktalara gelmişti. Göstermelik bir nikah olacak sanmıştım, oysa şimdi yatak odasında eski karısı vardı, benim de yeni karımdı.

Çocuklarıma durumu nasıl açıklayacaktım. Büyüğü 10 küçüğü 6 yaşındaydı. Anneleri ile biraz problemli ayrılmış olsam da halen görüşmeye devam ediyordum. Sonuçta iki çocuğumun annesiydi. Çocukları iki haftada bir Cumartesi günleri alıyor, beraber gezip eğleniyorduk. Ama arada eve de getiriyordum. Şimdi gelip Huriye Hanımı görürlerse ne olacaktı?

Yanıtsız sorular kafamda gidip gelirken yatak odasının kapısı açıldı. Az sonra da Huriye Hanım göründü. Başka bir şekle, başka bir kimliğe bürünmüştü şimdi. Üstündeki çarşafını çıkarmıştı. Uzun ve dar siyah bir etekle kırmızı göğsü açık, kısa kollu bluz giymişti. Şişkin memelerinin derin çatalı meydandaydı. Ayaklarında siyah file çoraplar vardı. Çıplak bembeyaz göğsü ve kolları ile ayakta duruyordu. Saçlarını da açmıştı, sırtına inen uzun siyah saçlarını arkadan atkuyruğu yapmıştı.

Onu böyle görünce heyecanlandım. Ayağa kalkıp oturmasını istedim, ben de yeniden oturdum. Ramiz’in eski karısı tam bir afet-i devrandı. Ama artık benim karım olmuştu. Ve gerdeğe girme zamanı gelmişti…

[Sinan]

deryanın halleri 2

deryanın halleri 2

yine annemin teyzemlerde kaldığı bir akşam geç vakitte derya salondaki büfeden viskiyi alarak içmeye başladı.zaten son zamanlarda daha asabi ve
çekilmez olmuştu.teklifimin üstünede bana yanaşmamıştı bir kaç ima ettim ama oralı bile olmadı neyse biz denizle tv falan seyrederken derya benim
saydığım kadarıyla 2 veya ^3 KADEh içti kendi kendine deniz bir ara içerideyken dderya bana -AKŞAMA GELECEĞİM KABÜLÜM dedi biliyordum .PARAYA İHTİYACI VARDI.VE
SÜREKLİ HUSURSUZLANIYORDU.VE SONUNDA DAYANAMIŞ TEKLİFİMİ KABUL ETMİŞTİ.PİS PİS SIRITARAK “BEKLERİM CANIM” DEDİM.SONUNDA OLACAKTI.DERYAYI YALAYARAK KUDURTACAK
ALTIMA KENDİ İSTEĞİYLE ALACAKTIM.ŞİMDİ SABIRSIZLIKLA HERKESİ YATMAYA GİTMESİNİ VE GELECEĞİ SAATİ BEKLEMEYE BAŞLADIM.
ÖNCE DERYA SONRADA DENİZ ODASINA GİTTİ.BENDE ODAMA GEÇEREK İLERLEYEN SAATLERDE OLACAKLARI HAYAL ETMEYE BAŞLADIM.1-1.5 SAAT SONRA FALAN DERYA GELDİ.
SATEN GECELİĞİYLE İÇ ÇAMAŞIRSIZ eskişehir escort OLARAK KARŞIMDA DURUYORDU.YİNE SOKAKTAN GELEN LOŞ IŞIĞIN YANSIMASIYLA TÜM HATLARINI GÖRÜYORDUM.YATAKTAN DOĞRULURKEN ODA
BANA ” HADİ UZATMA ACELE ET” DİYEREK GECELİĞİNİ HAFİFÇE SIYIRARAK KAFAMI KENDİSİNE BASTIRDI.ÖYLE OLMA DİYEREK ONU YATAĞA DEVİRDİM.KENDİM YERE Dİ ÇÖKEREK BACAKLARINI
OKŞAMAYA VE HAFİF HAFİF ÖPMEYE BAŞLADIM.BALDIRLARINDA KASIKLARINA DOĞRU ACELE ETMEDEN ÖPEREK VE YALAYARAK YUKARILARA ÇIKTIM.AMI TARŞLIYDI.
HAFİFTEN DİLİMİ DEĞDİRDİĞİMDE İRKİLDİ.ARTIK BİR ELİM BACAĞINDA GEZİNİYOR BİR ELİM KALÇASININ YANLARINI OKŞUYOR.AĞZIMDA AMININ ÜSTÜNDE TÜM HÜNERLERİMİ
GÖSTERİYORDUM.DİL ATIYOR EMİYOR YALIYORDUM.BIZIRINI BULMUŞ HER DOKUNUŞUMDA İRKİLMESİNİ SAĞLIYORDU.NEFESİ SIKLAŞMIŞ VE SESLİ OLMAYA BAŞLAMIŞTI.
AYNI ZAMANDA ISLANMIŞTIDA.ZEVK VERECEĞİMİ BİLİYORDUM.BELKİDE BU AKŞAM İÇKİYİ BU SEBEPLE İÇTİ.KAFASI İYİYKEN eskişehir escort bayan ORTAMI KALDIRABİLECEĞİNİ DÜŞÜNDÜ.KİMBİLİR…?
ARTIK AĞZIM AMINDA İYİCE HIZLANMIŞTIM.SOL ELİMİ MEMELERİNE ATARAK YOĞURMAYA BAŞLADIM.SAĞ ELİMLEDE ALETİMİ ÇIKARARAK 31 ÇEKİYORDUM.ARA ARA ONA BAKTIĞIMDA
KAFASINI ARKAYA ATTIĞINI ÇARŞAFLARI SIKTIĞINI GÖRÜYORDUM.İYİCE KUDURMUŞTUM.ODA KUDURMUŞTU.ELLERİYLE KAFAMI AMINA DOĞRU BASTIRDI VE TİTREYEREK SARSILMAYA BAŞLADI.
BEN YAVAŞLADI VE O ARA ARA SARSILIRKEN YAVAŞ YAVAŞ ÖPTÜM AMINI.BOŞALMIŞTI.10 DAKİKA YA OLMUŞTU YA OLMAMIŞTI…BENDE ACAYİP UYARILMIŞTIM.BİR YANDAN 31 E DEVAM EDERKEN
YİNE HIZLANDI DİLİM DUDAĞIM.HIZLI NEFES SESLERİYLE KESİL KESİK İNLEMELERİYLE ONA AMAN VERMEDEN İYİCE GÖMÜLDÜM AMINA.BİR KAÇ DAKİKA DAHA GEÇMİŞTİKİ YİNE SARSILARAK TİTREMEY BAŞLADI
YİNE BOŞALTMIŞTIM.YÜZÜNE BAKTIM AĞLAR GİBİ ŞAŞKIN GİBİ BİR HALİ VARDI.TEK KOLUNU YÜZÜNÜN ÜSTÜNE GETİRİRKEN “YETER” DEDİ.
OLMAZ escort eskişehir BEN DAHA BOŞALMADIM
-LÜTFEN.YETER.
AĞZIN BURNUM SIVILARIYLA SIRIKSIKLAMDI.
HAYIR…BEN BOŞALANA KADAR YALAYACAĞIM.
DEDİKTEN SONRA TEKRAR AMINA DOĞRU HAMLE YAPARKEN KAFAMI TUTTU.
-LÜTFEN DUR. DEDİ.ÖYLE TATLI DEDİKİ ÇARESİZ HİSSETTİM BİR ANDA.FAZLA ÜSTÜNE GİTMEYECEKTİM.ZAMANIM ÇOKTU.VE ÇOK FIRSATIM OLACAKTI.PEKİ DEDİM DOĞRULARAK.
BAŞKA SEFERE ÖDEŞİRİZ……
BOKTAN BİR SESİZLİK OLDU.YİNE BOKK YEMİŞTİM.HALBUKİ BÜYÜLÜ BİR ORTAM VARDI.İÇİNE ETMİŞTİM..CİDDİLEŞEREK YATAKTAN KALKTI VE “ÖDERİZ” DEDİ BUZ GİBİ BİR SESLE.KAPIDAN
ÇIKARKENDE HAFTA SONU LAZIM PARA VERİRSİN DEDİ VE GİTTİ.
ELİMDE KALKMIŞ YARRAĞIM BOŞALMADAN KALMIŞTIM.VE BİR ANLIĞINADA OLSA SEVGİ VE AŞK DOLU ORTAMIDA BOZMUŞTUM.TOPARLANDIM VE UZANDIM.NEREDEN NERELERE GELMİŞTİK.KULAĞIMDA HALA LÜTFEN DEYİŞİ VARDI.
O SESE O TONA O TAVRA AŞIK OLMUŞTUM ADETA.KENDİNE GEL DİYEREK KENDİME KIZDIM.BU EVİN İÇİNDE BU OLAYLARI DAHA NE KADAR VE NASIL İDARE EDERİM DİYE DÜŞÜNMEYE BAŞLADIM.
SONRA YİNE PLANLAR KURARKEN YİNE O BİLDİK FIRLAMA VE PİÇ HALİME DÖNDÜM.BU AKŞAM EROKSİYONUM MUTLU SONA KAVUŞMAMIŞTI YARIN DENİZE YANAŞARIM D

Hicran teyzenin ayaklarina kapandim

Hicran teyzenin ayaklarina kapandim

Annemim arkadasi Hicran Teyze yillardir bize ara ara misafirlige gelir, annemle cay kahve icerler, dedikodu yaparlardi. Ilkokulda okurken bu muhabbetlerden canim cok sikilirdi ve genelde sokaga cikar oynardim. Ortaokula geldigimde ise Hicran Teyze’yi gordugumde icimde garip bir kipirti olmaya basladi. Orta yasli kadin kocasinin da hali vakti yerinde oldugu icin kendini koyvermemis, aksine giyimine kusamina ozen gosteren biriydi. Misafirlige hep kendi terlikleri veya temiz ayakkabilari ile gelirdi. Boyle ayakkabilari annemde gormuyordum, o yuzden cok ilginc geliyordu.

Bir ogleden sonra Hicran Teyze yine misafirlige gelmisti, ben de misafir odasina onlarin yanina gelmis, Hicran Teyzenin bakimli ellerine, tirnaklarina, ayaklarina bakip, bir hos oluyordum. Aksama dogru annem dedi ki, “ay Hicran, kusura bakma canim, bizim kiz birazdan okuldan cikacak, ben onu alip geleyim, sen biraz otur.”

Annem ufak kardesimi almaya gitmek icin cikinca Hicran Teyze ile misafir odasinda yalniz kaldik. “Eee, anlat bakalim, okul nasil gidiyor,” dedi. Titrek sesle bir seyler geveledim. Surekli yere bakiyordum. “Ay sen ne utangac bir cocuksun ayol, niye oyle?” deyip bir kahkaha ativerdi.

Dayanamadim, ayaga kalktim. Bir iki adim atip, Hicran Teyze’nin onune geldim. Sonra dizlerimin uzerine coktum. Gozlerimi ayaklarindaki uzun topuklu terliklere dikmistim. Kadin sok olmus, ne yapacagini bilememis, hayretle beni izliyordu.

“Ne kadar guzel,” dedim. Ve aylardir hayalini kurdugum o guclu ayakbileklerine ilk kez dokundum.

Kadin ilk anin sokunu uzerinden attiktan sonra, kendine geldi. Benim gibi ortaokulda, biyiklari yeni terleyen bir gencten korkacak degildi ya. Bu oyun hosuna gitmisti belli ki. Hic bir sey demedi. Hatta ayaklarini biraz daha yuzume yaklastirdi…

Kendimden gecmistim. Ayaginin uzerindeki bronz teni oksuyordum. Daha da egildim, kadinin onunde yerlere cokmustum. Kopek gibi ayakparmaklarini kokluyordum. Uzun ayaktirnaklari burnuma, dudagima batiyordu. “Op,” dedi.

Opmeye basladim. Hicran Teyzenin icinde bambaska bir kadin uyandi. Bir ayagi ile kafami diger ayagina bastiriyordu. Arada bir kafami ufak ufak tekmeliyordu. “Boylesiniz iste erkekler, kopeksiniz,” deyip bir kahkaha ativerdi.

“Hicran teyze…” diye bir ic gecirdim… Ayagini kaldirip terligin altini yuzume surmeye basladi. Guluyordu. Ayaginin altini opup yalamaya basladim. Kafami ayagiyla hafifce yana itip, “annen gelir simdi, git otur yerine…” dedip bir kahkaha atti. “Aferin, cok hosuma gitti.”

Bakici Kadin – 2

Bakici Kadin – 2

Daha önce kızımın bakıcısı ile birlikte yaşadıklarımızı “Bakici Kadin” başlıklı hikâyede anlatmıştım. Bu onun devamı…

Yaşadığım o güzel günden sonra artık özellikle oyalanıyordum ki karım gitsin biz de Necla ile baş başa kalalım diye. İlk kez beraber olduğumuz günü ertesi sabahı eşim gittikten sonra bu geldi ben kapıyı açıp bunu içeri aldım. Sokak kapısını kapatır kapatmaz dudaklarına yapıştım. Bu ilk başta istediğim şehvetle karşılık vermese de sonrasında oda azmış olacak ki karşılık vermeye başladı. Dilimi ağzının içinde gezdiriyordum bu ne yapacağını bilmeden karşılık vermeye çalışıyordu. Bir yandan bunu öpüyor bir yandan da bir elimle göğüslerini okşuyordum. Göğüslerini okşadıkça bunun inlemesi artmaya başladı. Bluzunun düğmelerini açıp göğüslerini sütyenden kurtardım. Daha öncede söylediğim gibi g0öğüsleri oldukça büyüktü. Sütyenin kopçasını açmadığım için göğüslerini çıkarmak zor oldu ama sütyen alttan destek verince çok daha güzel gözüküyordu. Yaşındna dolayı olan sarkıklıkta kayboluyordu. Altında hafif diz altı boyunda bir eteği vardı. Elimi göğüslerinden indirip eteğini sıvadım. Parmaklarımla amını okşuyordum. İç çamaşırı ıslaktı ve amı sulanmaya başlamıştı. İlk önce altındaki külotlu çorabı sonrada külotunu çıkardım. Bir ayndan göğüslerini emiyor öte yandan orta parmağımı amına sokup çıkarıyordum. İnlemeleri iyice artmaya başlamıştı. Eliyle pantolonumun üstünden beni okşuyordu. Boyu benden kısaydı. Bu yüzden hem göğüslerini emmek hem de parmağımı amına sokmak için eğik pozisyondaydım. Bu sikimi pantolondan dışarı çıkarmak istedi ama başaramadı. Çünkü uzak kalıyordu. Bir iki denemden sonra “Ona dokunmak istiyorum ne olur çıkar onu” dedi. Bende hemen pantolonu çözüp boxer indirdim bunun eline verdim. Rahat okşasın diye buna yaklaştım ve dudaklarından öpmeye başladım. Böylece beni çok daha rahata okşaya biliyordu. Sikim onun okşaması ile birlikte sertlikte en üst noktaya gelmişti. Bu “Ohhh çok güzel oldu bu” deyip önümde diz çöktü benimkini ağzına almaya başladı. Süper sakso çekmiyordu ama karım bunu hiç yapmadığı için bana süper gibi geliyordu. Biz bunların hepsini sokak kapısının olduğu antredeki ayakkabılığın yanında yapıyorduk. O kadar güzeldi ki yatak odasına gitmek aklıma bile gelmedi. Hem böylesi daha sıra dışı ve güzel oluyordu. Bir süre sonra bunun ayağa kaldırdım ve sırtını bana çevirdim. Kulağına doğru uzanıp eğilmesini söyledim. O da burada mı gibilerinde baktı bende ellerini tutup ayakkabılığın alçak olan yerine dayadığımda tam domalmış durumdaydı. Hemen arkasına geçtim ve eteğini sıyırıp belinin üstüne attım. Burada yapmayalım apartmandan duyan olacak dedi ama benim umurumda değildi. Eğilip amını yalamaya başladım. Bu resmen inliyordu. Sesi duyulmasın diye elini ısırıyordu. Amı iyice sulanmıştı. Bende hemen kalkıp sikimi amına yerleştirdim ve içine bir seferde soktum. Bu ağzında eli olmasına rağmen dayanamadı bir çığlık attı. Hılzı bir şekilde pompalıyordum. Artık amının sularından dolayı şap şap sesleri çoğalmıştı. Necla da iyice haz almaya başlamıştı. Kalçasını bir o yana bir bu yana sallıyordu. Hatta ben pompalamayı kestiğimde bu götünü ileri geri yapıp beni içine alıp dışarı çıkartıyordu. Bir süre onun hareket etmesini zevkine vardıktan sonra ben yine pompalamaya başladım. Onu iyice zevek getirmek isitoyrdum çünkü o zevke geldikçe sikime uyguladığı baskı artıyor bende daha çok zevk alıyordum. Bu yüzden pompalarken üstüne eğildim elimi göbeğinin altından uzatıp parmaklarımla klitorisini okşuyordum. Bu onu iyice çılgına çevirmişti. Ahhhh ahhhh evet evet devam et, daha hızlı” diye inliyordu. Bende hem sikimin hemde parmağımın temposunu arttırmıştım. İyice azan Necla kalçalarını öyle bir sallıyordu ki sikim neredeyse amından çıkacak noktaya geliyordu. Bu da hem beni hem onu iyice azdırıyordu. Bunun ritmi iyice bozulmaya başlamıştı. Gelmek üzereydi ama benimde dayanacak halim kalmamıştı. Ama ondan önce gelip onun zevkini de yarım bırakmak istemiyordum. Kendimi resmen sıkıyordum ama patlamak üzereydim ki bu kasılarak ve inleyerek boşalmaya başladı. Boşalmanın verdiği kasılmanın basıncı ile zaten zor tuttuğum döllerim içine adeta bir volkan gibi fışkırmaya başladı. Necla içine boşalmamın verdiği hazla iyice inlemeye başladı. İkimizin de kasılmaları yaklaşık aynı zamanda bitti. Sikim yavaş yavaş inmeye başlamıştı bu da ayakkabılığa tutunarak olduğu yere oturdu. Bitirdin beni ben hayatımda böyle bir şey yaşamadım dedi zevkin verdiği gülümseme ile. O yere oturmuş ben ise ayaktaydım ve sikimden onun suları ile karışık hala döllerim damlıyordu. Bu soluk soluğa kalmasına rağmen boşuna gitmesin bu muhteşem şeyler dedi ve inmeye başlayan sikimi ağzına alıp akan dölleri bir güzel emdi ve yuttu. Bu da benim bittiğim an oldu. Bu sikimi emmeyi bırakınca bende olduğum yere yanına oturdum ve başımı o kocaman muhteşem memelerine dayayıp yattım. Bir on dakika kadar bu pozisyonda kaldık. Sonra kalktık bu önce bizim bebeğe baktı ve gelip hala uyuyor dedi. Sonra da banyoya gidip bir güzel duş aldık ve sonra ben işe gittim.

Bu güzel günler böyle devam ediyordu her zaman evden geç çıkmıyordum zaman zaman da eşim şüphelenmesin diye evden çıkıp eşim gittikten sonra dönüyordum. Böyle döndüğüm günlerden birinde de ö güzel ve dar götünü sikmeyi başardım. Zor oldu ama muhteşem bir zevkti. Neyse yeterince uzun oldu. Eğer bunu beğenirseniz onu da başka bir yazımda paylaşırım 😉

Pasif olmaktan haz aldığımı tesadüfen öğrenmiş old

Pasif olmaktan haz aldığımı tesadüfen öğrenmiş old
Merhaba arkadaşlar, anlatacaklarım bizzat yaşadığım şeylerdir. Birçok hikaye bu şekilde başlıyor ancak okuduğunuzda siz karar verirsiniz. İlkokul 3 yada 4. sınıftaydık. İki yakın arkadaşım biri kapı komşumuz ozan diğeri okuldaki sınıf ve sıra arkadaşım ahmet. ahmet o gün ders çalışma yada oyun için bizdeydi. Annem misafirliğie gidiyorum yaramazlık yapmayın ortalığı dağıtmayın deyip çıktı. aradan 10 dakika kadar geçti karşı komşu ozan da geldi. Televizyon izliyorduk. Konu konuyu açtı bir şekilde cinselliğe geldi. Hepimizin kulaktan dolma az çok bildiği bir şeyler var. Onları paylaşmaya başladık. Pipi ne demek sik ne demek yarrak ne demek. Kalkınca sik oluyomuş büyükse yarrak deniyomuş falan gibi çocukça şimdi düşününce aslında komik bir muhabbet. Sikişmek kadına sikini sokarak oluyormuş falan gibi. Sonra konu kendimize geldi. Seninki kalkıyo mu falan gibi. İnanın ayrıntısını hatırlamıyorum kısa süre sonra bir şekilde üçümüz de donları paçalara kadar sıyırmış haldeydik. ahmet ozan a eğil bak göstereyim nasıl oluyor dedi. ozan da mülaim bir çocuk bir iki saniye tereddüt eder gibi oldu. sonra da ben ama dedi. ahmet tamam dedi. ozan eğildi ahmet geçti arkasına kalçaları arasına pipisini sürtmeye başladı. ama delikle alakalı bir durum yoktu. İyi hatırlıyorum. ozan ne olduğunu görmek için arkaya bakmaya çalışıyordu. ben şaşkın halde izliyordum. ahmetinki kısa sürede kalkmıştı. ozan ve benimkine göre daha iriydi. gerçi bizimkiler inikti henüz.. kısa süre sonra ozan kalktı yeter sıra bende dedi. ahmet bana eğil dedi. ben eğildim ozan arkama geçti. aynı şekilde pipisini arama sürtmeye başladı. kısa sürede onunki de sertleşti. ama ben arkamda o beden sıcaklığı hissetmekten çok haz alıyordum. O teslimiyetçi duruş çok hoşuma gidiyordu. kalçalarımı iyice yukarı kaldırıp belimi kırdığımı hatırlıyorum. Sikini yukarı aşağı sürtüşünde deliğime değdiği anlar inanılmaz zevk aldığımı farkettim. Hiç kalkasım yoktu. ahmet dur az da ben yapayım dedi. onunki hala kalkıktı. iki eliyle kalçalarımın yanlarından tuttu, başını direk deliğime dayadı ve bastırdı. zevkten ölüyorum zandım. tüylerimin diken diken olduğunu hala hatırlıyorum. Resmen sikilmek istiyordum üstelik daha sikilmenin sikişmenin ne olduğunu bile bilmiyorduk doğru düzgün. Bu tamamen içgüdüsel bir durumdu. tabi ne krem ne tükürük bilmediğimiz için ancak başının yarısı girer gibi oluyordu. ben önümdeki koltuğu tutmayı bıraktım yüzümü ve göğsümü koltuğa yaslayıp iki elimle kalçalarımı iki yana açtım. Deliğimi daha da açıp onu iyice içime alabilmek içindi çabam.. ahmet iyice zevke gelmiş kıpkırmızı olmuştu. ozan dur ben de yapıym biraz dedi. ahmet yok olmaz dur dedi, itip çekmeye devam ediyordu , başı içimdeydi artık ben kendimi kaybetmiş haldeydim ama belli de etmemeye çalışıyor bir yandan bu iş bitince olacakları da düşünüyordum. ama o an hiç birşey yapamadım, zevkim üstün geldi. zaten hepimiz sırayla yapacaktık, öyle anlaşmıştık gibi şeyler düşünüp kendimi teselli etmeye çalışıyordum. ben bu düşünceler içinde iken ahmetin kasılmalarını hissettim. arkamda bir ıslaklık oldu. kayganlaşma oldu ama siki hemen o anda iniverdi. ben de ayağa kalktım banyoya gittim arkamı yıkadım. sonra ahmet girdi sikini yıkadı. dikkat ederseniz aktif olmak benim içimden hiç geçmedi. belki de tesadüftü. belki de ilk ben aktif olsaydım ahmetin yada ozanın arkasına geçseydim ve onlardan biri benim gibi zevk alsaydı ve domalma sırası bana gelmeseydi ben bu durumumu hiç fark etmeyecektim, bilemiyorum. O gün öylece bitti. üçümüzde de tuhaf bir ifade. arada tebessüm arada düşünceli bir dalıp gitme 🙂 .. Neyse aradan bir hafta kadar bir süre geçti. Biz ahmet le sokakta oynuyoruz. Tabi bu bir hafta zarfında ben sürekli yaşadığım o zevki düşünüyordum ve tekrar yaşamak için can atıyordum. ahmete bak karşıda bir inşaat var bakalım mı dedim. tamam dedi. gittik , biraz gözledik kimse görünmüyor ses gelmiyordu. kaba inşaatı bitmiş sıvası yapılmamış tuğla duvarlar hatırlıyorum. girdik sessizce birinci kata çıktık. sonra ikinci kata, çok heyecanlı bir macera gibi geliyordu bize.. arada durup dinleme falan yapıyorduk o yaşta 🙂 doğuştan askeriz vesselam… ikinci katta loş kuytu küçük bir odaya girdik, gaçen gün bizim evde yapmıştık ya gene yapalım mı istermisin dedim. oluur tamam dedi ahmet, eşofmanları sıyırdık ben eğilip domaldım, ahmet geçti arkama sürtmeye başladı, bir hafta boyunca düşüne düşüne öyle bir kıvama gelmişim ki öncekinden çok daha yüksek bir zevk dalgası içindeydim. henüz sertleşmeye başlamıştı ki ” lan ne yapıyosunuz siz amına kodumun piçleri” diye bir ses !! bir baktık kapıda bir inşaat ustası adam. 50 yaşlarında.. anında toparlandık ama bizi görmüştü. utancımı tarif edemem. adam oğlum daha yaşınız kaç lan sizin dedi. siz nerde oturuyosunuz bakıym dedi o mahallede oturuyorduk ama anlık bir savunma ile daha uzak bir mahalleyi söyledik. adam yanımıza doğru iki adım atınca ahmet bir anda yanından sıyrılıp kaçtı. ben kalakaldım. Bana biraz nashiyat etti. Düzgün iyi niyetli biriydi belli ki. Bu yaptığımız şeyin çok yanlış olduğunu söyledi. Sakın bir daha yapma dedi. Ben de zaten ben bilmiyorum ki arkadaşım söyledi ben bilmem dedim. Ahmeti suçladım saf kandırılmış rolü yaptım. İnanılmaz utanıyor yüzüne bakamkıyordum adamın.. hadi doğru evine dedi. Çıktım gittim. Ertesi gün ahmet le okulda yine aynı sırada.. ne oldu dedi. hiiç bişey olmadı kızdı biraz sakın bir daha yapma dedi. ben de tamam dedim gittim dedim. Ahmetle o olaydan sonra biraz mesafeli olduk. Hiçbirşey olmamış gibi davranıyorduk konu hiç açılmıyordu, arkadaşlığımız da eskisi gibi olmadı hiç. Kapı komşumuz ozanlar ise 2 3 ay kadar sonra taşındılar. Ben arkamdan zevk aldığımı biliyordum artık. Herkes benim gibimiydi, yoksa ben biraz farklı mıydım, bu ayıp utanılacak birşey miydi, devam eden zaman sürecinde bunları değerlendirdim. Bu arada önceleri parmak sonraları salatalık vb cisimlerle anal zevkimi doyasıya yaşıyordum. İlk bir sene boşalma sonrası pişmanlık duyuyor, bir daha yapmıycam diye karar alıyordum. Bir iki saat sonra normale dönüyordum. Benim gibi çok kişi olduğunu okuduğum sex dergilerinde hissettim. Çünkü toplumda karşılığı sanki binde bir seviyesindeymiş gibi olan eşcinsellik konusunun bu derece yoğun işleniyor olmasının tek bir sebebi olabilir o da ; bu konuda yoğun bir talep olduğu gerçeğidir. Bunu fark etmiştim. Ancak düzgün bir aile ortamında yetişmiştim. Annemin de babamın da değer yargıları ve üzerimde normal derecede bir baskı demeyeceğim ama etkileri vardı. Yani güvenlik ve gizlilik benim için olmazsa olmazdı ve hala da öyle. Bu yüzden ne kadar istesem arzu etsem de bir erkekle bu tür bir deneyim yaşamam söz konusu olmadı olamazdı. Ta ki askerlik sonrası internet dönemine kadar… Comming soon 🙂

Kayınpederimin Sayesinde Yediğim Yarraklar! (1. B&

Kayınpederimin Sayesinde Yediğim Yarraklar! (1. B&

Slm, ben Ankara’dan Hümeyra. Ailemin maddi durumu fevkaledeydi. Sevdiğim genç, babamın tabiri ile, ipe sapa gelmez itin ta kendisiydi. Ama sevmiştim onu. Üniversiteyi kazanmama rağmen gitmedim. Bir gece ona kaçtım ve evlendik. Ailem beni birdaha kabul etmedi. Evleneli bir yıl olmuştu ve ben ozamanlar 19 yaşındaydım. Kocamın ailesiyle birlikte oturuyorduk. Gerçekten de maddi imkanlarımız çok ama çok kısıtlı idi. Bir yıl çok büyük maddi güçlüklerle geçti. Kocam girdiği işlerden bir haftada çıkan, çalışmak istemeyen tembel biriydi. Gün geçtikçe de kocama olan sevgim azalır olmuştu. Üzgündüm, sürekli ağlayarak geçiriyorum günlerimi. Sonunda kocam askere gitti, bense kayınpederlerin yanında kaldım.

Kayınpederim bir bakanlıktan emekli idi. Aynı bakanlıktan emekli olan arkadaşı Ali bey, bir inşaat firmasını kurmuş ve kendisine bir sekreter ve dışarıda işleri koşturacak birisini arıyormuş. Kayınpederim de ona, (Bizim gelin çalışsın, oğlan asker, zor durumdayız, bir sürü borç bırakıp gitti eşek sıpası!) diye dert yanmış. Ali bey de, (Tamam gelsin başlasın hemen!) demiş. Kayınpeder bana iş bulduğunu söylediğinde, en azından elime geçen parayla kendi ihtiyaçlarımı alırım, kocama para gönderirim, bir güvencem olur v.b gibi düşüncelerle hemen kabul ettim tabiki.

Kayınpeder beni aldı, Kızılay’da bir binaya gittik. Binada, ev olarak kullanılan normal dairelerin yanı sıra, bazı daireler büro olarak kullanılıyordu. Büronun kapısını 50 yaşlarında, biraz kel, bıyıklı, orta boylarda bir bey açtı. Evet bu Ali beydi. Çok sevecen bir şekilde karşıladı bizi. Oturduk konuştuk. Ben o zamanlar incecik narin yapılı biriydim, uzun saçlarım vardı. O gün güzel de giyinmiştim. Biraz oturup konuştuktan sonra, Ali bey kayınpederime, “Biz gelininle anlaşırız, sen merak etme üstad!” dedi ve kayınpederimi uğurladı. Ben o günden itibaren çalışmaya başladım. Ali bey ne derse harfiyen yerine getiriyordum. Öğlen yemeklerini bazen beraber, bazende odamda ben tek yiyordum. Güzel geçiyordu günlerim. Elim parasal yönden biraz düzelmiş, eve de yardım ediyordum. Kayınpeder halinden çok memnundu. Ben akşamları eve gelince bana hiç iş yaptırtmıyordu bile, evdeki görümceme yaptırıyordu tüm evişlerini işleri. Böyle aradan 4 ay geçmişti.

Ali beyin eşi birkaç yıl önce vefat etmişti. Hoş arada sırada bayan arkadaşının da geldiğini görmüştüm. Bayan arkadaşı gelince, Ali bey beni dışarıdaki işlere gönderirdi. Olayın farkına varmıştım, ama herkesin özel hayatı, beni ilgilendirmez diyordum, ama çokta merak ediyordum yalan yok. Ali beyin arada sırada da beni süzdüğünün farkındaydım, ama hiçbir şey söylemiyordu bana. Bir gün bana seslendi, “Hümeyra, bu gün arkadaşım Mustafa gelecek, şu parayı al da biraz çerez, kavun, beyaz peynir, meyva falan al. Haa, rakı da az, bir de soğuk rakı al!” dedi. “Peki!” dedim, dediklerini karşıdaki marketten aldım ve hemen geldim. Mutfağa gidip hazırladım, bürodaki masaya getirdim.

Ali bey akşam üstü arada bir demlenir, benle sohbet eder, ben de kola içerek ona eşlik ederdim. Yine öyle olacak zannettim. Neyse, aradan 10 dakika geçti geçmedi kapı çaldı. Mustafa bey geldi. Kendisi de aynı bakanlıktan emekli idi, o da hemen hemen aynı yaşlardaydı. Kapıyı açınca bana gülümsedi, yanağımı okşadı. Ben kapıyı kapatmak için arkamı döndüğümde eli kalçama dokundu. Yok yok, mutlaka eli yanlışlıkla çarptı, öyle birşey yapmaz dedim kendi kendime. Güldüm, içeri buyur ettim ve odama çekildim. Büro ile odam arasında da bir koridor vardı. Bir ara benden bahsettiklerini duydum. Kapıların açık olmasına rağmen tam anlaşılmıyordu konuştukları, ama benden bahsediyordu Mustafa bey. Ne diyordu diye merak ediyordum…

Sonra beni çağırdılar yanlarına. Gittiğimde Mustafa bey, “Hümeyra, gel otur, bizimle bir duble rakı da sen iç, hem biraz da laflarız!” dedi. Hayatımda hiç içki içmemiştim. Ama sırf hakkımda ne konuştuklarını çok merak ettiğimden kabul ettim. Rakıdan bir yudum aldım ve tadını da kokusunu da beğenmedim. Yüzümün ekşidiğini görünce, Mustafa bey, “İlk defa mı içiyorsun?” diye sordu. Ben, “Evet, tadı berbat!” deyince, “Ozaman bir seferde fondip yap!” dedi. Dediği gibi yaptım, bir dikişte bitirdim bardaktaki rakıyı. Ama halen ağzımdaki Anason tadı vardı ve yine yüzüm ekşimişti. Mustafa bey kendi çatalıyla ağzıma önce biraz beyaz peynir verdi, üstüne de bir parça kavun yedirdi. Ağzımdaki Anason tadı şimdi yerini kavun tadına bırakmıştı, ama kafamın hafiften dönmeye başladığını hissediyordum. Ve işin garip tarafı, vücudum gevşemiş, dilim çözülmüştü, sebebini bilmediğim bir şekilde neşeliydim. Bana sormadan Ali bey bir duble daha rakı doldurup verdi elime, “Al bakalım, bu seferkini yavaş yavaş yudumla!” dedi.

Ben rakıdan yudumladıkça, Ali beyle Mustafa bey sırayla ağzıma beyaz peynir ve kavun veriyorlar, kah sırtımı sıvazlıyorlar, kah başımı okşuyorlardı. Doğrusu gösterdikleri bu ilgi çok hoşuma gitmişti. Sonunda ikinci dublem de bitmiş ve kafam çok güzel olmuştu. Ali bey, “Bak sana bir teklifimiz olacak, daha çok para kazanmak istermisin?” deyince, hemen atladım, “Tabiki isterim!” dedim. “Bizim dediklerimizi yaparsan eline çok iyi para geçer! Ailece zor durumda olduğunu biliyoruz. Kayınpederin bana (Eti de senin, kemiği de!) demişti, hatırlıyormusun?” dedi. Evet gerçekten te öyle söylemişti. Ali bey, “Eğer daha çok çalışırsan, sana daha çok para veririz!” dedi. “Tamam, çalışırım!” dedim. “Söz mü?” dediler, “Söz! Ama ne iş yapacağım?” dedim. “Kabul ediyormusun, önce onu söyle?” dediler. “Tabiki kabul ediyorum, neden etmeyim? Sonuçta haftasonlarım boş geçiyor!” dedim. “Bir iki saat te akşamları fazladan çalışırsın!” deyince, “Tamam!” dedim. “Ozaman mesai çizelgen için şunu imzala! İstersen oku!” dediler. Onlara çok güvendiğimden ve ayrıca arada kayınpeder de var diyerek, hemen imzaladım. Ali bey kayınpederimi de aradı, durumu izah etti, o da seve seve kabul etti, fazladan para alacaktım sonuçta.

Ali bey güldü, kağıdı aldı, kasaya koydu ve Mustafa beye, “Güzel! Bak hiç zor olmadı!” dedi. Mustafa bey de güldü, rakısını içmeye devam etti. Ben halen anlamamıştım, fazladan ne iş yapacağımı sordum. Ali bey gülerek, “Bizim özel isteklerimizi yerine getireceksin! Bizi memnun et, biz de seni fazla fazla memnun ederiz!” deyince, “Nasıl yani?” dedim. Mustafa bey bir kahkaha attı, “Üstad sen harikasın valla, nerden bulursun bunları yaa!” dedi. Ali bey gayet ciddi bir şekilde, “Bak Hümeyra, biz seni bir güzel sikeceğiz!” deyince, bir reflexle, “Hayır, olmaz!” dedim. “Nasıl olmaz? İmza attın! Ayrıca kayınpederine telefon ederim, senin gelin çalışmak istemiyor, hem de eli uzun, birkaç kez hırsızlık yaparken yakaladım onu derim!” dedi.

Ne yapacaktım şimdi ben? Acaba kabul etse miydim? Üstelik ne zamandan beri yarak da görmemiştim. Bazı geceler rüyamda boşaldığım bile oluyordu. Tüm cesaretimi topladım ve “Tamam kabul ediyorum, istediğinizi yapacağım!” dedim. Mustafa bey, Ali beye, “İşte bu dostum! İlk sen buldun, ilk sen bak tadına!” dedi. Ali bey elimden tutarak beni kaldırdı ve misafirleri kabul ettiği odaya götürdü. Ayakta gömleğimin düğümelerini açtı. Dudaklarımı, boynumu boğazımı öperken, bir eli göğüslerimde geziniyor, göğüslerimi sıkıyor, diğer eli de kalçalarımı okşuyordu. Sonra beni kanepeye oturtup, kendisi soyunmaya başladı, “Hadi durma, soyun sen de!” dedi. Sıkıla sıkıla soyundum. Kanepeye uzandım. Kapı yarı açık kalmıştı bu arada…

Ali bey sikini eline almış, yüzüme doğru sallayarak, “Hadi biraz em de kendine gelsin!” dedi, sikini ağzıma dayadı. Kocamla sevişiyormuşum gibi hissetmeye çalıştım, gözlerimi yumdum ve bir güzel emdim sikini, taşaklarını yaladım. Meğerse nekadar çok özlemişim yarak yalamayı. Ali bey sikini biraz yalattıktan sonra aşağı tarafıma geçti, bacaklarımı ayırdı ve kalçalarımı okşayarak, dilini amıma soktu. Amımın dudaklarını emiyor, klitorisimi yalıyordu, bu konuda kocamdan daha tecrübeliydi. Amım müthiş sulanmıştı. O ara kapıda Mustafa beyi gördüm, bize bakıyor ve yarağını sıvazlıyordu. Az sonra o da içeri soyunuk bir şekilde geldi, kalkık yarağını ağzıma verdi. Resmen ağzımı sikiyordu, ağzımda gidip geliyordu. Ben artık kendimi olayın akışına kaptırmıştım, çünkü bedenimin buna ihtiyacı vardı.

Ali bey amcığımı yalıyor, arada bir parmaklarını sokuyordu amıma. Boşalacağımı hissettim, iyice dolmuştum çünkü. Kaç aydır yarrak yüzü görmezken, şimdi iki tane vardı. Ali bey kalktı ve Mustafa beyle yer değiştirdiler, şimdi Ali beyin yarağı ağzımda, Mustafa bey benim amcığımı yalıyordu. Mustafa bey amımı yalarken bir ara parmağını göt deliğine soktu, işte o zaman sarsıla sarsıla orgazm olup, işercesine boşaldım. Mustafa beyin yüzü püsküren zevk sularımdan sırılsıklam olmuştu. Mustafa bey bir, “Woawww!” çektikten sonra doğruldu, bacak arama yanaştı. Yarağını önce amımın dudakları arasına sürttü, sonra birden sonuna kadar kökledi amıma.

Kaç aydır yarak girmediği için amcığım daralmıştı. Bundan dolayı canım yanmıştı, ama bir o kadarda hoşuma gitmişti. Yarağı içimi doldurmuştu. Bir taraftan Ali bey ağzımı sikerken, Mustafa beyin amcığımı sikmesi tarif edilmez bir zevk veriyordu bana. Doğrusu Mustafa bey işini iyi yapıyordu, bir taraftandan da, “Uzun zamandır sikilmediği belli, amı öyle dar ki, sikimi mengene gibi kıstırıyor üstadım!” diyordu. Bu Ali beyi dahada da şehvetlendirmişti ki, iyice sokuyordu yarağını ağzıma, boğazımın derinliklerine kadar giriyordu. Sonra aniden ağzıma boşaldı. Midem bulanmadı hiç, sikini emmeye yalamaya devam ettim, ama yutmadım, döllerini geri sikine tükürdüm. O sırada Mustafa bey de, “Offf, harika bir amcığın var!” diyerek içime boşaldı…

Biraz dinlendikten sonra beni kaldırıp banyoya götürdüler, bir güzel yıkadılar, kuruladılar. Sonra da büroya geçtik, üçümüz de çırılçıplak bir şekilde. Beni aralarına oturtmuşlardı, sürekli iltifat ediyorlardı. Harika bir kadın olduğumu, böyle gidersem çok para kazanacağımı ve bir kadının ne kadar çok sikilirse o kadar güzelleşeceğini falan söylüyorlardı. Rakılarını yudumluyorlar, bir taraftan da meze olarak göğüslerimi öpüyorlar, amcığımı kurcalıyorlardı. Ben de iki elimle onların yaraklarını sıvazlıyor, tekrar kaldırmaya çalışıyordum. Doymamıştım çünkü, bir kez sikilmiştim daha. Evlendiğimizin ilk günlerinde kocam beni sabaha kadar siker inletirdi de, banamısın demezdim.

Sonra Mustafa bey masayı biraz ittirip yer açtı ve yarağını iyice emmemi söyledi. Kalktım ve önünde çömelerek yarağını ağzıma aldım. Tıpkı Ali beyin sikini ve taşaklarını da yalayıp emdiğim gibi, güzelce yaladım emdim. O sırada Ali bey de kalktı ve arkama geldi, ben Mustafa beyin yarağını yalarken, belimden tutup beni önünde domalır hale getirdi. Sonra götümün yanaklarını iki elimle ayırmamı istedi. Dediğini yaptım. Mustafa bey de saçlarımı eline dolamış, yarağını ağzıma vermeye devam ediyordu. Birden göt deliğimde garip bir ıslaklık hissettim. Meğersem Ali bey göt deliğime bir parça kavun koymuş, parmağıyla da kavunu götüme yedirmeye çalışıyordu. Tabi kavun parçasının hepsi götüme girmiyor, birazı göt deliğimin ağzında eziliyor, suyu amıma akıyordu. Ali bey de amımdan yukarı doğru yalayarak göt deliğime geliyor ve ezilen kavun parçalarını yiyor, sonra da göt deliğimi yalıyordu…

Bu işlemi birkaç kez yaptıktan sonra, “Mis gibisin yavrum, amın da götün de harika! Hele bu göte hiç giren olmamış, bakir kalmış burası!” deyince, eyvah şimdi götümü sikecek diye iç geçirdim. Ama itiraz hakkım yoktu, zaten onların seks kölesi olmuştum, artık geriye dönüş yoktu. Derken götdeliğimde bir yanma hissettim, hemen ardından Ali bey göt deliğimi yalamaya başladı. Bu sefer de götdeliğime biraz rakı döküp yalıyordu. Bir süre sonra götdeliğim iyice uyuşmuştu artık, nerdeyse götümü parmaklamasını bile hissetmiyordum. Ali bey yarağını yavaş yavaş sokmaya başladı parmaklarıyla alıştırdığı götüme. İlk başlarda çok hafif acı hissettim. Ama sonra yarrağının tamamını götüme köklemesiyle gözlerimden yaşlar geldi. Mustafa bey de yarağını ağzımdan çıkartmış, yarağıyla yüzüme vuruyor, “Hadi doğru dürüst yala şunu kaltak, daha seninle işim var! Senden iyi bir fahişe çıkacak, eminim buna!” gibi şeyler söylüyordu. Ali bey fazla geçmeden böğürerek boşaldı götümün derinliklerine, ılık ılık hissediyordum döllerinin içime fışkırmasını. Boşalması bitince yarağını götümden çıkarıp banyoya gitti.

Sonra Mustafa bey yere yattı ve yarağını eliyle dik tutarak, “Hadi otur üstüne!” dedi. Amcığımın dudaklarını ayırıp yarağına oturdum. Rahatça girmişti amıma. Üstünde zıplatıyordu beni. “Ohhh orospu, ağzını sikmek ayrı zevk, amını sikmek ayrı bir zevk veriyor! Orospummm!” diyor, bu kelimeler beni dahada azdırıyor, yarağının üstünde sanki dans ediyordum, kalçalarımı kıvırıyor, içimde yarağını gezdiriyordum. İçimi büyük bir heyecan kaplıyor, zevkten bacaklarım titriyordu. Evet ikinci kez boşalıyordum ve bunu hisseden Mustafa bey daha hızlı pompalıyordu alttan. Az sonra ikimiz aynı anda boşaldık. Biraz öyle kaldıktan sonra, beni üstünden kaldırıp, “Benden bu kadar!” diyen Mustafa bey de banyoya gitti. Bense ter ve döller içinde kalmıştım…

Kanepeye oturup biraz kendime geldikten sonra, kalktım ben de banyoya gittim. Ali bey banyodan çıkmak üzereydi, beni görünce, “Gel bakalım, madem biz terlettik, biz yıkayalım seni!” dedi. Duşun altına girdiğimde amımdan ve götümden döller süzülüyor, bacaklarımdan aşağı akıyordu artık. İkisi birden güzelce yıkadı beni, göğüslerimi, amcığımı, götümü bolca köpükleyerek. Sonra kurulanıp içeri girdik, üstümüzü giyindik, masayı toparladık. Saate baktım, nerdeyse 21:00 olmuştu, “Eyvah, evden merak etmişlerdir beni!” dedim. Ali bey, “Yok ben kayınpederine söyledim, bu akşam geç geleceğini! Merak etme, seni eve kadar bırakacağım!” deyince biraz rahatladım. Mustafa bey, “Ben çıkıyorum üstad!” dedi, yanıma geldi dudaklarımdan öptü, “Harika bir yaratıksın sen!” dedi ve elime bir miktar para sıkıştırdı, gitti. Parayı çantama koyarken baktım, bir maaşım kadardı!

Ali bey, “Hadi yavrum, biz de çıkalım artık!” dedi, büroyu kapatıp çıktık, arabaya bindik. Arabayı çalıştırmadan cüzdanını çıkarıp, bir okadar para da o verdi ve “Bu akşam harika geçti, inan bak hiç pişman olmayacaksın! Al şu parayı, ama hepsini verme kayınpederine! Haa, bir ara seni Cavit’le tanıştıracağım, haftasonu onunla birlikte olacaksın. Ben gelmeyeceğim, ikiniz olacaksınız sadece, hiç acıma ona, iyice gevşesin, ihale işi var, onu çok memnun et, ihaleyi bize versin daha çok kazanacaksın!” dedi. “Tamam!” dedim, parayı aldım çantama attım. Çok sevinmiştim, bir iki saat içinde bu kadar çok para kazanmıştım…

Eve geldik. Arabayı park etti. Ben anahtarımla açacakken, Ali bey zili çaldı. Kayınpeder kapıyı açtı, “Buyurun girin içeri!” deyince, Ali bey, “Yok yok girmeyim, Hümeyra’yı getirdim, kendi elimle teslim edeyim dedim, sonuçta emanet!” dedi. Ben içeri girdim ve Ali beye, “Bir yorgunluk kahvesi yapsaydım size, bugün çok çalıştınız, çok yoruldunuz!” dedim. Ali bey güldü, “Senin bu gelin harika biri, sanki kendisi hiç yorulmadı! Hadi yarın görüşürüz!” dedi gitti. Ben de odama gittim, paranın az bir kısmını çıkarttım cüzdana koydum, sonra içeri girip, “Baba, al!” dedim. Kayınpeder parayı görünce öyle bir sevindi ki, hiç sormayın. “Haftasonu için tekrar mesai varmış!” dedim. “Aman olsun kızım, aman olsun, ikimiz iki taraftan borçları kapatırız! Sakın, yapmam etmem deme, kim verir bu zamanda bu kadar para? Bak iki saatte iyi para almışın!” dedi. Oysa kendime daha çok para kalmıştı. “Yok baba olur mu, iş olsun yeter ki, yaparım ben!” dedim. “Yemek yedin mi kızım sen? Hemen birşeyler hazırlasınlar!” dedi. “Aç değilim, çok yorgunum, hemen yatayım!” dedim. “Tamam tamam, hemen yat dinlen!” dedi. Odama girip yattım. Bugün neler yaşadım diye gözden geçirirken, uyuya kalmışım…

[Hümeyra]

HEM KUMA HEM 2. KOCA, HAYALİM GERÇEK OLDU

HEM KUMA HEM 2. KOCA, HAYALİM GERÇEK OLDU
HEM KUMA HEM 2. KOCA, HAYALİM GERÇEK OLDU
Merhaba crossceren ben. İsmimden anlaşılacağı üzere crossdresser’ım. Kadın olmayı, kadın gibi giyinip, makyaj yapmayı çok seviyorum. 1.73 boyunda, ince belli, orta kalçalı, hormonlardan olsa gerek hafif büyüklükte göğüsleri olan, 39 numara ayakkabı giyen, buğday tenli crossdresser’ım İnterneti ve sosyal medyayı da cd olarak çok güncel kullanıyorum. Bunun zararlarını gördüğüm gibi yararlarını da fazlasıyla gördüm.
Hayatım da sanal dünyaya göre şekillenmeye başladı. Dünyanın en büyük porno sitelerinden bir tanesinde kendime profil açarak Blog oluşturdum. Fotoğraflarımı, videolarımı burada yayınlamaya başladım. Hem fotolarımı ve videolarımı hayranlarımın beğenisine sunuyor, hem de yeni insanlarla tanışıyordum. Dünyanın her yerinden bir çok arkadaşım oldu. Hemen hepsiyle de sanalda olsa görüşmelerim oluyor. En azından merhabaşılıyordum. Sadece sanal olduğu için bana zararı yoktu ve gelen yorumlardan benim için çıldıranlar, beni düşünerek masturbasyon yapanlar, sevgilisini, karısını beni düşünerek becerenler olduğunu anlıyor, biliyordum.
Yine paylaşım yaptığım bir gün mesaj kutuma gelen bir mesaj dikkatimi çekti. İşadamı olduğunu söyleyen bir erkek, internet ortamında beni sürekli takip ettiğini paylaşım yaptığım siteleri sürekli izlediğini belirtiyor ve eşinin de beni beğendiğini, kabul etmem halinde bir gece geçirmek istediklerini yazıyordu.
Ancak ben her ne kadar interneti faal kullansam da tekliflere pek sıcak bakmadığımı belirterek önce birbirimizi, en azından benim onları daha yakından tanımam gerektiğini yazdım. Gelen cevapta ise beni internetten takip ettikleri için çok iyi tanıdıklarını ancak onları tanımam için zaman vereceklerini yazıyordu.
Hani internet ortamında; bana çıldırdığını, beni becermek için can attığını dile getiren bir çok takipçim vardı, buna alışkındım ama aklımdan bile geçmeyen swing ilişki teklifi ilk defa gelmişti. Önce şaşırdım ve ne yalan söyleyeyim heyecanlandım. Ama aklıma da yatmıştı. Sonra internetten muhabbetimiz ilerledi hemen hemen her gün yazışıyor, muhabbetler ediyorduk. Bu arada Cenk 45 yaşında bakımlı, hafif göbekli, yakışıklı, buğday tenli, hafif kırlaşmış saçlı ve sex konusunda ufku geniş, eşi Seher ise 48 yaşında yaşını hiç belli etmeyen, orijinal sarışın, bronz tenli, büyük ama yaşı gereği çok az sarkmış göğüslü, büyük kalçalı, balık etli ve sexe sürekli aç bir kadındı. İyice tanıştıktan sonra muhabbetlerimiz sohbet programlarına kaydı. Oradan sohbetlerimiz devam etti. Karı koca birlikte kamera açıyor kameralı sohbetler ediyorduk. Ama sadece sohbet. Henüz sex ortamı olmamıştı. Çünkü ben daha önce başıma gelen kötü bir tecrübe nedeniyle kameralı ortamda fantazilere temkinli yaklaşıyor, istemiyordum.( Ancak çok iyi tanıdığım yada kendisini tanıtmış insanlara açıyorum kameramı)
Uzun uzun sohbetler sonrasında buluşmaya karar verdik. Ben cd olduğum için yanlarıma erkek olarak gidecek orada kadın olacaktım. Ve haftasonunu yanlarında geçirecektim. Anlayışla karşıladılar, her şey ayarlandı. Ben Cuma akşamından otobüse binerek İstanbul’a gittim. Beni İstanbul’da aldılar ve evlerine geldik. Çok güzel dubleks bir daireleri vardı ve boğaz ayaklarının altındaydı. Ben vakit kaybetmeden hemen üstümü değiştirerek kadın oldum. Fazla uzun sürmedi. Zaten kadın olmayı sevdiğim için sürekli kıllarımı, tüylerimi alıyorum. Saçlarımda sırtıma kadar uzun olduğundan parukta gerekmiyor.
Vakit kaybetmeden bana ayrılan odaya geçtim, valizimi açtım. Özel günler için sakladığım siyah jartiyer çorabımı paketinden çıkarttım. Yine özel günler için aldığım tanga, sutyen, jartiyer setimi giydim. Kırmızı, eteği dizüstünde biten,göğüs kısmı transparan, sırtı ise kalça çatalına kadar dekolteli elbisemi giydim. Yeni aldığım 12 cm ince topuklu ayakkabılarımı da ayağıma geçirdim. Ayak bileğime de taşlarla ışıldayan halhalımı taktım. Yine taşlı halka küpelerimi ve taşlı bileziklerimi taktım. Saçlarımı tarayıp makyajımı da yapınca tam sikilecek kadın olmuştum. İnternette beni becermek isteyen erkeklere hak vermiştim aynadaki görüntümden sonra 🙂
Aşağıya indim. Hem Cenk’in hem de Seher’in beni gördüklerindeki şaşkınlıkları, amacıma ulaştığımı gösteriyordu. Çünkü beni almaya geldiklerinde karşılarında olan uzun saçlı erkek gitmiş yerine hadi sevişelim diyen şuh bir kadın gelmişti. Cenk’in gözlerinin güldüğünü görünce akşama şenlik olduğunu hemen anladım. Seher’de beni çok güzel, bakımlı bir kadın olarak görünce içinde bir rahatlama olmuştu. Bunu da fark edebiliyordum.
Yol yorgunluğunu atlatayım diye oturduk sanal dünya dışında ilk defa kanlı canlı bir arada oluyorduk. Sohbetler ettik. Sonra Cenk; İki güzel bayanla akşam dışarıda yemek yemek istediğini söyledi. Seher de “çok güzel olur” diyerek Cenk’in planını onayladı ama benim kaygılarım vardı çünkü ben cd olarak dışarıya hiç çıkmamıştım, ya erkek olduğum ve kadın kıyafetleri giydiğim anlaşılırsa ya tanıyan birileri çıkarsa diye bayağı endişeliydim. Bu kaygılarımı anlatınca Seher, kendisi kadar güzel olduğumu söyleyerek beni ikna etmeye çalıştı. İkisinin de yoğun ısrarı ile dışarı da yemeği kabul ettim. Deniz kenarında, deniz ürünleri yapılan alkollü bir restauranta gittik. Arabadan iner inmez vale arabayı aldı. İlk defa böyle lüks bir yere geliyordum. Kapıdan girdik Cenk rezarvasyonumuzun olduğunu söyleyince restaurantın balkonunda ayrılan masamızı gösterdiler. Çok keyifli bir yemek olmuştu. Balık, rakı ve muhabbetle birleşince yemek çok keyifli geçti.
Saatlerde gece yarısına geliyordu. Cenk’in iki güzel bayanı yatağa atmak için sabırsızlandığını fark edebiliyordum. Eve girer girmez üçümüzde sevişmeye başladık. Seher dudaklarımı öperken Cenk’te boynumu öpüyor bir taraftan da bacaklarımı okşuyordu. Ben duvara yaslanmış olayın tadını çıkartıyordum. Sonra Cenk ve Seher elimden tutup beni yatak odasına çıkartılar. Deli gibi sevişmeye devam ediyorduk. Beni yatağa yatırdılar. Cenk bir çırpıda soyundu karşımda önü kabarmış boxerı ile duruyordu. Seher ise sevişmekten elbisesi darmadağın olmuş halde benimle sevişmeye devam ediyordu. Seher, öyle güzel sevişiyordu ki penisim artık zonklamaya başlamıştı. Cenk çırılçıplak yanıma geldi ve dudaklarımı adeta semirmeye başladı. Öpüyor, dudaklarımı yalıyor, hafif hafif dişliyordu. Karıkoca muhteşem sevişiyorlardı. Seher, göğüslerimi yalıyordu. Göğüs uçlarımı, emiyor, diliyle oynuyor ve uçlarına ısırıklar atıyordu. Göğüs uçlarım büyümüştü. Uzunca bir süre böyle devam etti. Cenkle sevişirken Seher’de yavaş yavaş göğüslerimden önce göbeğime sonra da sonra kasıklarıma doğru yalamaya devam etti. Bu arada Cenk’te öpüşmeyi bırakmış başımın yanında diz çökmüştü. Orta halli ama kalın damarlı penisini ağzıma soktu. Ucundan başlayarak dibine kadar yalıyordum. Artık ben değil, Cenk ileri geri yaparak adeta ağzımı sikiyordu. Seher ise yalamaya penisimle devam ediyordu. Oral sexte acemi olduğum için Seher penisimi nasıl yalıyorsa, bende aynısını Cenk’e yapıyordum. Cenk, yanımda hırıltılar çıkartarak anın tadını çıkartıyordu. Zevkten kendinden geçmişti adeta. İleri geri yaparken zaman zaman öyle derin sikiyordu ki ağzımı, testisleri yanaklarımı dövüyordu. Seher’de işini çok iyi yapıyordu. Muhteşem yalıyordu. Ucuna küçük ısırıklar atıyor, sonra alabildiği kadarıyla ağzına alıyordu. Hepsini almak içinse neredeyse boğazına kadar sokuyordu. Seher, de yatağa çıkarak beni yalamaya devam etti. Cenk ise boşta kalan ağzını Seher’in amına dayamış yalıyor, yalamıyor neredeyse diliyle sikiyordu kadını. Uzun süre böyle birbirimizi ağzımızla dilimizle siktikten sonra Seher beni azdırırken, Cenk arkama geçmiş deliğimi, diliyle sikmeye çalışıyordu. Aldığım zevk bambaşkaydı. Seher bir ara yataktan kalktı ve makyaj masasından bebek yağı getirdi, bir parça ellerine alarak kalçalarımı, deliğimi yağlamaya başladı. Bir taraftan yağı sürüyor bir taraftan da; “bu kadar yeter artık siklerinizdeki kanı boşaltalım” diyordu.
Öyle güzel yağlıyordu ki deliğimi boşalabilirdim. Yağı sürdükçe deliğim de genişliyordu. Bir parmağı ile başladığı yağlamada, 4 parmağa kadar çıkmıştı. Yağlı parmaklarını deliğime sokuyor, deliğimin her yeri yağlansın diye deliğimin içinde parmaklarını çeviriyordu. Aldığım zevk anlatılır gibi değildi. Bulutların üzerinde uçuyordum adeta. Cenk’te boş durmuyor, Seherin elindeki yağla kalçalarımı yağlıyor, sikimi yağlı yağlı okşuyordu. Seher yağlamayı bitirdikten sonra Kocasının sikini tuttu ve; ” bu kadar yeter ceren’in deliği seni sabırsızlıkla bekliyor kocacığım” dedi. Bende kalçalarımdan tutarak iki yana ayırdım ki o güzelliği görsün Cenk ve beni uçursun diye.Cenk arkama yaklaştı ama bakire olduğumu, daha önce ilişkiye girmediğimi bildiği için birden yüklenemedi. Ama yavaş yavaş girmeye çalışması beni zevkten çıldırtmıştı.
Önce kafasını hissettim kalçalarım arasında daracık kalçalarımın arasında gidip geliyordu henüz girmemiş sadece kalçalarım arasında gidip geliyordu. Seher ise bu esnada yatakta önüme yatmış bana amını yalatıyordu. Bakımlı ve hoş bir amı vardı. Sevişmenin de etkisiyle sırılsıklam olmuş, am suları dışarı taşmış, bu da amını parlatıyordu. Ben klitorisinden başlayarak yalamaya, deliğine dilimi sokmaya ve klitorisine küçük küçük ısırıklar atmaya başladım. Kocası Cenk, arkadan kalçalarımı sikerken bende Seher’i, dilimle sikiyordum. Bu durum ne kadar sürdü bilmiyorum ama Cenk’in sikinin başını deliğime sokmasıyla kendime geldim. Anlayışlı erkek başka tabi. Çok yavaş incitmeden, canımı yakmadan sikini deliğime sokmaya çalışıyordu. Seher ise ağzıma iyice yanaşmış bana kendini yalatmaya çalışıyordu. Ama Cenk’ten aldığım zevkin tarifi yoktu. Neredeyse bulutların üzerine çıkmış, kanatsız uçuyordum. Seher amını yalatmayı bırakmış benim sikimi yalamaya, dişlemeye başladı. Ağzına sikimi ağzına tamamen soktu, çıkartırken dişlerini geçiriyordu yavaş yavaş çıkartıyordu. Ve bu kadın işini gerçekten biliyordu. Bu esnada Cenk’te sikinin tamamını sokmuş, içimde beklerken deliğimi alıştırmaya çalışıyordu. Artık oralla zevke ulaşan Seher, altıma yattı. Eliyle tuttuğu sikimi zaten sırılsıklam olmuş amına yerleştirdi. Sikim, amına tamamen girince derin bir oh çekti.
Manzara görülmeye değer tabi. Cenk beni arkamdan sikerken, onun ritmine uyan bende eşi Seher’i sikiyordum. Cenk benim üzerimde gidip geliyordu. Sikerken aldığım zevkle çıldırmış deli gibi bağırıyordum. “Hadi aşkım sok götüme, daha hızlı sik beni”. O kadar deli sikiyordu ki çıldırmıştım. Cenkten aldığım zevkle altımdaki Seher’i düşünemiyordum. Seher ise altımda zevkten zevke gidiyordu.
Sonra Cenk halının üzerine yattı, siki o kadar heybetli duruyordu ya da aldığım zevkle gözüme öyle görünmüştü. Alışmış olan deliğim Cenk’in sikini almada hiç zorlanmadı. Ben Cenk’in kucağında oturup kalkarken benim sikim ise aşağı yukarı sallanıyordu. Gardolap aynasından gördüğüm manzara beni daha da tahrik etti. Bizi izleyen Seher’de bu manzaradan tahrik olmuş olacak ki önüme geldi. Sikimi tuttu ve amına soktu. Ben Cenk’in üzerinde zıplarken Seher’de bana doğru gidip geliyordu. Aldığımız zevkten adeta zaman durmuştu. Sonra Cenk beni yan tarafa yatırdı. Bacağımı kaldırdı ve yine içime girdi. Bu defa yine Seher önüme geldi ve zevkten boşalmaktan iyice kayganlaşmış amına soktu yine sikimi. Bu defa Cenk arkamda gidip geliyor, Seher ise önümde gidip geliyordu. Üçümüzde çıldırmış gibi bağırıyorduk. Uzun süre bu pozisyonda seviştikten sonra Cenk, içime boşalırken sıcak spermlerini hissedebiliyordum. Ondan aldığım zevkle bende Seher’in içine boşaldım. Seher ise kıvrana kıvrana son defa boşaldı. Seher altımda deli gibi 5 defa boşalmış ama ben Cenkten aldığım zevkle bunu fark edememiştim. Hepimiz ayrıldık ve yerden kalkarak yatağa uzandık. Dışarıda ise hava aydınlanmaya başlamış üçümüzde de derman kalmamıştı. Ben ortada Seher ve Cenk iki yanımda uyuyup kalmışız. Uyandığımızda akşam olmuştu. İlk uyanan Seher olmuş öperek önce Cenk’i uyandırmış sonra da beni uyandırdı. Cenk ve Seher üzerlerini giyinerek aşağıya salona geçtiler. Tabi söylememe bile gerek yok ben yine tangamı, sutyenimi giydim, göğüsleri hariç bedeni neredeyse aynı olan Seher’in sabahlıklarından birisini giyerek bende yanlarına indim. Seher mutfakta yemek hazırlıyordu. Benden mutfakta yardım istedi. Nede olsa bende o evin ikinci hanımıydım. Yemekleri yaptık sofrayı da yine Seherle birlikte kurduk.Cenk’in ise bu durumdan aldığı zevk belli oluyordu. Bir taşla iki kuş vurmuştu. Hem kendisine ikinci eşini, hem de karısına daha genç bir sikici bulmuştu. Bende çok uzun zamandır hayalini kurduğum erkek olmadan kadın gibi yaşayabileceğim bir ev bulmuştum. Haftasonu tatilim boyunca sadece kadın olmuş, erkek kıyafetlerimi nereye koyduğumu bile unutmuştum.
Taki tatilim bitip Pazar günü yaşadığım şehire geri dönünceye kadar.
Cenk ve Seherle birlikte muhteşem, hep hayalini kurduğum bir haftasonu geçirmiştim. Tabi sadece ilk gece yaşadığımız sevişme değil o haftasonu hayatımın dönüm noktasıydı. Cross olarak gittiğim Alışveriş Merkezinde üçümüzün yaşadıklarını, Cumartesi gecesi ve Pazar günü yaşadıklarımızı da diğer yazılarımda paylaşacağım.

ZENCİ MAHKUM..

ZENCİ MAHKUM..
İstasyonda karşıladığım zaman, gözlerinin içi gülüyordu Juan’ın. Kolay değil, tam üç yıldır ilk defa çıkıyordu cezaevinden. Onunla, başıma gelen küçük bir bela sonunda aldığım bir yıllık mahkumiyetimi çekerken, Eskişehir Cezaevi’nde tanışmıştım. Kokainden tam on yıl ceza almıştı ve dört yıl yatacaktı. Daha önceden Türkiye’de hiç yaşamamış olduğu ve gelişinde havalanı gümrüğünde yakalanmış olduğu için, kimseyi tanımıyordu ve bu nedenle de hiç ziyaretçisi yoktu tabii.

Yapı olarak sıcak bir insandı Juan. Onunla hemen kaynaşmıştım. Türkçe’yi bir türlü öğrenememişti ama, oldukça iyi İngilizce biliyordu. Görüntüsüyle, herkesten farklıydı. Uzun boylu ve esmerdi. Ama başını sürekli traş ettiği için, kafası, pırıl pırıl parlıyordu. Koğuşumuzda, ondan başka, arayanı soranı olmayan kimse yoktu. Bir tanıdık adı, ya da adres de veremediği için, normalde hakkı olduğu halde, izin haklarını da kullanamıyordu. Bu açıdan, kafayı yemek üzere olduğunu hemen anlamıştım. Otuz yaşında, iriyarı ve sağlıklıydı Juan. En büyük sıkıntısı kadınsızlıktı. Neredeyse başka hiç bir şey düşünemiyor, sürekli kadınları sayıklıyordu. Bayağı hatırı sayılır bir porno dergiler kolleksiyonu oluşturmuştu. Her gün bir kaç kez otuzbir çektiğini söylüyordu.

Sonra bir pazar günü hamamda, çıplak görmüştüm Juan’ı. Teninin rengi esmer, uzun boylu ve iriyarı vücudu inanılmayacak kadar kıllıydı. Bacaklarını, karnını, göğsünü, kollarını ve hatta sırtını kaplayan kapkara kıllar, ona adeta maymunsu bir görüntü veriyordu. Traşlı kafası ise bu görüntüyü daha da çarpıcı bir hale getiriyordu. Ama asıl akıl almaz yanı, bacaklarının arasından sarkmakta olan sikiydi tabii. Böyle bir şeyi hiç görmemiştim. İnik haliyle bile müthiş uzun, alabildiğine kalın ve kapkaraydı.

Cezamı tamamlayıp ondan ayrılırken, unutmama sözü vermiştim gerçi ama, doğruyu söylemek gerekirse, bir kaç ay boyunca aklıma bile gelmemişti Juan. Sonra bir gün, bir kaç arkadaşla evde oturmuş konuşurken hatırlamıştım Juan’ı. Ondan herkese söz edip, anlatmıştım. Sonra da konu yine unutulmuştu. Ama gece yalnız kaldığımızda, Naz, yani karım tekrar Juan konusunu getirmişti gündeme.

“Bu Juan’dan bana söz etmemiştin daha önce…”

“Öyle özel olarak anlatacak bir şey yoktu ki… Bir garip Bolivyalı işte…”

“Ama ilginç biriymiş baksana…”

“Doğru… Üstelik iki ayrı bakımdan ilginç biri… Birincisi, konumu nedeniyle, son derece yalnız ve adeta bir tür ortaçağ mahkumiyeti çekiyor olması… İkincisi de, kendi fiziki özelliklerinden kaynaklanan bir ilginçlik…”

“Şu hamam hikayesini anlatsana bir daha… İlk anlattığında tam duyamadım…”

“Goril gibi bir şey işte… Heryeri kapkara kıllarla kaplı… Siki de akıl almayacak kadar kocaman…”

“Ve bu adam, şimdi yıllardan beri abazan, öyle mi..?”

“Öyle… İzine çıkamıyor… Bol bol otuzbir çekiyor söylediğine göre…”

“Offff… Kadınlar, neler kaçırdıklarının farkında değilller yani…”

“Nereden bilsinler..? Haberleri yok ki…”

“Ama sen anlatıyorsun ya işte… Artık birileri bilebilir…”

Sonra susmuş ve birlikte yiyecek bir şeyler hazırlamıştık. Geç saatlerde karım elimi tutup beni televizyonun karşısındaki kanapeye götürmüş ve çalıcıya bir porno DVD takıp, yanıma oturmuştu. Kısa bir an sonra da, dev ekrandaki sikişi seyretmeye başlamıştık. Karım da ben de, herzaman porno filmlerinden hoşlanmıştık. Bu akşamkini yeni bulmuştu alaşılan. Afrika’da geçiyordu ve kocaman sikli iri kıyım zenciler, sarışın bir kadını durmadan sikiyorlardı. Sikim kalkmıştı. Naz’a baktım. Kanapenin öbür ucunda, sırtını yarı arkalığa, yarı kol dayama yerine dayamış, çıplak ayaklarını yukarıya alıp, oturma yerine basmıştı. İnanılmayacak kadar tahrik edici ve güzeldi. Üzerindeki giysinin kısacık eteği, böyle oturunca kalçalarına kadar sıyrılmıştı. Amını görebiliyordum. Asla külot giymezdi karım.

Gözlerini ekrandan uzaklaştırıp, bir an için bana baktı. Sikimin kalktığını hemen görmüştü. Bir ayağını uzatıp, yavaş yavaş okşamaya başladı sikimi. Sonra yine ekrana çevirdi bakışlarını. Ben de onun gibi yaptım. Sarışın kadın, ormanlık bir alanda, iki zencinin arasındaydı şimdi. Elleriyle dizlerinin üstünde duruyordu ve zencilerden biri, hırsla sikiyordu onu. Öteki zenci ise kocaman sikini ağzına vermişti. Sonra kamera arkadan yakın plan çekime girmiş ve zencinin, kadının amını değil, götünü sikmekte olduğunu görmüştüm.

“Ohhhhh çok güzel…” demişti Naz, “Nasıl sikiyor, görüyor musun..?”

“Acayip…”

“Neyi merak ediyorum biliyor musun..? Şu senin arkadaşın, Juan’dı değil mi adı, eğer o bu filmi görse ne yapardı acaba..?”

“Ne yapacak..? Otuzbir çekmekten sikini yara ederdi her halde…”

“Offfff…”

onra yine filme takılmıştık. Bir ara karıma baktığımda, onun bir elini bacaklarının arasına sokup, amını okşadığını görmüştüm. Ayağı da sikimin üstünden ayrılmamıştı. Film bitince sikişecektik nasıl olsa. Her zaman olduğu gibi. Acele etmeme gerek yoktu.

“Ahhhh işte bu müthiş…” demişti sonra da.

Yeniden ekrana baktığımda, zencilerin ikisi birden sikiyorlardı sarışın kadını. Biri amından, öbürü götünden. Bir yere sırtüstü yatıp kadını üstüne almış ve sikini götüne sokmuştu. Öbürü de en üste geçip, kocaman sikini amına geçirmişti. İkisi birden pompalıyorlar, siklerini sokup çıkarıyorlardı.

“Kadını mahvettiler…” diye devam etmişti karım, “Ohhhh çok güzel sikiyorlar sevgilim… Çok güzel sikiyorlar… Ben de istiyorum… Ohhhh ben de istiyorum…”

“İki sik birden mi istiyorsun..?”

“Ohhhh evet… Evet sevgilim…”

“Öyle mi..? Peki kim olacak bu talihli ikinci..? Bir adayın var mı..?”

“Var tabii… Şu senin arkadaşın Juan olmaz mı..?”

“Sen delisin… Juan cezaevinde yatıyor bir kere…”

“Olsun… İzine çıkamaz mı yani..?”

“Çıkamadığını söylemiştim ya…”

“Ama Türkiye’de yakınları olmadığı ve bir adres gösteremediği için çıkamadığını söylemiştin…”

“Eeeee…?”

“Gelip burada bizimle kalabilir diyorum…”

“Sen gerçekten de delisin… Ciddi mi söylüyorsun bütün bunları..?”

“Elbette ki ciddi söylüyorum… Ondan daha iyi aday mı olur… Bir yabancı o… Cezası bitince, Türkiye’den sınırdışı edeceklermiş ya… Yani, ilerde baş ağrıtması söz konusu değil demek istiyorum…”

“Uçuk bir şey istediğinin farkındasın değil mi..?”

Bunun üzerine susmuştu karım. Ama kanapenin üstünde kayıp yanıma sokulmuş ve ayağının yerine eliyle okşamaya başlamıştı taş gibi sertleşmiş sikimi. Bu arada ben de, konuştuklarımızın, sikimin daha da çok kalkmasına neden olduğunu farkederek şaşırmıştım. Naz, gözlerini yine ekrana dikmişti. Zenciler, şimdi yuvarlanmışlar ve üstteki alta geçmişti. Sarışın kadın onun, ikinci zenci de kadının üstündeydi yine. İnliyor, çırpınıyordu kadın. Alttaki zencinin siki amında, üsttekininki götündeydi şimdi. Büyük bir hırsla, onu sikmeyi sürdürüyorlardı.

“Seyret sevgilim…” demişti karım o sırada, “Bak ne kadar güzel sikiyorlar kadını… Ohhhhhh çok güzel… Bakarken içim bir hoş oluyor…”

Aceleci parmaklarla, pantolonumun önünü çözüyordu. Sonunda sikimi dışarı çıkarıp, ağzına almayı becermişti. Gözlerimi kapayıp, kendimi tümüyle ona bırakmıştım ben de.

Bundan sonraki bir hafta boyunca, eline geçirdiği her fırsatta, Juan konusunu yeniden gündeme getirmişti Naz. Akşamları eve geldiğimde, mutlaka içinde iki erkeğin bir kadını siktiği sahneler bulunan DVD’ler ayarlamış oluyordu ve onları seyrederken, sürekli beynimi yıkamaya çalışıyordu. Sonra da kucağıma çıkıp, sikimin üstüne oturuyor ve aklımı başımdan alıyordu. Juan konusundaki direncimi de, ufak ufak kaybetmeye başlamıştım. O da bunu hemen farketmişti tabii.

“Tut ki dediğini yaptım…” demiştim sonunda, “Juan’ın izine çıkmasına yardımcı oldum ve buraya geldi diyelim… Onun böyle bir şeye razı olacağının garantisi yok ki…”

“Her şeyin bir usulü vardır sevgilim…” diye yanıtlamıştı beni, götünün içindeki sikimi koparacakmışcasına sıkıştırarak, “Önce yalnız sikecek beni… Sonra da, ikiniz birlikte…”

“Çok emin konuşuyorsun…”

“Sence bana direnebilir mi..?”

İşte bu soruya verilecek yanıt bulamamıştım. Herhangi birinin bile Naz’a direnmesi zordu. Juan’ın ise hiç direnemeyeceği kesindi. Abazanlıktan ölüyordu herif.

Burada size, biraz karımdan söz etmek gerekiyor galiba. Naz benden dört yaş küçük. Yani yirmiyedi yaşında. Boyu bir haylı uzun. Vücudu ince ama en can alacak yerleri, baş döndürecek kadar güzel ve yuvarlak. Hiç doğurmadığı için, biraz küçük sayılabilecek memeleri, dimdik, kütür kütür sert ve yusyuvarlak. Beli incecik. Kalçaları ise birden genişliyor. Arkadan bakıldığında kıçının güzelliği, normal her erkeği götçü yapacak boyutta. Bacakları alabildiğine uzun ve düzgün. Sapsarı saçlarının çevrelediği yüzü de çok güzel. Ama bundan da önemlisi, yüzündeki o inanılmaz sik kaldırıcı ifade tabii.

Arkadaşlarım da dahil olmak üzere, çevremizdeki tüm erkeklerin Naz’a sulandıklarını biliyorum. Sayıları pek fazla olmasa da, bazılarının onu siktiğine eminim. Özellikle, cezaevinde geçirdiğim o bir yıllık süre içinde, birilerinin bu fırsatı değerlendirmemiş olması, imkansız görünüyor bana. Buna pek aldırdığımı da söyleyemeyeceğim. Çünkü Naz benim karım. Beni sevdiğini biliyorum ve ben de onu seviyorum. Önemli olan tek şey de bu zaten.

Ama, onun Juan konusunda bu kadan ısrarlı olmasının beni iki açıdan şarıttığını da söylemem gerekiyor. Bunlardan biri, onun yılmak bilmeden konuyu gündemde tutması. İkincisi ise Juan’ın karımı sikmesi ihtimalinin beni inanılmayacak kadar çok tahrik ettiğini farketmem. Naz ısrarlı oldukça daha çok tahrik olmam da, işin öbür yanı tabii.

Neyse. Sonunda boyun eğmek zorunda kalmıştım. Juan’a bir mektup gönderip, eğer isterse bizi referans göstererek ve evimizin adresini vererek izin isteyebileceğini, eğer alabilirse de, izin süresince bizimle kalabileceğini yazdım. Bundan sonrası da, çok çabuk gelişti. İşte şimdi, bir Cuma sabahı, trenden inmiş, karşımdaydı.

Pırıl pırıl traşlı kafası, kalın kara bıyıkları ve İsveçliler’inkine pek benzemeyen giysileriyle, istasyondaki kalabalıktan hemen ayrılıyordu Juan. Anladığım kadarıyla, şık olmak istemişti. Hava iyice sıcak olduğu için, beyaz bir pantolan ve beyaz deri ayakkıbılar giymişti. Üstünde de, açık mavi ve çiçek desenli, kolları kısa bir gömlek vardı. Gömleğin bir kaç düğmesi açıktı ve göğsünün kılları dışarı taşıyordu. Onu ilk kez böyle sivil giysiler içinde görüyordum. Ama anladığım kadarıyla bunlar, içeri girmeden önce alınmış, esk**en de kullandığı şeylerdi. Cezaevi’nde biraz kilo almıştı ve şimdi pantolon da, gömlek de, biraz dar geliyordu ona. Elinde küçük bir çanta ve hava soğuyacak olursa giyebileceği merserize bir hırka vardı. O da beyazdı. Tokalaşmak için elini uzattım. Ama o bana sarılıp öptü. Türk usulü. Sonra çıkıp arabaya bindik ve eve doğru yola çıktık.

Evim, İstanbul’un biraz dışında, Zekeriyaköy’deydi . Denizin kenarındaki bu villayı, bir kaç ay önce almıştım. İki katlı, oldukça büyük bir binaydı. Ama bana asıl cazip gelen tarafı, üç tarafı yüksek bir çitle çevrili bahçesinin büyüklüğüydü. Bahçenin dördüncü tarafı ise denizdi. Hatta motorlu yatımı teknemi bağlayabildiğim özel bir iskelesi bile vardı. Bahçe kapısını uzaktan kumandayla açıp arabayı içeri soktuğumda Naz bahçede, orta tarhdaki çiçeklerle uğraşıyordu. Bizi görünce, elinde bir çiçek makası ve çapa, doğrulup bekledi.

Juan, sanki biri kafasına vurmuş gibi, sessizleşmişti bir anda. Gözleri karımın üstüne kilitlenmiş gibi, öylece oturuyordu arabada. Haksız sayılmazdı.

Naz’ın üstünde, beyaz bir tulum vardı. İncecik, penye kumaştan yapılma, daracık ve vücudunu ikinci bir deri gibi saran bir tulum. Kolları ve omuzları çıplaktı. Tulumun önü, beline kadar düğmeliydi ve üstteki iki düğmeyi açık bırakmıştı. Ama işin en öldürücü yanı, kumaşın inceliğiydi. Meme başları, göbeğinin çukurluğu ve hatta kasıklarında, amının üstünde bıraktığı bir tutam kıl bile belli oluyordu. Bize doğru yürüdü. Memeleri, attığı her adımda, müthiş sik kaldırıcı bir biçimde sallanıyordu. Ayaklarında yine beyaz, bez ayakkabılar vardı.

Juan, kımıldamadan oturuyordu hala. Birden sikinin kalkmış olduğunu farkettim. Pantolonunun önünde, küçük bir çadır oluşmuştu. Kapıyı açıp indim. Ama o hala oturuyordu. Dua ediyormuş gibi, gözlerini kapamıştı. Ses çıkarmadan bekledim. Sonunda biraz kendini toplayıp o da indi aşağıya. Bu arada karım da yanımıza gelmişti. Onları tanıştırdım. Sol elini pantolon cebine sokmuştu Juan. Böylece, kalkmış sikini biraz gizlemeye çalışıyordu. Sonra, birlikte varendaya doğru yürüdük.

Naz önümüzde yürüyordu. İncecik penye kumaş, kalçalarını sımsıkı sarmış ve aralarına girmişti. Attığı her adımda kımıl kımıl oynayan ve sağa sola çalkalanan o başdöndücü yuvarlaklar, benim bile sikimi kaldırmıştı. Juan ise iyice mahvolmuş gibiydi. Varendaya ulaştığımlız anda, rahat koltuklardan birine oturdu ve hala elinde olan hırkasını kucağına koydu. Böylece de biraz rahatlamış oldu. Şimdi sikini gizlemişti.

Karımın dudaklarında beliren küçük gülümsemeden, onun da durumun farkında olduğunu anlıyordum. Sonra gözüme, sehpanın üstündeki viski şişesi, bardaklar ve buz kovası çarptı. Ben de bir koltuğa oturdum. Naz bardaklara bol bol viski koyup, Juan’a ve bana verdi. Genelde sabah sabah viski içmek kimsenin aklına gelmezdi tabii ama, ben karımın işin içine alkolü de katıp, biran önce hedefine varmayı amaçladığını anlıyordum. Bardaklarımızı, Juan’ın üç günlük özgürlüğünün şerefine kaldırdık.

Naz, Juan’la benim tam karşımıza gelen koltuğa oturmuştu. Bardağını yanındaki küçük sehpanın üstüne koyup öne eğildi ve ayakkabılarının bağlarını çözmeye başladı. Tanrım, memeleri tulumundan dışarı fırlamak üzereydiler. Sonra, Juan’ın oraya bakmamaya çalıştığını farkettim. Bu arada karım ayakkabılarını çıkarmıştı bile. Şimdi çıplaktı ayakları. Dizlerini biraz daha aralamıştı. Yalnızca parmak uçları değiyordu yere. Bardağını bir kere daha havaya kaldırıp, bizi de içmeye zorladı.

Juan, sürekli benimle konuşuyordu. Bunu, Naz’a fazla bakmamak için yaptığını anlamıştım. Bir çeşit savunma mekanizmasıydı yani. Ama, daha yeni başlıyordu her şey. Bir süre sonra hiç bir savunma yönteminin onu kurtaramayacağını biliyordum. Nitekim, karım saldırıya geçmişti bile. Durmadan sorular yönelterek, Juan’ı ona bakmaya zorluyordu artık. Bu arada bardaklarımız da boşalmıştı. Naz ayağa kalkıp, üçünü de tekrar doldurdu. Bu sefer yerine oturduğunda, dizlerini daha da çok aralamıştı. Yine Juan’la konuşuyordu. Bir süre sonra küçük ritmik hareketlerle, dizlerini açıp kapamaya başladı.

İnanılmaz derecede huzursuzdu Juan. Karımın içine düşmüştü. Naz dizlerini iyice araladığında, amının dudakları belli oluyordu tulumunun incecik kumaşı altından. Juan’ın aksine, onun durumdan son derece memnun olduğunu görebiliyordum. Viskinin de etkisiyle, oldukça rahat hareket ediyordu artık. Sonra, amının sulanmış olduğunu farkettim. Tulumun incecik kumaşı şimdi ıslanmış ve artık amı, bir resim gibi görünmeye başlamıştı. Manzara öylesine sik kaldırıcıydı ki, ben de bacak bacak üstüne atıp, kalkmış sikimi gizlemek zorunda kalmıştım. Juan’ın yüzü iyice kızarmıştı artık. Gözlerini bir türlü koparamıyordu oradan. Tek yapabildiği, arada sırada bana kaçamak bakışlar fırlatarak, durumun farkında olup olmadığını anlamaya çalışmaktan ibaretti. Bir saatten fazla oturduk öyle.

Juan, kente, alış verişe inmek istiyordu bu arada. Naz, hep birlikte gitmemizi önerdi ve üstünü değiştirmek için yerinden kalkıp eve gitti. Juan’ın gözleri, o gözden kaybolana kadar, attığı her adımda çalkalanan kalçalarından ayrılmamıştı tabii. Başbaşa kalınca, biraz rahatladı ama. Bir süre cezaevinden ve oradaki ortak tanıdıklarımızdan söz ettik. Sonra karımın seslenmesiyle kendimize geldik. Kapıdan çıkmış, bize el sallıyordu.

Juan’ın yüzü, yine allak bullak olmuştu ve yine haklıydı tabii. Tulumunu çıkarmış ve bir büstiyerle bir şort giymişti Naz. Büstiyeri, uçuk sarı renkli ve eteği kesilmiş bir atlet fanilasından başka bir şey değildi. O kadar kısaydı ki, karımın memelerinin alt kısımlarını ancak örtebiliyordu. Bu yetmiyormuş gibi, kol altlarının kesiği de alabildiğine derindi. Bu da, yandan bakıldığında, memelerinin, neredeyse uçlarına kadar görünmesine neden oluyordu. Naz’ın giydiği şort ise üstünde küçücük siyah benekleri olan sarı penye kumaştan yapılmıştı. Öylesine dar ve kısaydı ki, akıl alır gibi değildi. Ona doğru geldiğimizi görüp, bize arkasına dönerek arabanın yanına doğru yürüdüğünde, kıçının yanaklarının bacaklarıyla birleştiği yerde meydana gelen o müthiş yuvarlakların göründüğünü farkettim. Ayaklarına da yine sarı renkli, alabildiğine yüksek topuklu dekolte ayakkabılar geçirmişti. Birden durdu Juan. Sonra da bana tuvaletin yerini sordu. Tarif ettim. Elinde çantasıyla içeri girdi. Ben de karımın yanına gittim.

“Adamı öldürmek üzeresin…” dedim ona, “Ya da en azından, siki pantolonunu yırtacak…”

“Ohhh farkındayım sevgilim… Ama çok hoşuma gidiyor biliyor musun..? Sen bir de bana nasıl baktığını görebilsen… Gözleriyle sikti beni kaç kere…”

Bu arada Juan da evden çıkmış bize doğru geliyordu. Çantasını içerde bırakmıştı. İyice sokulduğunda, birden tuvalette ne yaptığını anlayıverdim. Sikini, pantolonunun sağ paçasının içinde, bacağının üstüne sarkıtmış, daha doğrusu öylesine kalkmış bir sik sarkıtılamayacağı için uzatmıştı. Sonra da, bir şeyle onu, bacağına bağlamıştı. Ama ne yaparsa yapsın, o azman siki, yine tüm hatlarıyla belli oluyordu. Onu bacağına bağladığı yer bile belliydi. Ses çıkarmadım.

Arabaya bindiğimizde, karım arkaya oturdu, Juan da öne, benim yanıma. Otomatik kapıyı yine uzaktan kumandayla açıp vitese taktım ve yürüdük. Neredeyse aynı anda, Naz yine Juan’la konuşmaya başladı. Aynadan, onun arka koltuğun tam ortasında, yani önünde bacaklarını maskeleyecek koltuk bulunmayan tek yerde oturmuştu. Doğal olarak ona dönmek zorunda kalmıştı Juan. Yüzünden, yine aklının başından gittiğini anlayabiliyordum. Çaktırmadan dikiz aynasını biraz aşağıya, karımın bacaklarına doğru ayarladım. Tanrım, manzara müthişti.

Dizlerinin arası, iki karışa yakın açıktı Naz’ın. Şortunun, yalnızca bir parmak enindeki ağı, amının dudakları arasına girmişti. Öyle ki, yalnızca deliği görünmüyordu amının. Benim sikim de artık iyice kalkmış ve kazık gibi olmuştu. Niyetim, alış-veriş yapmayı planladığım hipermarkete giderken, bir taraftan da Juan’a, İstanbul’u göstermekti. Bu nedenle, kentin Batı varoşlarından Bağcılar’daki Carrefour’a gitmeyi planlamıştım. Bu da, yolumuzun epeyce uzun olduğu anlamına geliyordu tabii. Naz, tüm bu süre boyunca, Juan’a işkence etti diyebilirim.

Mağazada da, durum pek farklı olmadı Juan için. Nereye gitsek, karım önden yürüyor ve zavallının aklını başından alıyordu. Kalçalarının hareketleri öylesine baştan çıkarıcıydı ki, Juan’dan başkaları da takılmaya başlamışlardı bu inanılmaz sik kaldırıcı manzaraya. O da bunun farkına varmıştı tabii. İnanılmaz bir biçimde sinirlendiğini farkederek şaşırdım.

“Karın çok güzel bir kadın…” dedi birden bana.

“Biliyorum…”

“Etraftakilerin gözleri hep üstünde… Rahatsız olmuyor musun..?”

“Neden rahatsız olayım ki..?”

“Yani ne bileyim…”

Bundan sonra yine sustu Juan. Bir saate yakan kaldık orada. Juan kendine bir şeyler aldı. Bu arada ben de, tekneyle gezineceğimizi düşünerek bir mayo hediye ettim ona.

Sonra eve dönmek için yeniden arabaya bindik. Naz, tıpkı buraya gelirken yaptığı gibi, yine arka koltuğun tam ortasına oturdu. Ayna zaten ayarlıydı ve şimdi onun bacaklarını iyice aralamış olduğunu görebiliyordum. Şortunun incecik penye kumaşı, hem hareket edip, oturup kalkmaktan gevşemiş, hem de am sularıyla sırıl sıklam ıslanmıştı. Şimdi, amının dudakları iki taraftan görünüyordu artık. Kısacası Juan’ı tekrar ve bu sefer daha da şiddetli boyutta esir almıştı. Üstelik bütün bunlar yetmiyormuş gibi, sağ elinin işaret parmağını, bacağının iç tarafında yukarı aşağıya dolaştırmaya da başlamıştı karım. Sanki hafifçe bacağını kaşıyormuş gibiydi ama, bu öylesine sik kaldırıcı bir etki yapıyordu ki, benim de sikim artık zonklamaya başlamıştı.

Eve döndüğümüzde, Juan’a odasını gösterdim. Evin üst katında, bizim yatak odamızın bitişiğindeki odayı, onun için hazırlamıştık. Çantasını ve dükkandan aldıklarını alıp odasına girdi. Karımla ben de kendi odamıza girdik. Naz’ın gözleri parlıyordu. “Acayip bir herif bu sevgilim…” dedi, “Yol boyu beni gözleriyle sikti adeta…”

“Ama sen de öyle bir oturuyordun ki, başka bir şey yapmasına olanak yoktu zaten…”

“Ohhhh… Güzel görünüyor muydum..?”

“Neredeyse amın görünüyordu…”

Yüzünde şeytanca bir gülümsemeyle, gidip yatağın üstüne oturdu karım. ine bacaklarını birbirinden ayırmıştı.

“Böyle miydi..?” diye sordu gözlerimin içine bakarak.

Yalnızca başımı sallayabildim. Gerçekten de müthişti manzara. Şimdi ayakkaplarını da çıkarmıştı Naz. Sağ elini götürüp, orta parmağıyla amını okşamaya başladı.

“Offf nasıl da sulanmış amım… Sik istiyor, biliyor musun..?”

Sikim kazık gibi olmuş, dudaklarım kurumuştu. Büyülenmiş gibi, karımın şortunu indirmesini seyrettim. Sonra da büstiyerini çıkarıp attı. Şimdi çırılçıplaktı karşımda. Gözlerimin içine bakarak, vücudunun üst kısmını yatağın üstüne bıraktı. Bu yetmiyormuş gibi, bir de bacaklarını havaya kaldırmış ve iyice ayırarak, dizlerini yukarıya çekmişti. Tabak gibi açıktı karşımda. Amı, susamış bir ağız gibi açılmıştı. Yapılabilecek tek şeyi yaptım o zaman. Hızla soyunup sokuldum ona doğru. Sikimin başı, amının şişmiş dudaklarına değdiğinde, tüm vücudu titredi Naz’ın.

“Ohhhh sik beni…” diye inledi, “Hadi sok sikini içime… Ohhhh hadi… Sikilmek istiyorum…”

Ses tonu öylesine yüksekti ki, şaşırmıştım. Birden ne yapmaya çalıştığını anlayarak, daha da heyecanlandım. Juan’ın odasıyla bizimkinin arasında, kilitli bir kapı vardı ve sesimizi rahatlıkla duyabilirdi Juan. Karım işte sırf bu nedenle yükseltmişti sesini. İşitilmek istiyordu. Garibim Türk’ü, kendini göstere göstere tahrik ettiği yetmiyormuş gibi, şimdi bir de sesle tahrik etmeye çalışıyordu onu. Dibine kadar geçirdim amına. Bu, Naz’ın, sarsıla sarsıla belini getirmesine neden oldu. Durup, sakinleşmesini bekledim. Sonra da onu sikmeye başladım. Zevkten çıldırmış gibiydi.

“Sik beni…” diye bağırdı, “Ohhhh sik beni n’olursun…”

Başım dönüyordu. Her an belim gelebilirdi ama, tüm gücümle kendimi tutmaya çalışıyordum.

“Sence ne yapıyordur şimdi..?” diye fısıldadı karım.

“Mutlaka otuzbir çekiyordur…” dedim fısıldayarak.

“Ohhhh müthiş sevgilim… Hadi sik beni… Ohhhh hadi sik beni… Ahhhhhhh… Ohhhhhh… Immmnnhhh… Ahhhhhh…”

Yine çığlık çığlığaydı. Hiç susmuyordu neredeyse. Sürekli inliyor, bağırıyordu. Juan’ın uçtuğuna emindim. Otuzbir çekmekte olduğuna da. O kadar çok tahrik olmuştum ki, daha fazla tutamadım kendimi. Tohumlarımın içine dolduğunu hissetmek, Naz’ın da iyice çıldırmasına neden oldu. Bağıra bağıra belini getiriyordu o da. Sonra öylece yığılıp kaldık.

Yatağın üstünde birbirimize sarılıp, bir süre öylece yattık. Sonra Juan’ın oda kapısının açılıp kapandığını duyduk. Aşağı iniyordu. Karım biraz doğrulup dirseğini yatağa dayadı ve gözlerimin içine bakmaya başladı.

“Zamanı geldi artık galiba, değil mi sevgilim..?” dedi sonra da.

“Neyin zamanı geldi..?”

“Kendimi bu Bolivyalı’ya siktirmemin tabii…”

Birden yine alabildiğine heyecanlandım. Bunun düşüncesi bile, inanılmaz tahrik ediyordu beni. Juan’ın, cezaevinin saunasında gördüğüm siki geldi gözlerimin önüne. Naz, onu neyin beklediğini bilmiyordu hala.

“Nasıl yapacaksın bunu..?” diye sordum.

“Şimdi aşağıya, onun yanına gideceğim ve senin uyuduğunu söyleyeceğim… Bu fırsatı kaçırmayacağına eminim…”

“Ben nasıl seyredeceğim peki..?”

“Mutfağa girip, servis penceresinden seyredersin…”

Sikim yeniden kalkıp kazık gibi olmuştu. Ama karımın buna aldırdığı bile yoktu. Yataktan kalkıp banyoya girdi. Kapıyı kapamamıştı ve yattığım yerden amını yıkadığını görebiliyordum. Az önce içini tohumlarımla doldurduğum amını, Juan için temizliyordu. Kalkıp, ayağıma bir şort geçirdim. Bu arada Naz da banyodan çıkmış ve gardrobunu açmıştı. Sonunda öyle bir şey seçip üstüne geçirdi ki, Juan’ın onu görür görmez kafayı iyice yiyeceğini anladım. Şarap rengi, pamuklu krep kumaştan yapılma bir giysiydi bu. Çıplak vücudunun tüm hatlarını meydanda bırakıyordu kumaş. Kolları, omuzları ve kütür kütür memelerinin önemli bir kısmı zaten meydandaydı. Eteği de, kalçalarını ancak örtüyordu. Ayakları çıplaktı. Yüzünde şeytani bir ifadeyle baktı bana.

Odadan beraberce çıktık. Sessizce mutfağa dalıp, servis penceresinden salona baktım. Juan, televizyonun karşısındaki büyük deri kanapede oturuyordu. Beyaz bir şort giymişti. Bunu o gün Carrefour’dan almıştı. Bunun dışında çıplaktı. Dev gibi vücudunun esmer rengi ve kollarıyla bacaklarını olduğu gibi tüm göğsünü ve omuzlarını da kaplayan simsiyah kıllar nedeniyle, tıpkı onu ilk çıplak gördüğümdeki gibi, adeta bir hayvana benziyordu. Sonra karım da girdi görüş alanımın içine. İlk gözüme çarpan, yüzündeki müthiş ifade oldu. Juan’ın görüntüsünden dehşetli etkilenmiş olduğunu anladım o anda. Doğruca bara yürüyüp, iki büyük bardak viski hazırladı, sonra da gelip Juan’ın oturduğu kanapenin öbür ucuna oturdu ve bardaklardan birini ona verdi.

Bolivyalı’nın yüzünün yine allak bullak olduğunu görüyordum. Naz’ın görüntüsü, yine aklını başından almıştı. Üstelik biraz önce onun sikişirken çıkardığı sesleri de dinlemişti. Şortunun önünde, giderek büyüyen bir kabarıklık belirmeye başlamıştı bile.

“Semih nerede..?” diye sordu karıma.

“Yukarda uyuyor…”

“Yoruldu galiba…”

Hafifçe gülümsüyordu Juan. Ama bu öyle tatlı, ya da şirin bir gülümseme değildi. Neden yorulduğumu düşündüğünü anlamamak mümkün değildi, yüzündeki ifadeden.

“Bilmem…” dedi Naz, “Yoruldu herhalde…”

“Doğruyu söylemek gerekirse, gerçekten şanslı bir erkek Semih…”

“Öyle mi..?”

“Öyle tabii… Çok güzel bir kadınsın…”

“Teşekkür ederim…” dedi karım, bardağını ona doğru kaldırırken.

İçkilerinden birer yudum aldılar. Naz, kanapede hafifçe yan dönmüş, yüzü Juan’a dönük oturuyordu. Eteği oturken öyle bir sıyrılmıştı ki, bacakları, kalçalarına kadar meydandaydı. Sonra daha da müthiş bir şey yaptı ve ayaklarını kanapenin üstüne, Juan’la arasına alıp, yüzünü tümüyle ona döndü. Şimdi tam amını görüyor olmalıydı Bolivyalı. Bunu, onun iyice kızarıp kasılan yüzünden anlıyordum. Ama asıl gösterge, Juan’ın şortunun önünde meydana gelen muhteşem kabarıklıktı. Kısa bir süre önce, sikişirken çıkardığı seslerini duyup muhtemelen otuzbir çektiği, akıl almaz kışkırtıcılıktaki kadın şimdi yanıbaşında, elini uzattığında dokunabileceği kadar yakınında oturuyordu ve bu yetmiyormuş gibi, akıl almaz güzellikteki bacaklarıyla amını, gözüne sokmuştu. Siki kalkmayacaktı da ne olacaktı yani. Elindeki viski bardağını kafasına dikiverdi birden.

Naz, amını ona daha da çok göstererek ayaklarını yere indirdi ve elindeki boş bardağı alıp yeniden bara doğru yürüdü. Ayak parmaklarının ucuna basıyordu. Kalçaları, inanılmaz bir şekilde çalkalanıyordu. Dolu bardakla geri gelirken de, Juan gözlerini, attığı her adımda hafif hafif sallanan memelerinden ayıramaz olmuştu. Sonra yine, aynı biçimde oturdu yerine. Juan da, eline aldığı dolu bardaktan kocaman bir yudum daha aldı.

“Hiç aldattığın oluyor mu..?” diye sordu karıma sonra da.

“Anlamadım… Kimi aldattığım oluyor mu..?”

“Kocanı… Yani Semih’i demek istiyorum…”

“Pardon ama, neden merak ettin bunu..?”

“Hiç… Yani, merak ettim işte öyle…”

“Öyle mi..? Yoksa başka bir amacın mı var..?”

Juan biraz sıkışmış görünüyordu. Ne diyeceğini şaşırmış bir hali vardı. Aslında bu soruyu birden bire sormasının tek bir nedeni olduğunu, karım da biliyordu o da. Ama, sanki biraz cesareti kırılmış gibiydi. Ama bunun nedeni, kesinlikle biliyordum ki, Naz’ın benim karım olmasıydı. Suçluluk duygusuyla mücadele ediyor olmalıydı Juan. Yoksa karım hakkındaki gerçek düşüncesinin ne olduğu gayet açıktı. Bunun en büyük kanıtı da, şortunun önündeki koca çadırdı tabii.

“Bence böyle bir şey sorarken asıl amacın başkaydı…” diye onu sıkıştırmayı sürdürdü Naz.

“Nasıl yani..?”

“Ne kadardır cezaevindesin sen..?”

“Aralıksız üç yıldır…”

“Ve bu süre içinde hep tek başınaydın değil mi..? Yani eğer porno dergilerini saymazsak tabii…”

Sesi çıkmadı Juan’ın. Ama iyice heyacanlanmış olduğunu görebiliyordum. Elindeki viski bardağını yeniden ağzına götürüp, kocaman bir yudum daha aldı. Naz ise konuşmayı sürdürüyordu.

“Bunlar, kocamı aldatıp aldatmadığımı sormanın başka, daha gerçek bir nedeni olduğunu düşündürüyor bana… Ne dersin…?”

Hala susuyordu Juan. Karım onun gözlerinin içine baka baka, dizlerini hafifçe araladı. Tanrım, şimdi doğrudan onun güzelim amının içine bakıyor olmalıydı Bolivyalı.

“Kaldı ki, böyle düşünmeme neden olacak başka şeyler de oldu bugün…” diye sürdürdü Naz.

“Ne gibi yani..?”

“Beni gördüğün ilk andan beri, gözlerini üstümden ayırmadın… Tüm gün boyunca, her yerimi, gözlerinle didik didik ettin mesela…”

“Ama…”

“Ama ne..? Yapmadın mı..?”

“Belki ama…”

“Belki mi..? Her an bana bakıyordun… Hem de ne biçim bakıyordun… Saldırgan gözlerle… Kendimi, ırzıma geçilmiş gibi hissettim sürekli… Şimdi de aynen öyle bakıyorsun bana… Aklından tek bir şey geçtiği belli… Bunu yapıp yapamayacağını anlamak için de, tutup anlamlı sorular soruyorsun bana…”

Bardağın dibinde kalan viskiyi olduğu gibi kafasına dikti Juan. Sonra gözlerini, yeniden karımın üstünde dolaştırmaya başladı. Arkasına yaslanmıştı. Bacakları birbirinden aralık oturuyordu ve siki, neredeyse şortunu yırtmak üzereydi. Burun deliklerinin kabardığını görebiliyordum. Tepeden tırnağa sik kesilmiş gibiydi.

“Sesini çıkarmıyorsun… Bu itiraf demek… Ama aslında itiraf etmene bile gerek yok biliyor musun..? Söylediklerimin ne kadar doğru olduğunun kanıtı, gözlerimin önünde duruyor zaten… Hem de sıradan değil, bayağı büyük bir kanıt bu… Offf hem de çok büyük…”

Karımın bu sözlerle birlikte, sağ ayağını yavaşça Juan’a uzattığını gördüm. Büyülenmiş gibi onu, daha doğrusu onun yaklaşmakta olan çıplak ayağını seyrediyordu Bolivyalı. Gerçekten de, müthiş sik kaldırıcı bir manzaraydı bu. Göğsündeki kapkara kılların gizlediği kaslarının gerildiğini görebiliyordum. Sonunda Naz’ın ayağı biraz havalandı ve biçimli ayak parmakları, Juan’ın sikine değmeye başladı. Çok hafif bir temastı bu. Ama yine de, Bolivyalı’nın tüm vücudunun titremesine neden olmuştu.

“Niye açık açık söylemiyorsun..?” diye sordu karım, “Hadi söyle…”

Ayağı şimdi, hafif hareketlerle Juan’ın siki üstünde dolaşmaya başlamıştı bile. Bacaklarını da, iyice aralamıştı şimdi. Artık olduğu gibi meydandaydı amı.

“Hadi söyle beni sikmek istediğini…” diye sürdürdü Naz, “Beni sikmek istiyorsun değil mi..? Ohhhh söyle hadi…”

Juan’ın vücudunun sarsıldığını gördüm. Şortunun önü, bir anda sırılsıklam kesildi. Tanrım belini getirmişti. Bu kadar tahrik olmaya dayanamamış ve belini getirmişti. Bu beklenmedik gelişme, karımın da aklını başından almıştı bu arada.

“Ohhhh belin geldi…” diye inledi, “Yalnızca ayağımla dokunduğumda bile, belini getirdin… Ama anlamıyorum bir türlü… Eline beni sikmek için böyle bir fırsat geçmişken ne bekliyorsun..? Ohhhh ne bekliyorsun..?”

Birden doğrulduğunu gördüm Juan’ın. Karıma sokuldu. Sol eli, bir şimşek hızıyla bacaklarının arasına girdi de parmakları bir anda hedefine ulaşıverdi. Naz’ın amını avuçlamıştı. Daha da sokuldu ve bir anda öpüşmeye başladılar. İp kopmuştu.

Kollarını Juan’ın boynuna dolamıştı karım. Birbirlerinin ağızlarını yemek istermiş gibi, hırsla öpüşüyor, emişiyorlardı. Dillerinin birbiriyle boğuşurken çıkardığı şakırtılı sesleri, ben bile duyabiliyordum. Bir eliyle de, Naz’ın güzelim memelerini mıncıklamaya başlamıştı Juan. Tümüyle kendini bırakmıştı karım. Sonra ellerinden birini onun boynundan çekip, sikine götürdü. Beyaz şortun altındaki sik, hala kocamandı.

“Offf ne kadar büyük sikin…” diye inledi, ağzını Juan’ınkinden kurtararak.

Sesi zevkten boğuklaşmıştı. Sonra öbür elini de getirip, aceleci parmaklarıyla Türk’ün şortunun önünü açmaya koyuldu. Bunu başardığında da, sağ elini içeri sokup, o kocaman siki dışarı çekti. Gözleri büyümüştü. Doğrusu ben de, ondan farklı bir durumda değildim. Gerçi Juan’ın sikini daha önce de görmüştüm ama o zaman inikti. Şimdi karımın elindeki ise inanılmaz büyüklükte, kelimenin tam anlamıyla bir erkeklik abidesiydi. En az yirmibeş santim olmalıydı. İnanılmayacak kadar da kalındı. Vücudunun başka yerlerinden daha koyu renkte, neredeyse kapkara ve alabildiğine kıllıydı. Morarmış başı, dev bir mantara benziyordu. Naz’ın onu en dibinden kavrayan beyaz eli, bir çocuğunki gibi, küçücük kalmıştı.

Sonra müthiş bir şey oldu ve Juan’ın sikinden, uzun, beyaz bir bel sütunu fışkırıverdi havaya ve küçük bir kavis çizip karımı, tam yüzünün ortasından vurdu. Zavallı Bolivyalı o kadar abazandı ki, kendini tutamamıştı. Ama elindeki sikin birden fışkırmaya başlaması ve yüzüne gelen beller, Naz’ın da, kontrolünü tümüyle yitirmesine neden olmuştu bu. İnlemeye başlamıştı. Tüm vücudu sarsılıyordu. Tanrım, o da belini getiriyordu.

Ama kendini daha çabuk toplayan yine de karım oldu. Bir süre elindeki siki hayran hayran seyretti, sonra da, ağzını açıp Juan’ın kucağına eğildi. Dudakları, bir anda, sertliğinden en küçük bir şey bile kaybetmemiş olan o kocaman sikin başına yapışıverdi. Sonra onu ağzından çıkarıp, başını yalamaya, her yerine bulaşmış olan erkeklik sıvılarını temizlemeye koyuldu.

Juan’ın yüzünün zevkle çarpılmış olduğunu görebiliyordum. Sağ elini getirip, parmaklarını karımın saçları arasına geçirmişti. Kalçaları küçük hareketlerle kanepeden kalkıyor, sikini aklını başından alan o güzelim ağza sokmaya çalışıyordu. Birden, naraya benzeyeh bir ses çıktı ağzından. Yine fışkırtıyordu. Tohumları bu sefer Naz’ın ağzına doluyordu. Gözlerimi, karımın gırtlağından alamıyordum. Hızla oynuyordu. Tüm gücüyle, ağzına dolan belleri yutmaya çalışıyor ve bir taraftan da, sarsıla sarsıla belini getirmekteydi o da. Sonunda, biraz sakinleştiler.

Ama fazla uzun sürmedi bu durum. Önce karım doğrulup, başını Juan’ın kucağından çekti. Bütün yüzü, ve ağzının çevresi, bel içinde, pırıl pırıl parlıyordu. Manzara öylesine tahrik ediciydi ki, sikim çatlayacak hale gelmişti. Sonra Juan hareketlendi. Naz’ı omuzlarından itip, arkasına yaslanmasını sağladı önce. Peşinden de, kendi eğilip, başını onun kasıklarına gömüverdi. Önce seyrederken içine düştüğü, sonra avuçlayıp mıncıkladığı o güzelim am, şimdi ağzının altındaydı. Yalamaya başladı. Şapırtılı sesler çıkarıyor, karımın amını sanki yiyordu.

Rahatlamak için şortumu indirip, sikimi dışarı çıkardım. Biraz okşayacak olsam belimin geleceğinin farkındaydım. Seyrettiklerim, beni inanılmaz oranda tahrik etmişti. Naz’ın beli bükülmüştü. Zevkle inlediğini duyuyordum. Juan, gerçekten amını yiyordu sanki. Ayaklarını onun sırtına dayamış, kendini tümüyle amının içinde dolaşan dile bırakmıştı karım. Birden sarsıla sarsıla belini getirmeye başladı. Sonra da bir daha ve bir daha.

Durup doğruldu Juan. Sonra ayağa kalkıp, tek harekette şortunu indirdi. Şimdi tüm haşmetiyle meydana çıkmışı siki. Tanrım, sanki bir doğa harikasıydı karımın karşısındaki. Az öncekinden çok daha büyük görünüyordu. Taşakları da kocamandı Bolivyalı’nın. Kapkara ve kıllı birer torsba gibi sallanıyorlardı bacaklarının arasında. Naz, büyülenmiş gibi seyrediyordu onu.

“Sik beni…” diye fısıldadı sonra da, “Ohhhh hadi sik beni… Sok sikini bana hadi… Ohhhh sok n’olur…”

Bacaklarını alabildiğine açmış, dizlerini büküp omuzlarına doğru çekmiş, ayak parmakları aşağı bükük, öylece bekliyordu Bolivyalı’nın sikini. Juan’ın yüzüne baktığımda, sikim daha da kalktı sanki. Şehvetle çarpılmıştı. Gözleri parlıyordu. Ağzı aralıktı ve burun kanatları sürekli oynuyordu. Kanapenin üstüne dizlerini basıp, karımın bacaklarının arasına girdiğini gördüm. Bir eliyle sikini dibinden tutup aşağı eğdi ve biraz daha sokuldu. Şimdi o inanılmaz büyüklükteki sikin kocaman bir mantara benzeyen başı, Naz’ın amının iyice açılmış dudaklarına değmeye başlamıştı.

“Sok…” diye inledi karım, “Ohhhh sok… Sik beni… Sik beni hadi…”

Juan’ın kalçaları hafifçe ileri gittiler ve sikinin başı, karımın amına yavaşça kaydı. Aynı anda Naz’ın tüm vücudu tekrar sarsılmaya başladı. Yine belini getiriyordu. İnanılır gibi değildi.

“Sik beni…” diye bağırdı birden, “Ohhhhhh sik beni…”

Juan’ın tüm kontrolü kaybetmek üzere olduğunu farkediyordum. Aniden ve tek bir harekette kökleyiverdi ve o inanılmaz büyüklükteki, kocaman sik, olduğu gibi, taşaklarına kadar girdi karımın amına. Aynı anda da, homurdanmaya başlamıştı. Kıçının kıllı yanakları açılıp kapanıyordu. Yine tutamamıştı kendini. Bir kez daha getiriyordu belini. Ama bu sefer tohumlarını, Naz’ın amının en dibine fışkırtıyordu ve bu da onun bir kere daha çıldırmasına ve belinin yeniden gelmesine neden olmuştu yalnızca. Bir süre öylece kaldılar.

Gözlerimin önündeki bu hareketsiz manzara bile, inanılmayacak kadar çok tahrik olmama neden oluyordu. O kocaman, kapkara, kıllı Bolivyalı sikinin tamamı, karımın içinde kaybolmuştu. Yüzündeki ifadeden, bunun ona inanılmaz büyüklükte zevk verdiğini anlayabiliyordum. Juan’ın yüzü de, kendini ne kadar büyük bir zevk girdabına kaptırmış olduğunu belli ediyordu. Üç yıldan beri yalnızca elini siktikten sonra, şimdi sımsıkı ve ateş gibi yanan bir ama girmişti siki. Birden karımı sikmeye başladı.

Kalçaları, hızlı hareketlerle ileri geri gidiyor, o kocaman siki Naz’ın amına girip çıkıyordu şimdi. Tanrım, en küçük bir inme belirtisi bile yoktu herifin sikinde. Sokuyor, çıkarıyor, sokuyor, çıkarıyordu. Naz, yine inlemeye başlamıştı.

“Sik beni…” diye bağırdı tekrar, “Sik beni hadi… Ohhhhh çok güzel sikin… Ohhhhh çok güzel… Sik hadi… Ohhhhhh sik… Sik… Ohhhh tanrım, ne kadar güzel sikiyorsun beni… Ohhhhhh… Ahhhhhh… Immmmnnnnhhhh… Sik… Ohhhhhh sik beni… Ohhhh hadi…”

Çığlık çığlığaydı. Tüm vücudu kıvranıp bükülüyor, Juan sikini her sokuşunda kasıkları kanapeden havalanıp yükseliyor, içine daha çok sik alabilmek için sanki çırpınıyordu. Müthiş bir sikiş seyrediyordum. Sikenin, üç yıldan beri am yüzü görmemiş cezaevi arkadaşım, sikilenin de karım olması ise bana inanılmaz büyük bir zevk veriyordu. Ama asıl büyük zevki onların almakta olduğu açıktı. İkisi de kendinden geçmiş gibiydi. Juan, şimdi her geri çekilişinde o kocaman sikinin neredeyse tamamını, en ucuna kadar karımın amından çekip çıkarmaya, her ileri gelişinde ise tamamını, dibine kadar sokmaya başlamıştı. Sonra birden durdu ve peşinden de, büyük bir şaplatmayla olduğu gibi geçirip, yine belini getirmeye başladı. Bolivyalı’nın fışkıran bellerini amının en dibinde bir kez daha hissetmek ise karımı delirtti tabi. O da çırpına çırpına, bir kez daha belini getiriyordu.

Yine bir süre durup soluklandılar. Sonra Naz, bir eliyle Juan’ı göğsünden itip, onu kendinden uzaklaştırdı. Bolivyalı’nın o kocaman siki, şimdi amından tümüyle çıkmıştı ve inanılmaz bir biçimde hala dimdik, hala inanılmayacak kadar büyük ve sertti. Karım onu biraz daha iterek kanepeye oturttu. Sonra da kendi kalkıp, ata biner gibi kucağına çıktı Juan’ın. Yüzü ona, arkası bana dönüktü. Bolivyalı’nın siki, kalçalarının arasından geçerek yukarıya uzanmış, neredeyse beline kadar gelmişti. Akıl almaz bir manzaraydı bu. Naz, ayaklarını onun bacaklarının iki yanında kanepeye basıp kalçalarını havaya kaldırdı ve amının alabildiğine açık oturan dudaklarını, bir eliyle dibinden kavradığı o kocaman sikin başına dayadı. Bir an öylece durdular. Sonra karımın kalçalarını aşağı bıraktı ve Bolivyalı’nın kapkara siki, içine gömülmeye başladı.

Kelimenin tam anlamıyla büyülenmiş gibiydim. O devasa sik, yağ gibi kayıp karımın amına giriyor, karnının derinliklerinde kayboluyordu. Sonunda, yalnızca kocaman torba gibi taşakları kaldı dışarda. Sonra Naz’ın kalçalarının yeniden hareketlendiğini gördüm. İki eliyle Juan’ın omuzlarını sıkı sıkı kavramış, içindeki kocaman sikin üstüne oturup kalkmaya başlamıştı. Ama hareketleri bununla da kalmıyordu. O yusyuvarlak, inanılmaz baştançıkarıcı kalçaları, aynı anda öne arkaya, sağa sola da çalkalanıyordu. Tanrım, sanki dansediyordu Bolivyalı sikinin üstünde. Gözlerimi bu müthiş manzaradan alamıyordum. Bir süre sonra, Juan’ın iri, esmer ve kıllı elleri de girdi devreye. İki eliyle, karımın kalçalarını avuçlamış ve birbirinden ayırmıştı. Gözlerim, şimdi de, onun tüm davet ediciliğiyle ortaya çıkan göt deliğine kilitlenmişti. Hem kendi am sularıyla, hem de Juan’ın belleriyle vıcık vıcık ıslanmıştı götü. İnanılmaz tahrik edici görünüyordu. Sonra Bolivyalı’nın kıllı parmaklarından biri devreye girdi. Götüne dokunan parmağı hissetmek ise Naz’ı iyice çıldırttı tabii. O küçük deliğin ne kadar duyarlı olduğunu çok iyi biliyordum. Götünden sikilmeye bayılıyordu karım. Juan’ın parmağı, şimdi tüm vücudunun titremesine neden olmuştu. “Ohhhhh…” diye inlediğini duydum, “Sok parmağını n’olur… Ohhhh sok parmağını götüme hadi… Ohhhhh…”

Bolivyalı’nın bu isteği ikiletmeye, elbette ki niyeti yoktu. Bir anda sokuverdi parmağını Naz’ın götüne. Bu da, onun sarsıla sarsıla belini getirmesine neden oldu yalnızca. Şimdi Juan’un kucağına oturup kalmıştı. Ama kısa sürdü bu hareketsizlik. Bir süre sonra kalçaları yeniden hareketlendiler. Artık tekrar içindeki o kocaman sikin üstüne oturup kalkmaya, o akıl almaz büyüklükteki erkeklik abidesini amına alıp çıkarmaya başlamıştı. Üstelik şimdi, götüne girip çıkmakta olan kocaman bir parmak da vardı işin içinde.

“Ahhhh çok güzel…” dedi birden, “Çok güzel… Ohhhhh doyamıyorum sikine biliyor musun..? Ohhhh doyamıyorum… Parmağın da çok güzel… Ohhhhh iki deliğimi birden sikiyorsun… Ohhhhh… Ahhhhh… Söyle bana, hoşuna gidiyor mu senin de..? Ohhhhh… Götümü de sikmek istiyorsun değil mi..? O kocaman sikini götüme de sokmak istiyorsun değil mi..? Ohhhhh istiyorsun… Ohhhhh çok güzel… Immmnnnnhhh…”

Sonra birden durup, Bolivyalı’nın sikinin üstünden kalkıverdi. Peşinden de, arkasını ona, yüzünü bana dönüp, yeniden oturdu o kocaman sikin üstüne. Şimdi ayaklarını Juan’ın bacaklarının dış taraflarında, kanapenin tam kenarına basmıştı. Gözlerimin önündeki manzara, gerçekten de müthişti doğrusu. O kocaman sikin tamamı, karımın, dudakları yırtılma derecesinde gerilmiş amına gömülmüştü. Ama seyrettiklerim, Naz tekrar Juan’ın kucağına oturup kalkmaya başladığında daha da müthişleşti. Bu inanılmaz büyüklükteki sikin o küçücük ama girip çıkmasını seyretmek, aklımı başımdan almıştı sanki. Gözlerimi oradan koparabildiğimde ise karımın zevkten ne kadar uçmuş olduğunu açıkça belli eden yüzünü seyrediyordum. Gözleri kısıktı. Alt dudağını dişlerinin arasına sıkıştırmıştı.

Juan bu sefer bayağı dayanmıştı doğrusu. Peşpeşe, bir kaç kez belini getirmek, belli ki, o kocaman taşaklarını biraz boşaltmıştı. İki taraftan birer pençe gibi uzattığı kıllı elleriyle karımın memelerine yapışmış, rüyalarında bile görmediği bir sikişin zevkini çıkarıyordu. Ama asıl zevk alan, yine de Naz’dı tabii. Kendinden geçmiş gibiydi karım.

Sonra birden durduğunu gördüm. Kalçaları yine yükseldi ve Juan’ın siki amından çıkıverdi. Bir eliyle onun dizine tutunup, öbür elini bacaklarının arasından uzatarak o kocaman siki dibinden tuttuğunu gördüğümde, ne yapmak istediğini anlayarak, büsbütün heyecanlandım. Tanrım, götüne istiyordu şimdi de. O akıl almaz büyüklükteki Bolivyalı sikini, şimdi de götüne istiyordu. Doğruyu söylemek gerekirse, düşüncesi bile korkutucuydu bunun. Bu kadar büyük, bu kadar kalın ve uzun bir sikin, o küçücük deliğe girmesi imkansız gibi geliyordu bana. Ama Naz kararlıydı. Onun, neredeyse bir yumruk büyüklüğündeki başını götüne dayadı özenle.

“Ahhhh çok büyük…” diye inledi sonra da, “Çok büyük… Ahhhhh deli ediyor beni… İstiyorum… Götümün içine istiyorum onu… Ohhhhh çok istiyorum hem de…”

Bunu Juan’ın da istediği çok açıktı. Oturduğu yerden sikini yukarı bastırmaya çalışıyor, o kocaman allameyi karımın götüne sokabilmek için uğraşıyordu.

“Dur n’olursun…” diye yalvardı Naz, “Sen bir şey yapma… Ohhhhh çok büyük sikin… Sokmaya kalkarsan, beni yırtarsın sonra… Bırak ben alayım onu içime… Ohhhh bırak ben alayım… Bak nasıl açılıyor götüm… Ohhhh sikini içine alabilmek için açılıyor… Ohhhhhh… Tanrım çok güzel… Ahhhhhh… Immmnnnnhhhh…”

Kalçaları, yine bir dansözünki gibi hareket etmeye, öne arkaya, sağa sola oynamaya başlamıştı. Büyülenmiş gibi, Juan’ın sikinin başının yavaş yavaş kaybolmakta olduğunu görüyordum. Tanrım, inanılır gibi değildi. Sonra müthiş bir şey oldu ve bir nara atlattı Bolivyalı. Vücudu sarsılıyordu. Yine tutamamıştı kendini. Bu sefer tohumlarını, karımın, sikini alabilmek için alabildiğine açılmış küçük götünün içine fışkırtıyordu üstelik. Bunu hissetmek, Naz’ı da çıldırtmıştı tabi. Onun da tüm vücudu sarsılmaya başlamıştı. Ağzından küçük çığlıklar kaçıyordu. Bacakları onu taşımaz hale gelmiş olmalıydı. Bir anda kendini Juan’ın kucağına bıraktığını gördüm. Bolivyalı’nın o akıl almaz büyüklükteki siki, yağ gibi kayarak götüne giriverdi bir anda. İçine fışkıran bellerle vıcık vıcık bir hale gelmiş olmalıydı karımın götü. Kalçalarının Juan’ın bacaklarına değmeye başladığını hissettiğinde de, bir daha geldi beli. Vücudunun üst kısmını Juan’ın göğsüne yaslayıp, kendini iyice bıraktı.

Bir süre öylece kaldılar. Naz’ın tüm gücü bitmiş gibi görünüyordu. Ama Juan’ın hareketsiz kalmaya niyeti yoktu. İki elini uzatıp, karımı diz altlarından kavradı ve bacaklarını yukarı kaldırdı. Manzara müthişti. O kocaman sik, dibine kadar girmişti götüne. Onun biraz üstünde de, alabildiğine açık amı vardı. Perişan bir halde görünüyordu o küçücük am. Kızarmıştı. İçinden, peltelenmeye başlayan beller sızıyordu. Sonra Juan sikmeye başladı. Kalçalarının çabuk hareketleriyle, sikini, karımın götüne sokuyor, çıkarıyor, sokuyordu.

“Ohhhh sik götümü…” diye inledi Naz, “Sik beni… Ohhhhhh götümü sik… Ahhhhhh çok güzel… Ohhhhhh… Imnnnhhh… Ahhhhh… Sik götümü… Ohhhh sik…”

Gerçekten de sikiyordu şimdi Juan. O küçücük göt deliği, sikini sımsıkı sarıp, aklını başından almış, onu zevk bulutlarının üstüne çıkarmış olmalıydı. Yine her geri çekişinde, en ucuna kadar çıkarmaya, her geçirişinde de, dibine kadar sokmaya başlamıştı. Ama Naz, tüm vücudu sarsılarak bir kez daha belini getirmeye başladığında, durmak zorunda kaldı. Karımın küçücük götü, sikini bir mengene gibi sıkıştırmış olmalıydı. Öyle ki, sokup çıkaramıyordu bile. Ama bir süre sonra yine sikmeye başladı onu. Tanrım, o kocaman sik girip çıktıkça, karımın amı da bir ağız gibi açılıp kapanıyor, ortaya, seyrine doyum olmayacak bir manzara koyuyordu. O kadar çok tahrik olmuştum ki, artık her an belimin gelebileceğinin farkındaydım. Ama tüm gücümle kendimi tutmaya çalışıyordum. Sanki belim gelirse, her şey bitecekmiş gibi geliyordu bana.

Karım, artık yalnızca inliyordu. Zevkten uçmuş bir halde olduğunu görebiliyordum. Birden bir daha getirdi belini. Hemen peşinden de bir daha ve bir daha. Ama Juan artık durmuyordu. Ne kadar sıkıştırılmış olursa olsun, o kocaman sikini Naz’ın götüne sokup çıkarmayı sürdürüyordu. Hareketleri giderek hızlanıyordu da üstelik. Bir taraftan da, ağzından hırıltılı sesler çıkarıyordu. Karımın inlemeleriyle birlikte, yalnızca bu sesleri dinlemek bile müthiş tahrik ediciydi doğrusu.

Sonunda, tüm öteki hırıltıları bastıran bir nara çıktı Juan’ın ağzından. Yine tüm vücudu sarsılmaya başlamıştı. Belini getirdiğini, tohumlarını, karımın götünün derinliklerine fışkırttığını görebiliyordum. Ama bu sefer, öyle köküne kadar geçirip durmamıştı. Hala sokup çıkarıyordu ve o kocaman siki tıpkı bir pompa etkisi yaparak, kıvamlı bellerin, höpürtülü sesler çıkararak Naz’ın götünden taşmasına ve taşaklarının üstüne akmasına neden oluyordu.

Karım ise çıldırmış gibiydi gerçekten de. Çırpınıyor, çığlıklar atıyor, sarsılıyordu. Artık kendimi tutmama olanak kalmamıştı. Elimi sikime dokundurmamıştım bile. Ama belim gelmeye, tohumlarım, mutfak masasının üstüne fışkırmaya başladı. Gözlerim kararıyordu. Ben mutfakta, onlar içerde kanapenin üstünde, üçümüz de yığılıp kaldık.

İçimizden ilk ayaklanan karım oldu. Yorgun yorgun kalktı Juan’ın kucağından. Götünden çıkan sik hala inmemiş, hala kocamandı. Üstelik şimdi, üstüne bulaşan bellerle pırıl pırıl parlıyordu da. Büyük bir şaşkınlıkla seyrediyordum, gözlerimin önündeki manzarayı. Juan’a kalsa, karımı sikmeye devam edecek gibi görünüyordu. Ama Naz buna fırsat vermedi.

“Ben yukarı, kocamın yanına gidiyorum şimdi…” dedi ona, “Nasıl olsa üç gün bizimlesin…”

Sonra eğilip, onun hala dimdik duran sikini okşadı hafifçe. Peşinden de arkasını dönüp, salondan çıktı. Ben de hızla merdivenlere yöneldim. Yatak odasına birlikte girdik. Onun son derece heyecanlı olduğunu görebiliyordum. Kapıyı kapar kapamaz boynuma sarılıp, tüm vücudunu benimkine yasladı. Müthiş bir sikiş kokusu yayıyordu. Am ve bel kokusu. Yüzü ve ağzının çevresi, hala bel içindeydi.

“Ohhhh gördün değil mi sevgilim..?” diye sordu fısıldayarak, “Gördün değil mi nasıl sikti beni..? Gördün değil mi ne kadar büyük siki… Ohhhh manyak bir şeydi sevgilim…”

Sonra hiç beklemediğim bir şey yaptı ve bel içindeki dudaklaını, dudaklarıma yapıştırdı. Dili bir anda ağzımın içine kaydı. Burnuma dolan kesif bel kokusu ve dilimin üstünde hissetiğim hafif tuzlu tad, başımın dönmeye başlamasına neden oldu. Sikim bir anda kazık gibi kesildi yine. Bunu hissetmek, karımı da çılgına çevirdi birden. Kendini kollarımdan kurtararak, sırtüstü yatağa attı. Bacaklarını alabildiğine açmış, dizlerini büküp omuzlarına doğru çekmişti. Yeni sikilmiş amıyla götünün görüntüsü müthişti. Her zamankinin aksine, iki deliği de alabildiğine açık, alabildiğine bollaşmış görünüyordu. İçleri bel doluydu. Kendimde değilmişcesine ona doğru yürüdüm ve yere diz çökerek, gözlerimin önündeki manzarayı, daha yakından seyretmeye başladım. Sikim zonkluyordu.

Birden, daha da beklenmedik bir şey yaptı karım ve iki elini bacaklarının arasından uzatarak beni saçlarımdan yakaladı. Başımı kasıklarına doğru çekmeye başladığını hissettim. Tanrım yüzümü vıcık vıcık bel içindeki kasıklarına çekiyordu. Nedendir bilmem ama, direnmek gelmiyordu içimden. Sonra ağzımı alabildiğine açtım ve hırsla yapıştım amının dudaklarına. Az önce öpüşürken ağzıma gelen bel tadı şimdi çok daha kesif bir biçimdeydi. Burnuma gelen birbirine karışmış bel ve am kokuları ise kelimelerle anlatılamayacak kadar tahrik ediyordu beni. Dilimi, Juan’ın alabildiğine bollaştırdığı amının içine sokuverdim.

“Ohhhhhh yala beni sevgilim n’olursun…” diye inledi Naz, “Hadi yala beni… Yeni sikilmiş amımı yala… Ohhhhhh… O koskocaman Bolivyalı sikinin girdiği amımı yala sevgilim… Ohhhhh içime doldurduğu bellerini yala n’olursun… Ohhhhh deli oluyorum… Immmnnnhhh… Ohhhhhh… Yala hadi sevgilim…”

Tüm vücudu, büyük bir kendinden geçmişlik içinde dalga dalga kıvranıp bükülüyordu. Benim için de ip, kelimenin tam anlamıyla kopmuştu. Karımın yeni sikilmiş amını, inanılmaz bir hırsla yalıyor, emiyor, dilimi içine sokuyor, içinden sızan, taşan belleri yutuyordum. Kafamın içinde müthiş bir uğultu vardı. Tüm ömrüm boyunca ilk kez böyle bir şey yapıyordum ve bu beni inanılmayacak kadar tahrik ediyordu. Sonra aynı şeyleri götüne de yapmaya başladım. Aslında tüm hareketlerimi hiç düşünmeden, yalnızca içimden geldiği gibi yaptığımın da bilincindeydim. Bunu farketmek ise sanki mümkünmüş gibi daha da çok tahrik olmama neden oluyordu.

Bu arada karım da çıldırma sınırına gelmiş gibiydi. Tüm adelelerinin kasılıp gevşediğini görebiliyordum. Kalçaları yataktan havalanıp, amını ya da götünü ağzıma büyük bir hırsla bastırıyordu. Yine sürekli geliyordu beli. Amı, durmadan akan bir çeşmeye dönmüştü. Am suları karnının derinliklerinden kopup ağzıma kadar gelirken, Juan’ı bellerini de birlikte getiriyordu tabii. Bu beni çıldırtıyor, daha iştahlı yalamama, daha hırslı emmeme neden oluyor, o zaman da, bir daha ve bir daha belini getiriyordu Naz.

Sonunda, titreye titreye duruldu. Dizlerimin üstünde doğrulup ona sokuldum. Bacakları hala alabildiğine açık, dizleri neredeyse omuzuna yapışıktı. Patlama noktasına gelmiş olan sikimi amına dayadığım anda, hepsi içinde kayboluverdi.

“Tanrım… ” dedim, “Ne kadar bollaştırmış seni…”

Bu sözler, karımın üstünde tam bir tetik işlevi yaptı. Bir kez daha ve alabildiğine şiddetle belini getirdi. Sonra yine duruldu. İnanılmayacak kadar gevşemişti, o her zaman sımsıkı olan küçücük amı. Sikimi çıkarıp götüne soktum bir anda. Tabii o küçük göt deliği de, her zaman alıştığım sıkılığından çok uzaktı. Ama yine amından daha sıkıydı. İki elimle bacaklarını diz altlarından tutup, daha da bastırdım. Sonra da sikmeye başladım. Juan’ı belleriyle bollaşıp vıcık vıcık hale gelmiş götü, hafifçe bollaşmış bir am gibiydi.

“Sik beni sevgilim…” diye inledi Naz, “Ohhh götümü sik sevgilim… Ohhhh yeni sikilmiş götümü sik… Tohumlarını doldur içime… Bellerin içimde Bolivyalı belleriyle karışsın sevgilim… Ohhhhh… Ohhhhh… Çok güzel sevgilim… Ohhhh çok güzel…”

Artık hırsla sikiyordum onu. Karımı, az önce kocaman bir Bolivyalı sikinin girip çıktığı götünden sikiyordum. Hala içini dolduran beller, sikime bulaşıyor ve bunu hissetmek, beni zevkten uçma noktasına getiriyordu. Biraz önce aşağıdaki kanapenin üstünde, Juan’ın o kocaman sikiyle götünden sikilirkenki hali gözlerimin önünden gitmiyordu. Birden içimde bir top patlamış gibi oldu. Tohumlarım fışkırmaya, Naz’ı götünün içinde Juan’ınkilerle karışmaya başladı. İşte bu müthişti. Tanrım hem de çok müthişti. Kendimden geçmeden önce, aklımda olan son şey de buydu.

sakarya escort bayan sakarya escort bayan sakarya escort bayan sakarya escort bayan eryaman escort bayan sakarya escort bayan